İçimizdeki Oblomovlar

Esra Aydın

Esra Aydın

Tüm Yazıları

Hızın kutsandığı bir çağda yaşıyoruz desek abartmış olmayız.
Gündelik hayatın akışında birkaç saniye durmak lüks.
Uzun uzun bir şeyler üstüne düşünmek ise bir çoğumuza zor geliyor.
Böylesine hızlı bir yaşam akışında Oblomov’u okumak, edebî bir karaktere bakmaktan daha fazlası şüphesiz.
Aynı zamanda, içimizde yaşayan bir tarafla da yüzleşmek demek.
Oblomov, düşündüğümüz gibi sadece tembelliğin simgesi olan bir karakter değil.
Modern insanın, her geçen gün artan hız karşısında geliştirdiği direnişin eski bir yansıması gibi.

*

Ritmin bu kadar attığı bir çağda Oblomov’u okumak tahammül sınırlarımızı zorlayabilir.
Çünkü Oblomov; yavaşlığın, durağanlığın, ertelemenin, bekletmenin ve bir türlü harekete geçememenin bir portresi gibi adeta.
Hızlanan yaşamlarımıza ağır gelebilecek ölçüde bir yavaşlık direnişi sunuyor.
Gonçarov’un bu eserini okurken bunaldığım, “Artık kalk yerinden!” dediğim satırların az olmadığını fark ettim.
Zihnimde sürekli bir yerlerde değişim kıvılcımının çakacağı beklentisiyle ilerlerken, bu denli yavaşlığın ve ertelemenin gerçekten mümkün olup olamayacağını sorguladım.
İster istemez günümüz insanını ve yaşadığımız hız çağını düşünerek şu soruyu sordum: “Bugünün Oblomovları kimler ve nerede yaşıyor?”

*

Gonçarov’un 19. yüzyılda yarattığı Oblomov karakteri, fiziksel olarak harekete geçemeyen biri gibi görünse de aslında ertelenen hayallerin ve beklenti dünyasının kurbanı olarak okurun karşısına çıkıyor.
Bu durum, günümüz insanına tanıdık gelebilir.
Çünkü modern çağda insanlar fiziksel olarak hareket hâlinde gözükürken ruhen ve zihinsel yönden donmuş gibi.

*

Bugünün Oblomov’u sabah erkenden işe yetişme telaşında olanlar.
Akşam evine döndüğünde ise yorgunluktan tükenmiş vaziyette her biri.
Bu tükenmiş hâl içinde telefon ekranına kendini kaptırarak saatlerce sonsuz akışta kalmaya ise gönüllü.
Tüm bu sirkülasyon içinde zihin de giderek ağırlaşmaya başlıyor haliyle.
Yani söz konusu olan hareketsizlik, kendini yatakta miskinlik etmek şeklinde göstermiyor.
Zihin zamanla eylem kapasitesini kaybederek biçim değiştirmeye başlıyor.

*

Oblomov, hayal kurarak harekete geçmeyi erteleyen bir karakter.
Bugün ise farklı bir Oblomovluk mevcut.
Artık hayal kurmaktan değil de çok fazla seçenek arasında kalmaktan yoruluyoruz.
Yapmak zorunda olduğumuz her seçenek stres yaratıyor.
Seçeneklerin çok olması, kıyas yapmak ve en nihayetinde karar verme süreçleri başlı başına yorgunluk sebebi.
En nihayetinde de insan, “başka bir zaman yaparım” diyerek karar alma ve eylem süreçlerini rafa kaldırıyor.
Bugünün Oblomovları sosyal medya akışlarında, saatlerce izlenen videolarda ve kapanmayan sekmelerde kayboluyor.
Ekranda yaratılan bu konfor alanı herkesin kendi Oblomovluğunu büyütüyor.
Diğer yandan bireylerin yavaşlama ihtiyacı geri plana atılıyor.
Tüm bunlar, günümüz insanının tembellikten ziyade, zihinsel yük birikiminin yarattığı yorgunluk nedeniyle Oblomovlaştığını gösteriyor.
Bir anlamda, zorunlu bir ara verme hâline dönüşüyor.
*

Üniversite öğrencileri, iş hayatında olanlar, evde çocuk büyütenler ve daha birçokları günümüz Oblomovları arasında yer alıyor.
Yaşamın içinde olmakla birlikte, her biri bir o kadar da yaşamın dışında.
İnsan merak ediyor; Oblomov olduğumuz için mi yavaşlamaya başladık, yoksa sürdürdüğümüz yaşamları sistemlerimiz kaldıramayacağı kadar hızlandığı için mi?
Belki de hızına hız katan yaşam makinesinin bir dişlisi olmaktan yorulduğumuz içindir kim bilebilir ki?
Sonuç olarak, pek çok şeyde olduğu gibi Oblomov’u yargılamak oldukça kolay.
Zor olan, insanın niçin eylemsiz kaldığını anlamak.
Bu da kaçınılmaz biçimde kendimize ayna tutmayı gerektiriyor.
Çünkü hepimizin ötelediği bir kitap, başlatamadığı bir proje, aramaya fırsat bulamadığı bir dostu ya da zihninde taşıdığı bir yük varken, ara sıra Oblomovlaşmanın normal olduğunu kabul etmek bu dünya hayatının kaçınılmaz gerçeklerinden biri olamaz mı?
Ne dersiniz?