Zamanın ruhu  

Zamanın ruhu olduğuna inananlardanım. Yaşadığımız son 20 yıl giderek manevi değerlerden uzaklaşan kapitalist ve materyalist bir ruhun hakim olduğunu gözlemliyorum. Herşey sadece bugüne has yaşanıp tüketilmek için varmış gibi hunharca kullanılıp yok ediliyor.

Pandemi başladığından beri aynı soruyu kendimize soruyoruz ; acaba doğa ve ekosistem bizden öç mü alıyor?

Öyle ya dünya kurulduğundan bu yana taşı toprağı, havası suyu, ağacı denizi insanlık tarafından sürekli sömürülmekte. Üstelik kullanılan ağacın yerine yenisi ekilmeden, suyun yerine ikamesi konulmadan, madenin yerine posası atılarak, sonrası -yarını düşünülmeden acımasızca kullanılıyor.

Bir yandan insanoğlu doymak bilmeyen nefsini dizginlemeden sadece ve hep kendi için çalışırken, bugünden endişe veren bir geleceğin temelini atmış olduğunun farkında bile değil.

Bilinç düzeyi insanın yetiştiği toplumun ve doğduğu çevrenin etkisiyle gelişir ve şekillenir. İnsanlığın dünyaya verdiği zarar ve yarattığı harabiyetin etkilerinin yaşandığı belkide en endişe verici dönemin içinde yaşıyoruz. Gelişen teknoloji insanların yaşam standartlarını çok yükseltti, fiziki çalışma ve beden gücünü aza indirdi. Ancak manevi açıdan da değerlerini bir o kadar yok etti.

Geçtiğimiz süreçte bir yanda sağlık korunması gereken en önemli değer olarak ön plana çıkarken, diğer yanda insanlar gelecekteki belirsizlik nedeniyle varlıklarını sürdürmek amacıyla olsa gerek özbenliklerinden ödün vermeyi göze alarak düşünsel ve manevi anlamda gerilemeye başladı.

Bugün haksızlık ve hukuksuzluk karşısında susmak çaba göstermekten daha kolay olduğundan susuyoruz. Özgürlükler ve idealizm değer kaybederken, kapitalizm ve materyalizm giderek yükselme eğiliminde…

Şehirde yaşayan insanlar olarak kendimizi güvende hissedebilmek, canımızı ve malımızı koruyabilmek için güvenlikli sitelerin içine hapsoluyoruz. Oysa toplumsal anlamda huzur ve rehaf için çalışan, üreten, kolaya kaçmayan dürüst ve inançlı bir toplumda kimsenin güvenlik için ek önlemler almasına gerek kalmaz. Çalışmanın, alın terinin ve emeğin karşılığı alınsa, kimse kimsenin canına malına göz dikmese huzur da güven de kendiliğinden sağlanır.

Bugün dünya devletleri ülkemiz de dahil savunma sanayine bütçelerinden en büyük payı ayırıyorlar. Silahlara ayrılan bu paralar yeni yatırımlara, ekonomilerin büyütülmesine, bilime, insanlığın ve dünyanın devamı için yapılacak  projelere ayrılsa dünyada yoksulluk diye bir olgu kalmayacak.

Ama kapitalizm yoksulları sever!

Çünkü herkes eşit ve belli gelir düzeyine sahip olursa kapitalist düzenin gereği sömürü ve bir kısım insanın dünyaya hükmesi mümkün olmayacak.

Dünya nüfusunun %10 nu dünyadaki gelirin neredeyse %70 ini elinde tutuyor!

İnsan ölümsüz değil, ne kadar zengin olursa olsun bu dünyadan öte tarafa götürebileceği bir şey yok.

Müslüman alemi için, içinde bulunduğumuz zaman dilimi olan üç aylar ve önümüzdeki Ramazan, empati yapmak ve elimizdekini paylaşmak için en özel günler..

Salgın son hızıyla devam ederken, bir kısım insanımız işini, ekmek teknesini kaybetti. Bir kısmı yasaklardan ötürü çalışamayacak. Bazıları hasta, bazıları yakınlarını kaybetti, psikolojik açıdan çalışacak durumda değiller.

Kısa çalışma uygulaması sona erdiği için ücretsiz izne gönderilen çalışanlar var. İşverenler ayakta kalmaya, işçiler işini kaybetmemek için sabretmeye çalışıyor.

Bu zor zamanlarda kendi içimizde arınmaya ve ruhlarımızı temizlemeye çalışırken, etrafımızdaki insanlara duyarsız kalmayalım. Gözümüzü ve gönlümüzü açık tutalım. Elimizden geldiği kadar destek ve yardımda bulunalım.

Zor zamanlar ancak yardımlaşma ve paylaşma ile aşılabilir.

Gelin birlik olalım, gereksiz tartışmalar ve kamplaşmalardan uzaklaşalım. Ülkemize ve milletimize faydası olmayacak, bizi bölüp parçalayacak çekişmeler ve faydasız söylemlerden kaçınalım.

Sağlığımızı korumaya psikolojik ve bedensel olarak arınmaya yönelelim.  Önümüzdeki yaza sağ salim ve gücümüzü toparlamış bir şekilde çıkmaya çalışalım.

Kuran-ı Kerim’de Asr Suresin’de;

“Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).”buyurulmaktadır.

Yoksa zamanın ruhu bize iyi gelmeyecek…

 

Ekli Dosyalar
# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arzu Yalçın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Barış gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Barış gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Barış gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Barış gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Demet Önal Gözütok - NE DERSİNİZ?

"Yoksullar ve mahkûmlarla yaptığım çalışmalar beni, yoksulluğun zıddının zenginlik olmadığına ikna etti; yoksulluğun zıttı adalettir!"

Bryan Stevenson

New York Üniversitesi Hukuk Fakültesi profesörü

Sosyal adalet aktivisti, Eşit Adalet Girişimi'nin kurucusu

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 11 Nisan 17:15
01

Dr Ersoy Kandemir - Namuslular en az namussuzlar kadar sesini çıkarmayıp köşesinde oturup,bana dokunmayan yılan deyip yılanın başını benim gibi koparmazsa,o yılanlar bir gün büyür anakonda olur ve ondan sonra köşesinde oturanlar işin ciddiyetini öğrenir,ancak yılan o kadar büyümüştür ki artık kafası koparılmaz,eeee o vakit severük okşaruk başını belki bize tıslamaz sokmaz mama verirük yemek verürük o da belki bizi sokmaz da köşemizde rahat rahat otururuk diye düşünürler,tabi yılan bu ne yapacağı belli,köşelerinde oturmanın formülünü bulsalarda bu şekilde tedirginlikle yaşamaya devam ederler,onlar erir muradlarına benim gibiler çıksın kerevetlerine cünup zihniyetlerin,ne diyeyim!

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 10 Nisan 09:04