Gazeteciliğin Kolektif Sorunu
Dün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ydü.
Takvimdeki adı tam olarak böyle.
Ancak bugün, uzun zamandır gazeteciler için kutlamadan çok bir hatırlatma niteliği taşıyor.
1961’de basın emekçilerinin haklarını güvence altına alan 212 sayılı yasanın yürürlüğe girmesiyle anlam kazanan bu tarih, bugün geriye dönüp baktığımızda “ne kaybettik?” sorusunu sormamıza neden oluyor.
***
Günün anlam ve önemine binaen Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Merkezi ve Kocaeli Temsilciliği tarafından “Yerel basının sorunları ve örgütsüzlük” başlıklı bir panel düzenlendi.
Ben de katılımcılar arasında yerimi aldım.
Panel, üst satırda belirttiğim sorunun etrafında şekillendi diyebilirim.
Gazetemizin yazı işleri müdürü Sebahattin Aydın’ın moderatörlüğünde gerçekleşen panelde, TGS Genel Sekreteri Banu Tuna, Gazeteci-Yazar Şenay Aydemir ve Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emel Baştürk, gazeteciliğin ve yerel basının sorunlarını masaya yatırdı.
***
Konuşulanların büyük bölümü, aslında biz gazeteciler için yeni değildi.
Güvencesizlik, belirsiz çalışma saatleri ve ücretler, sendikasızlık…
Banu Tuna’nın da altını çizdiği gibi, gazeteciler çalıştıkları kurumların imkânlarına göre ücret alıyor.
Özellikle genç gazeteciler mesleğe neredeyse güvencesiz koşullarda başlıyor.
Yine Tuna’nın paylaştığı sendikalaşma oranları da bu tablonun çarpıcı göstergelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Türkiye’de gazetecilerin sendikalaşma oranı sadece yüzde 13 civarında ve bu oran, genel iş kollarının da altında kalıyor.
Diğer iş kollarında ise ortalama yüzde 17.
Öte yandan Kocaeli’de TGS’nin örgütlü olduğu medya kuruluşunun olmaması da yerelde sorunların derinliğini ortaya koyuyor.
Oysa sendikalı olmak yalnızca ücretler kapsamında değerlendirilmemeli.
Sendikanın; görev tanımı, sosyal haklar ve çalışma saatleri açısından da gazeteciye güç kattığı unutulmamalı.
***
Panelin bir diğer önemli başlığı da şüphesiz gazeteciliğin geçirdiği dönüşüm.
Bizim de fakülteden hocamız olan sevgili Prof. Dr. Emel Baştürk, artık tek tip bir gazetecilik istihdam modelinden söz etmenin mümkün olmadığını belirtti.
Mezun olan gençler, çoğu zaman bir haber merkezinden ziyade; dijital platformlarda, bireysel çabalarla, kendi içeriklerini üreterek ayakta kalmaya çalışıyor.
Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de arama motorları ve sosyal medya şirketleri haberden büyük kazanımlar sağlarken, içeriği üreten gazeteciler maalesef bu pastanın dışında kalıyor.
Bu alana ilişkin yasal düzenlemelerin Türkiye’de hâlâ gündeme gelmemesi ise oldukça dikkat çekici.
***
Gazeteci-yazar Şenay Aydemir’in sözlerine gelecek olursam her biri mesleğin hafızasına tutulmuş aynaydı diyebilirim.
Aydemir, medyanın 25 yılda nasıl örgütsüzleştirildiğini, ana akımın sermaye ve siyasetle kurduğu ilişkiyi, muhabirliğin nasıl değersizleştirildiğini tek tek anlattı.
***
Ancak bu tespitlerin arasında, bizlerin üzerinde durması gereken bir konu var.
İşçiler için, çevre için, kadınlar ve öğrenciler için sahada olan gazeteciler; kendi hakları gündeme geldiğinde neden geride durmayı tercih ediyor?
Sendikaya olan bu mesafeli yaklaşım, “zaten bir şey değişmez” algısı ve bireysel kurtuluş arayışı, ne yazık ki mesleğimizin en büyük sorunlarından biri olmaya devam ediyor.
Özetle, “gazeteciler, kendi meslekleri söz konusu olduğunda neden aynı refleksi göstermiyor?” sorusuna bir cevap aranıyor.
***
İşte bu sebeple 10 Ocak, bir kutlama gününden çok mesleki yüzleşme günü olmalı. Gazeteciliğin yalnızca bir meslek olmadığı ve ancak birlikte olunduğunda anlam kazandığı unutulmamalı.
Bugün gelinen noktanın geçmişte verilen mücadelelerin sonucu olduğunu birbirimize hatırlatabilmeli.
“Bu mesleğin neresindeyiz?”,
“Yan yana gelmekten neden çekiniyoruz?”,
“Gazeteciliğin geleceği şekillenirken biz gazeteciler hangi rolü üstleniyoruz?”,
“Ve gerçekten gazeteciliği ne kadar önemsiyoruz?”
Birlik ve beraberliğe…