İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE DOKUNULMADI Kİ!

Resmi adıyla, “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi.”

Toplumda bilinen adı ise İstanbul Sözleşmesi…”

Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan sıfatı ile imzaladığı,

Cumhurbaşkanı sıfatıyla kaldırdığı bu sözleşme; fiziksel, cinsel, psikolojik şiddet, taciz, cinsel taciz, kadın sünneti, zorla evlendirme ve kürtaja zorlamanın da dahil olduğu, kadınlara karşı şiddetin suç kapsamına alınmasını içeriyor.

*

Bu sözleşme, onaylayan tarafların farkındalık kampanyalarına, eğitime, kurbanlarla yakın temas içindeki uzmanların eğitilmesine, suçluların tedavi edileceği programların geliştirilmesine, cinsiyet kalıplarının ortadan kaldırılmasında medyanın rolünü ele almaya yatırım yapmasını içeriyor.

*

Bu sözleşme, taraf ülkeleri ücretsiz acil durum telefon hattı, barınak, tıbbi, psikolojik ve yasal danışmanlık, barınma ve mali konularda yardım sağlamakla yükümlü kılıyor.

*

Bu sözleşme cinsiyet temelli suçlarla ilgili veri toplanmasını, sığınma ve göç konularına eğilmesini, sığınmacı statüleri oluşturulurken cinsiyet temelli şiddet suçlarının değerlendirilmesini içeriyor.

*

Evet Türkiye, bu sözleşmeye İstanbul’da kendi evinde imza attı ve ilk imzayı atan ülke oldu.

Peki, kadın cinayetlerinin her yıl artarak sürdüğü ülkemizde, böyle bir sözleşmenin varlığı neyi değiştirdi?

İstanbul Sözleşmesi imzalanmadan önce yaşanan kadın cinayetleri, bu sözleşme sonrası durdu mu?

Kadına şiddet, tecavüz sona erdi mi?

Yoo, ermedi, aksine artarak sürdü!

Neden?

Çünkü, bu sözleşme kanunlarla desteklenmedi!

Çünkü bu sözleşme o günün koşullarında AB’ye girmek için yanıp tutuşan iktidar tarafından Avrupa Birliği’ne şirin gözükmek için imzalandı!

Bugün, sözleşmenin iptali de Avrupa Birliği’ne duyulan aşkın sona erdiğinin bir göstergesi.

Kadına şiddeti önleyemedik, cinayetleri, tacizleri, tecavüzleri önleyemedik!

10 yıldır yürürlükte olan bu sözleşmeyi samimiyetle hayata geçiremedik.

Bu sözleşmeyi ilk imzalayan ülke olmanın hakkını veremedik.

*

Peki, ne oldu da bu sözleşme tartışılır duruma geldi ve sonunda kaldırıldı?

İstanbul Sözleşmesi’nin 3. maddesinin 4. bendinde yer alan

“Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir” ifadesi,

Türkiye’deki sözleşme karşıtı çevrelerin en büyük dayanağı oldu.

*

İlgili madde kapsamında cinsel yönelimin de sayılması, eşcinselliğin teşviki olarak yorumlandı bu kesimler tarafından.

Saadet Partisi dışında kalan muhalefet partileri İstanbul Sözleşmesi’nin devam etmesi yönünde açıklamalar yaparken,

AKP ise yine “Padişahım çok yaşa” havasında Erdoğan’ı alkış yağmuruna tuttu.

Taraftarları “Kadınlarımızı korumak için sözleşmeye gerek yoktur” şeklinde destek yazıları yazdılar.

Zaten en başından beri içselleştiremedikleri bir sözleşmeydi, bittiğinde adeta kına yaktılar.

*

Sözleşmenin sonlanmasıyla beraber tabanın büyük bir kesimi ile Saadet Partisi’nin dediği oldu.

Bir gazla ev sahipliğimizde imzalanan İstanbul Sözleşmesi iptal edildi.

Muhalefet tepkili, kadın platformları tepkili, Saadet Partisi ve AKP kanadı mutlu.

İmzalayan AKP alkış, kaldıran AKP yine alkış!

AKP tabanının bu benimseyişi, bu fanatizmi takdire şayan(!)

Peki “milletçe alkışlayan” ana muhalefet partisi CHP,

Peki kadın bir genel başkana sahip İYİ Parti, onlar neyi eleştiriyor?

İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasını eleştiriyor!

Tek düze, sığ, hiçbir şeyi değiştiremeyeceklerini kabullenmiş bir şekilde…

*

Bakın, bu sözleşme 10 yıl önce imzalandı, sadece imzalanmış bir şekilde kaldı…

Allah aşkına söyler misiniz, muhalefet bu sözleşmenin kanunlarla desteklenmesi için ne çaba gösterdi bugüne kadar?

Hükümeti, bu noktada ne kadar sıkıştırdı?

Sözleşmenin hayata tam anlamıyla geçmesi için neler yaptı, ne kadar kamuoyu oluşturdu?

Herkes işi siyasi eksenden tartışıyor.

Kimse gerçek manada kadınlarımızı düşünmüyor.

İddia ediyorum, pek çok kadının bu sözleşmeden bu haklardan haberi dahi yoktu!

Olduğunda ise ortada sözleşme neyin kalmamış oldu.

*

Şimdi çıkartılan gürültüyü, sözleşme hükümlerinin uygulanması için çıkarsalardı,

Barolar bu manada içi doldurulmuş bir altlıkla kamuoyunu harekete geçirselerdi neler olmazdı.

İşte o zaman AKP’nin kaçacak bir yeri kalmazdı.

Nitekim kendi imzaladığı bir sözleşmeydi, nereye kadar kaçabilirdi ki?

Ama şimdi bu sözleşmenin “ne harika” bir şey olduğunu savunup, “gitti güzelim sözleşme” diyenler var ya!

O zaman bunun iyi bir şey olduğunu dillendirmekten imtina edenlerle aynı kişilerdir.

Kimse kusura bakmasın, kitabın ortasından konuşuyorum!

Sözleşme imzalandığında Erdoğan’a, AKP’ye paye vermemek adına İstanbul Sözleşmesi’ne yeteri kadar sahip çıkılmadı.

Yahu durmuş saat bile günde en az iki kez doğruyu gösterir derler.

Hiç değilse bu pencereden baksaydınız da kadınlar adına bir şey yapmış olsaydınız.

*

Kısacası herkesin derdi “SİYASET” oldu.

Hala da siyaset derdindeler.

Neymiş, “İstanbul Sözleşmesi’ne dokunma!”

Zaten mesele bu değil miydi, dokunmadılar ki bu zamana kadar?

Dokunsalardı, içselleştirselerdi, gerçekten bu sözleşmeyi hayata geçirmek için çabalasalardı, çok şey değişmez miydi ülkemizde!

Hala öldürene kadar elini kolunu sallayarak dolaşabilir miydi katil adayları!

Bu sözleşmeye imzadan sonra dokunulmaması, rafa kaldırılmasıydı bizim asıl sorunumuz!

Keşke şimdi çıkartılan gürültü, peşi sıra gelen kadın cinayetlerinin olduğunda çıkarılsaydı.

Sosyal medyada orda burda katledilen kadınlarımızın fotoğraflarını profil resmi yapmaktan öteye gidemedik.

Kahrolası bağnaz kafalar bu kadınlardan ne istiyor, diyerek toplum bilimcileri, üniversiteleri ayaklandıramadık.

Olayı sosyolojik açıdan ele alamadık.

Beceremedik yani!

Varlığı yokluğu bazı özgürlükler dışında belli olmayan bir sözleşme olarak geldi ve bu diyardan geçti işte!

*

Ve sonuç…

Kadına şiddet, tecavüz, taciz olayları; artık sözleşme olmadan da artmaya devam edecek.

Bu sözleşmenin iptali ile Avrupa Birliği’ne bir nota verildi, bundan sonraki ilişkiler ona göre şekillenecek.

Ve en can alıcı nokta ise Saadet Partisi’nin topyekün karşı çıktığı bu sözleşmenin kaldırılmasıyla

Belki de AKP, daha önce ittifak teklifi götürdüğü SP ile “SAADET”e erecek!

Erdoğan’ın Saadet Partili Oğuzhan Asiltürk’ü ziyaretinde bu kodlara rastlamak mümkün.

*

Kısacası kadınlar yine kaybetti, kadınlar yine siyasete kurban edildi.

Kadınları her türlü kurban eden bu düzene lanet olsun!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aysun Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Barış gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Barış gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Barış gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Barış gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Bünyamin - son cümlenizin altına imzamı atıyorum.

Kadınları her türlü kurban eden bu düzene lanet olsun.

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 22 Mart 18:48


Anket Sizce mülteciler Türkiye'den gönderilmeli mi, kalmalı mı?