Mucize Beyin
Dr. Jill Bolte Taylor tarafından yazılan “Mucize Beyin” kitabını büyük bir merakla alıp okudum. Etrafımdakilerle bazı bölümlerini paylaştım. Ama buradan da yazmak istedim. Üstelik üzerine daha detay yazmak gibi bir şansım varken. Kardeşinin şizofren olması nedeniyle nörolojiye merak salan yazar, kendisi de 38 yaşına geldiğinde beyin kanaması geçiriyor. O an yaşadıklarını anlattığı bir söyleşisi var youtubeda. Mucize Beyin kitabı da buradan yola çıkıyor ve yazarın 8 yıllık iyileşme sürecinden damıttıklarını kapsıyor. Diyojen Yayıncılık tarafından basımı yapılan kitabın çevirmeni Solina Silahlı. Bu deneyimden geçen veya yakınlarından benzer deneyimler yaşayanlar varsa bence okumaları onlara yalnız olmadıkları duygusunu verecektir.
Her sayfasını merakla çevirdiğim kitabın ilk kısmında beynin çalışma şeklinden bahsediyor yazar. Sonra da şu cümlelerle devam ediyor “Eğitimli bir nöroanatomist olarak beynimin plastisitesine; yani sinir devrelerini onarma, değiştirme ve yeniden eğitme yeteneğine inanıyordum.” Teorisini öğrendiğini bedeninde deneyimlemek ve iyileşmek için 8 yıl harcamak oldukça büyük bir çaba, emek ve azim gerektiriyor. İyi ki yazar bu kitabı yazmış dedim içimden ve şimdi buraya da yazıyorum. Bir hasta olarak kendisine nasıl davranıldığını da yazan yazar, nasıl davranılmasını beklediğini de yazıyor. Bunlar kıymetli veriler ilgilisi için. Annesinin iyileşme sürecinde yanında en büyük destekçisi olarak durduğuna ve büyük bir sabırla, sürekli tekrarlarla eski hale dönmesi için gösterdiği çabaya da değiniyor yazar. “Denemek” onlar için anahtar kelime olmuş, sürekli olarak ve büyük bir özenle kaybolan yetiler yeniden hayata geçirilmiş. Kolay olmuyor elbette. Annesi onu ikinci kez büyütüyor tekrar ve konuşma kadar, okuma yazma da bu öğrenilenler arasına giriyor. Minik başarılarını beraberce nasıl coşkuyla karşıladıklarını anlattığı kısımlar çok duygu dolu. Sadece anne kız değil, etraflarında sevgi yumağı oluşturan ve sürekli Taylor’a kartlarıyla, mesajlarıyla moral olan insanlar da var. Bunun da yaşama, iyileşme direncini arttırdığını ifade eden yazar, negatif hemen her şeye kendilerini kapattıklarını anlatıyor. Bu kısım özellikle önemli; benzer deneyimlerden geçenler için çok fazla kültürel deneyim var ama hasta için öncelikli ve iyi olana kanalize olma gereği çok net ifade edilmiş. Ziyaretler kısıtlanmış ve bazı günler sıfırlanmış, negatif enerjide olanlar, karamsar düşünenler uzaklaştırılmış ve fazlası. İyileşmeye odaklanan ve bunun için yıllarca çabalayan biri var karşımızda ve onun destekçileri. Sonuç tam da bu nedenle şahane. Ayrıca nöroplastisite kavramına da sıkıca sarılıyoruz. Yani beynin kendisini yeniden iyileştirme yetisine. Gerçekten mucizevi bir organ ve aslında bedenin tamamı böyle. İşte o mucizenin peşinde bilimle giden bir kadın Taylor. “Kaygılı bir enerjiyle gelen insanlarla baş etmekse çok zordu. İnsanların bana verdiği enerjinin sorumluluğunu almalarına ihtiyacım vardı” diyor yazar bir yerde. Çünkü her gün yeniden kendini iyileşme ile ilgili ikna eden bu kadının ihtiyacı olan şey buydu. Kitabı herkesin okumasını isterim, o ayrı ama en çok da belki hasta yakınlarının okumasında fayda olabilir. Benzer bir deneyimden geçen kişinin aktardıkları ve üstelik beyin ile ilgili çalışmaları olan birinin aktardıkları çok daha etkili olacaktır. İnsanın kendisi ile mücadelesinde neyi seçtiğinin ve seçme hakkının kişide olduğunun gösterilmesi çok kıymetli bence.
Beynin çalışma şeklinin anlatılması hepimiz için önemli. Mesela yazar bir yerde neyi ararsak onu bulur ve görürüz diyor. Bu oldukça anlamlı bir ifade. Bunu bilimsel bilgi ile de açıklıyor zaten. Bu noktada aslında okuyucuya dümene geçmenin vakti geldi uyarısı da veriyor bir tarafıyla. Sıradan bir okur olarak beni etkileyen bir başka veri ise duygularımızın yoğunluğunun aslında fiziksel olarak 90 saniye sürmesi oldu. Bundan sonrası, yani o duyguyu (örneğin öfke), sürdürmenin kişinin kendi kararı olduğunu söylemesi çok ilginç. Bu bilgiden sonra bunun sorumluluğunu da kişiye bırakıyor aslında yazar. Sıradanlaşmış, öğrenilmiş, sorgusuzca kabul edilen ve tekrar edilenlerin dışında bir şey söylüyor bize yazar ve bu bir uyarı levhası gibi.
Kitabın sonunda da iyileşme önerileri yer alıyor. Buna ilave olarak yazar, en çok ihtiyaç duyduğu kırk şeyi yazmış ki; buradan hastalar, hasta yakınları ve hepimiz yararlanabiliriz. Son olarak bu yazara ulaşmamı sağlayan Nörobilim Kadınları Derneği’ne de buradan tekrar teşekkür etmek isterim. Onların sayfasında gezinirken Taylor’ı gördüm ve videolarını dinledim, sonra da kitabını aldım. Farklı disiplinlerde okumak, okurken beslenmek ve bunu aktarabilmek de bana düşen ayrı bir keyif ve şu an yazarken o keyfi yaşıyorum.
