Yükselen duvarlar
Yalnızlık çoğu zaman başımıza gelen bir şey gibi anlatılsa da bugünün yalnızlığı inşa edilen bir durum gibi.
Bazen adım adım bazen de farkında olmadan örülen duvarların içinde kalır insan.
Bu duvarlar öncelikli olarak ‘kendimizi koruma’ güdüsüyle yükselmeye başlar.
Yaşanılan hayal kırıklıkları, yanlış anlaşılmalar ya da reddedilme korkusu gibi durumlar taş üstüne taş koymaya neden olabilir.
Bir kez incinen, aynı yerden sınav vermek istemiyor.
Belki daha az anlatıyor, yüzeysel davranmayı seçiyor.
Belki de kendi kabuğuna hızlıca çekilmeyi.
Tuğlaların örülme hikâyesi de burada başlıyor.
*
Duvarlar güçlü görünme zorunluluğuyla eş zamanlı yükseliyor.
İnsanların bir kısmı yorulduğunu ya da birine ihtiyaç duyduğunu belli etmek istemiyor.
Çünkü zayıflığın, ihtiyaç duymanın başarısızlıkla eş tutulduğuna dair güçlü inançlar var. “İyiyim” demek bir yerden sonra alışkanlık hâline geliyor.
Bu alışkanlık ise zaman içinde mesafeye dönüşüyor.
Kapıyı çalmaya korkuyoruz çünkü gerçekten kapının ardında birinin olup olmadığı belli değil.
*
Duvarlarımız ilişkilerin kontrol altına alınma isteğiyle daha da yükseliyor.
İnsanlar artık ne kadar açılacağını ya da ne kadarını saklayacağını hesap ediyor.
Cümleler tartılıyor, duygular filtreleniyor ancak ilişkiler sığ bir şekle bürünmeye başlıyor.
Derinleşmenin risk olarak algılandığı bağ kurma biçimleri, doğallığını da yitiriyor.
Derinleşmek bir noktada kişinin görülmesi anlamına geldiği için incinme ihtimalini de içinde barındırıyor.
Ve kimse incinmek istemiyor…
*
Ardından mesafe koymak bir alışkanlığa dönüşüyor.
Cevap verilmeyen mesajlar, ertelenen buluşma planları, “bir ara yaparız” şeklinde kurulan geniş zamanlı cümleler duvarın en kalın tuğlalarını yerine yerleştiriyor.
Ve işte alın size nur topu gibi yalnızlık!
Birbirimizin hayatlarından yavaş yavaş el çekerken, ilişkilerimiz de yok olmaya yüz tutuyor.
Herkesin kendine yeteceği ve bir şeyleri tek başına taşıyabileceği düşüncesinden de güç alarak ördüğümüz duvarların ardında yeni bir gerçekliğe “merhaba” diyoruz.
Yardım istemenin zayıflık olmadığı, sevginin paylaşıldıkça büyüdüğü ve sorunların birlikteyken de çözülebileceği gerçeği duvarları tamamen yıkmak için bir neden değil.
Sadece o duvarları bu kadar yüksek örmeye gerek var mı bunun üstüne düşünebiliriz.
*
Doğası gereği sosyal bir varlık olan insan konuşmaya, paylaşmaya, anlaşılmaya, anlamaya, temas etmeye ihtiyaç duyuyor.
Yalnız kalmak, kendine yetebilmek yaşam içerisinde önemli bir beceri olsa da kendi kabuklarımızın içinde yaşamaya çalışmak taşıyabileceğimizden biraz fazla.
Galiba önemli olan kapının sonuna kadar açılması değil; rüzgârın ve ışığın gireceği kadar aralanması…
Çünkü insanın bu ışığı fark etmeye ihtiyacı var.
Ve şüphesiz var olduğuna, iz bıraktığına, “buradaydım” demesine…