Köle düzeni bitti mi?

Eski çağlarda insanların bir mal gibi alınıp satıldığı ve özgür olmadığı, insanlıkla bağdaşmayan koşullarda yaşatıldığı bir dünya düzeni vardı. İnsanlar tarih boyunca, içinde yaşadıkları topluma ve döneme göre çeşitli yollardan köleleştirildiler. Savaşta tutsak edilmek, bir suç nedeniyle cezalandırılmak, borcunu ödeyememek ya da köle ana babadan dünyaya gelmek, köle olmanın çeşitli biçimlerindendi.

Bu düzen 19. yüzyılın sonuna kadar devam etti. Bugün Avrupa ve Amerika’nın zenginliğinin altında köle emeğinin sömürülmüş olmasının büyük rolü vardır. Özellikle teknolojinin gelişmediği dönemlerde fiziki güce dayalı işlerin yapılmasında köleler çalıştırıldı.

Bugün bile siyahiler Amerika’da ve kısmen Avrupa’da hala ırkçılığa maruz kalıyorsa bunun temelinde, bu insanları köle gibi gören ve özgürlüklerini eşitliklerini kabul etmeyen zihniyetin izleri olduğundandır.

Modern zamanlara geldiğimizde ise kölelik bitmedi, resmen olmasa da fiilen devam ediyor.

Bir kısım insan yaşamak için köleler gibi çalışıp, ancak sadece geçimlerini sağlayacak kadar gelir elde edebiliyor.

Bir kısım ise elde ettiklerinin veya sahip olmak istediklerinin kölesi olmuş! Bunun için insani, ahlaki değerlerinden vazgeçmek dahil herşeyi yapabilecek zihniyette yaşıyor.

İçinden geçtiğimiz zaman diliminde insanların bir kısmı çok zor koşullarda dünyaya geliyor ve bulundukları ortamdan sıyrılıp sınıf atlamaları, bir üst sınıfa geçmeleri olağanüstü koşullarda mümkün olabiliyor.

Bundan çok değil 30 sene önce bu ülkede gelir dağılımındaki ve sınıflar arasındaki uçurum bu kadar yüksek değildi. Sınıf atlamak veya geldiğin ailenin koşullarının üzerinde bir yaşam kurabilmek için iyi bir eğitim alıp, başarmak için çalışmak, azimli ve düzgün olmak yeterli idi.

Şimdi ise gençler eğitimli oldukları halde iş bulamıyor.

Aileden kalan/gelen işleri devam ettirenler ekonomideki kötü gidişat ve belirsizlikler nedeniyle işlerini ya batıyor ya da küçültüyor.

Elindeki sermayeyle iş yapmak isteyen onu da kaybedersem korkusuyla adım atmaya çekiniyor.

Tüm imkanlarını zorlayıp, cesareti toplayıp elindeki avucundakini bir işe yatırıp yatırım yapan karşılığını alamayınca Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oluyor.

Sektör fark etmiyor, sermaye, bilgi birikimi ve yaptığınız yatırımın fizibilitesi çok önemli.

Ama bugün yaşadığımız küresel pandemi gibi öngörülemeyen bir salgın ortamında herkes payına düşen etkileri yaşamaktan kaçamıyor.

Dar gelirli denilen daha çok ücretli çalışanlar işlerini kaybetme korkusuyla nefes almaya bile çekiniyor, değil ki birikim yapmak, iş kurmak…

Yarının belirsizliği ve güvensizliği ile herkes günü kurtarma çabasında…

Hani kölelik düzeni bitmişti, modern kölelik sistemi daha acımasız…

Bir yanda ise bir gecede değişen ekonomik koşulların getirdiği haksız kazanç sahipleri var. Bunlar kim diye baktığınızda yarın olabilecek krizler hakkında bir şekilde bilgi sahibi olan ve bundan nemalanan köpek balıkları!

Sağlam bir ekonomide öngörülemeyen koşullar sallasa da yıkmaz. İnsanlar en fazla lüks harcama ve tüketimlerinden kısarak bu süreçleri atlatabilirler. Yine sağlam ekonomilerde devlet vatandaşının asgari ihtiyaçlarını karşılayabilecek ekonomik destekleri ve kredi imkanlarını sağlayarak en azından vatandaşının bu zor günleri sağlıklı bir şekilde atlatabileceği ortamı sağlar.

Bizim için bu ortam ne yazık ki sağlanamamıştır. Kısa çalışma ödeneği Mart sonu itibariyle sona erdi. İşçi çıkartma yasağı bayram sonuna ertelendi. Nisan başı itibariyle bir kısım ücretli çalışan, ücretsiz izne çıkarılarak şimdilik işsizlik krizi ötelenmiş gibi gösteriliyor.

Diğer yandan kontrollü normalleşme süreci korona virüsteki mutasyonun da etkisiyle maalesef olumsuz seyredince, haftasonu tam kapanma ve önümüzdeki Ramazan ayında cafe ve restoranların tekrar paket servise dönmesi ile yeniden umutlanan bir kesim yine kara kara düşünmeye başladı.

Bütün bunlar olurken bizim gündemimizde uyuşturucu kullanırken görüntüleri sosyal medyada yayılınca ortalığı ayağa kaldıran AKP’li ve onunla ilgili tartışmalar var.

Kürşat Ayvatoğlu örneği toplumdaki kokuşmuşluğu, para için insanların gayri meşru yollar ve siyasetin araç olarak kullanılması dahil nasıl herşeyi mübah sayabildiğini ortaya koyuyor.  

Ruhların şeytana üç kuruşa satıldığı, insanların kul hakkına girmekten ve kendi nefsinden başka bir şey düşünmediği bir zamanda yaşıyoruz.

Evine helal ekmek götürme derdindeyken, bunu yapamamanın verdiği ezikliğini yaşayanlar var.

Ekmek götürse çocuğuna bir çikolata bir oyuncak alamayanlar var.

Bunu yapsa faturalarını, kirasını ödeyemeyenler var.

Bugün işi olsa yarın kaybetme korkusu olanlar var…

Aslında bütün bunlar bizi ana-baba şevkatiyle hiçbir ayrım gözetmeden özgür, bağımsız, eşit, adil, koruyup kollayan sosyal bir devlet çatısı altında yaşanmaz.

Kurtuluş mücadelemiz yaklaşık 100 yıl önce bitti, ama ekonomik güç ve bağımsızlık olmadan birilerinin kölesi olmaktan kurtulamayız. Dün Amerika ve Avrupa bugün müslüman Arap dünyası dahil pek çok ülke bizi köleleştirmek için ellerindeki sermayenin gücünü kullanıyor.

Kimin veya neyin kölesiyiz, niye özgürleşemiyoruz?

 

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arzu Yalçın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Barış gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Barış gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Barış gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Barış gazetesi değil haberi geçen ajanstır.