Bazı kitaplar biraz üzerine düşünmeyi, demlenmeyi bekliyor. Ben’in Gemisi de öyle oldu benim için. Sadece ölüm temalı olduğu için değil; konuyu başka bir perspektiften ele aldığı için. Edebiyatın dilini resimle, sanatla buluşturduğu ve özgün bir yerinden konuyu işlediği için en çok da. Nihayetinde hayatın bir gerçeğini ele alıyor ama onu diğerlerinden ayıran şey o gerçekliği ustalıkla çocuğa ve önümüze bırakması; hem de böyle kocaman anlamlar yükleme telaşından uzak, sadece içindeki biriken duyguyu şeffaf bir şekilde sunarak. Pieter Koolwijk yazıyor, Linde Faas resimliyor kitabı ve Erhan Gürer çevirisi ile de okuyoruz. Can Çocuk Yayınları da ne iyi etmiş de basımını üstlenmiş.
Yazar Hollandalı. Daha önce yine aynı coğrafyadan Pimm Van Hest’in Annem Her Yerde kitabını okumuş ve çok etkilenmiştim. Sonra ölüm temasını nasıl ele aldıklarını düşündüm iki yazarın da ama sanırım kültürel kodlar çok fazla şey söylüyor. Yani bize, bizim toplumumuza göre zor sayılan aslında hem çocuk dünyasına, hem de kültürel olarak başka toplumlara konuşulması, üzerine yazılması zor şeyler değil. Bu nedenle de, onlar yaşamın içinden bir gerçeği kaleme alırken, olabildiğince samimi şekilde edebiyatın sıcak yuvasında demlenirken, bizler daha fazla zorlanıyor ve çocukla konuşmanın şeklini kurguluyoruz. İşte o kurgu galiba biraz daha bizi yapay kılıyor. O da şimdilik diye düşünüyorum. Çünkü bu temada, yani ölüm temasında bizde de iyi örnekler gelecek diye düşünüyorum. Bunu konunun popüler olma kaygısından uzak olarak yazacak yazarlar sağlayacak. Pieter aslında kızının kedisinin ölümü sonrası aralarında geçen diyalogdan etkileniyor ve o şekilde yazıyor Ben’in Gemisi’ni. Nazlı Akçura, Edebiyatla Büyüyenler Kulübü’nde yazarla röportaj yapmış ve bu hikayeyi çok güzel anlatmış. Oraya bakabilirsiniz yazarı daha yakından tanımak isterseniz. Ben de Kocaeli’den Nikomedia Çocuk Edebiyatı Topluluğu’ndan Hülya G. Poyraz’ın daveti ile bir webinara katıldım ve orada yazar Pieter Koolwijk’i dinledim. Sorularımızı yönelttik ve yanıtlarını dinledik. Bunun için bir kez daha Hülya hanıma ve emeği geçenlere teşekkür ederim. Okuma pratiğinde yazardan bağımsız olarak kitapla bağ kurarız ve bunu yaparken de kendi sosyokültürel geçmişimizden bakarız metne. İşte bu nedenle üzerine yazmak için beklediğim bir kitap oldu Ben’in Gemisi. Mizahla harmanlaşmış ve toplumsal kabulleri sorguya çeken tarafının dışında ölüm ve buna dair rutielleri de düşünmeme sebep oldu. Bu da başka okumalara ve sohbetlere konu araladı. Bence bir kitaptan alacağımızın fazlasını almış olduk. Ayrıca tüm bunların dışında hayata dair olanı kültürel olarak nasıl taşıdığımız ve başka kültürlerin nasıl taşıdığını da düşündüğüm bir okuma oldu. Çocuk kısmında da açıkçası bize zor gelenin bizim yaşanmışlıklarımızla ilgili olduğunu, öğrenilmiş bir zorluk olduğunu düşünüyorum. Bu elbette ölüm kolaydır demek değil, asla değil hem de. Sadece duygularımız konusunda kendimize ve yanımızdaki çocuklara yeterince açık değiliz diye düşünüyorum. O nedenle bu konular bize onlarla konuşmak için zor geliyor. Bu kadar özeni sadece çocuk edebiyatında gösteriyor olmamız da bizim çelişkimiz. Keşke bu özen onları incitecek her şeyde içselleştirilebilse diye de düşündüm bir yandan.
Abisini kaybeden bir çocuk, babası ve annesi ile bu süreci geçirmeye çalışırken alışılagelmişin dışında bir yolla mezarı bir gemi şeklinde tasarlayıp bahçelerine yerleştiriyorlar. Buna çevreden sesler yükseliyor ve kitap bununla mücadele eden babanın mizahi yanına ışık tutuyor. Kitapta anne ve annenin bu yas sürecinde ne yaşadığına pek tanık olmuyoruz. Yazar bunun bilinçli bir tercih olmadığını, sadece babadan yola çıktığını söyledi webinarda. Kayıp yaşayan çocuk ise babası ve komşularının olaya bakış açılarındaki farklarda arada bocalıyor. Yine de babasının yanında yer alıyor. Yazar meselenin duygular olduğunu ve yas sürecini kişinin yaşamasına müdahalenin anlamsız olduğunu düşündüğünü ifade etti. Yani ortada bir kayıp varsa, başkalarının bununla ilgili ne dediğinin veya neye itiraz edeceklerinin önemli olmadığını, asıl düşünülmesi veya dikkat alınması gerekenin bu olmadığını düşündüğünü söyledi. Yazarın niyeti elbette kıymetli ve kitap bunlarla birlikte okununca daha da açılıyor. Yine de bizim kültürümüzü düşününce bazı yörelerde mezarlar evin bahçesinde yer alırdı ve hala alan yerler var, bunun dışında mesela İzmir’deki Bademler Köyü’nde mezar taşlarına o kişiyle ilgili özlü sözler yazılır ve genelin dışında bir yol izlenir. Oradaki yatan kişilerle ilgili hayatını anlatan minik bir anlatımla ya da belki ağıtla diyebiliriz, kişiye veda edilir. Oysa bu klasik anlamda gördüğümüz bir mezar taşı ve yazısı değildir. Yani aynı toplum içinde bile ölümü karşılama şekillerimiz farklı aslında. Ben’in Gemisi’ni okuduktan sonra Anadolu Folklorunda Ölüm konulu kitaba da baktım. Sedat Veyis Örnek hocanın hazırladığı kitapta bir çeşit sosyolojik bakış açısıyla ölüme dair bilgiler yer alıyor. Ölüm gibi, doğum, düğün, inanışlar da değişiyor. Değişim bir başkasına göre kolay olmayabilir ama tam da yazarın dediği gibi temel mesele belki de duygulardır. Buna yüklenen anlamlardan bağımsız olarak kişinin ne hissettiğini duyabilmesi kıymetlidir ve belki biz orada bir şeyleri kaçırıyoruz. Bu kitap bunu anımsattı en çok da. Çocuk ne hissediyor, ne düşünüyor, o kaybı nasıl anlatıyor veya dillendiriyor? Yetişkin kayıpla ne yapıyor, o kaybı nasıl bir yas süreciyle tamamlıyor? Çocuk edebiyatında kar amacı gütmeksizin, bir duyguyu ele alan ve bu nedenle bence önemli olan kitaplardan birisi Ben’in Gemisi. Tam da tüm bu soruları sormamız, yanımızdakiyle konuşmamız veya sadece onu dinlememiz için bir alan açabilir. Bu da kesinlikle az bir şey değil. Çünkü maalesef biz yetişkinler kalıp yargılara daha sıkı bağlıyız ve yeni olan, farklı olan bize daha anlaşılmaz gelebiliyor. Yaş ilerledikçe veya dogmatik olan yerleştikçe daha büyük bir direnç gösteriyoruz alıştığımızın dışındakilere. Oysa çocuklar doğuştan soru sormaya, düşünmeye, anlamaya daha yakın. Yani felsefe onların doğası aslında. Bizim kaçırdığımız şeyi bence Pieter henüz kaçırmamış ve yanındaki çocuğu dinlediği, duyduğu gibi içindeki çocuğa da kulak kabartıyor. O nedenle belki de en çok büyüklerin okumasını istediğim kitaplardan oldu.