Bakmaya kıyamadığımız o fotoğraf
Atlas Çağlayan…
Onun adını birkaç gün önce duyduk.
Pırıl pırıl bir yüz, tertemiz gözler…
Yüzüne bakmaya kıyamadığımız çocukların adlarını yürek acıtan haberlerin içinde okur olduk.
Başka çocukların ellerinde yok oluşuna tanıklık ettiğimiz masum yüzlerin sayısı ne yazık ki artıyor.
Geride ise dayanması mümkün olmayan bir yürek yangını yaşayan aileler kalıyor.
*
Benim çocuğum ya da senin çocuğun diye bir şey var mı sizce?
Bana göre yok.
Senin yetiştirdiğin çocukla benim yetiştirdiğim çocuk aynı sokaktan geçiyor, aynı okulun önünden yürüyor, aynı parkta top koşturuyor.
Aynı toplumun ferdi oluyorlar.
Birinin elinde bıçak varsa, diğerinin ‘iyi yetişmiş’ olması onu korumaya yetmiyor.
Küçücük yaşlardaki çocuklar ceplerinde bıçak taşıyor.
Ve bunu kanıksıyorlar.
Şiddeti normal karşılıyorlar, kendi yaşıtları üstünde sağladıkları gücü bir başarı olarak kabul ediyorlar.
*
Bakın, bu sadece bireysel bir mesele değil.
Toplumsal çöküşün de alarmı aynı zamanda.
Şiddetin normalleştiği ve öfkenin meşrulaştığı bir iklimde büyüyen çocuklar, kötülük tohumları saçmayı hak görüyor.
Rol model olarak ise bağıran yetişkinleri ve cezalandırılmayan eylemleri görüyorlar.
*
Ahmet Minguzzi’den sonra yine böyle bir acının yaşanması ise çok elim.
“Bir daha olmasın” dediğimiz her olaydan sonra yeni bir isim ekleniyor bu kara listeye.
Her seferinde bir ailenin içi yanıyor, bir masum yüz şiddetin kurbanı oluyor.
Bu düzenin sorumluluğu sadece anne babalarda değil; okulda, sokakta, medyada, yargıda yani hepimizde…
*
Herkes isyan ediyor, her yerde Atlas’ın melek yüzünü paylaşıyor ve benim bu yüze birkaç saniyeden fazla bakmaya gücüm yok.
Hiçbir çocuk, başka bir çocuğun karanlığı yüzünden yaşamdan koparılmamalı.
Hiçbir aile bu acıyla baş başa bırakılmamalı.
Bu bir vicdan çağrısıdır.
Lütfen çocuklarınızı dünyaya getirip kendi hallerinde büyümelerine fırsat vermeyin.
Onları ince ince işleyin, şekillendirin.
Emek verdiğimiz her şey şüphesiz bize yanıt verecektir.
Akıllarını ve ruhlarını güzelliklerle bezeyin; karanlığın eline teslim etmeyin.
Etmeyin ki bakmaya kıyamadığımız o fotoğrafların yanına bir yüz daha eklenmesin…