Mülteciler evine…  

İki yılı doldurduğumuz pandemi sürecinde kendi iç dünyalarımıza dönme fırsatımız oldu.

Hayatımızı sorgulamaya başladık.

İçimizde birikmiş korkular, endişeler, yarım kalmış hesaplaşmalar ne varsa su yüzüne çıktı.

Yıllardır günlük telaşlarla geçiştirdiğimiz sorunlarımızın aslında ne kadar derin olduğunu,

Güvendiğimiz dağların aslında yerinde durmadığını,

Bu dünyada kendimizi nerede görüyorsak aslında orada da zeminin çok kaygan olduğunu fark ettik.

Hızla değişen dünyada bir virüsün yayılmasıyla asıl korunması gereken en önemli varlığın sağlık olduğunu hatırladık.

Ailemize, büyüklerimize, çocuklarımıza, dostlarımıza, komşularımıza hayatımızda hak ettikleri zamanı ayıramadığımızı ve giderek birbirimizden uzaklaştığımızı anladık.

Biraz normale dönmeye başladığımız şu günlerde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Bana sorarsanız cevabım yorgunum…

Bu yorgunluk fiziksel olmaktan ziyade gönül yorgunluğu diye düşünüyorum.

Her şey öyle hızlı, öyle acımasız olup biterken,

İnsanlar güce taparken, karşısındakini hiçe sayıp değersiz görürken,

Güçlüler zalim, adaletin yerinde yeller eserken

Kimse kimseye merhametle bakmazken,

Vicdanlar rahat değilken,

Nasıl iyi olabiliriz ki…

Bir bayramı yeni atlattık ama bana hiç bayram gibi gelmedi…

İnsanlar günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken,

Çoluğuna çocuğuna yeni bir şeyler almak bütçesini aşarken,

Emekli evlatlarına /torunlarına kuracağı sofranın hesabını yaparken,

Nasıl bir Ramazan Bayramı’nda huzur bulabiliriz ki?

Kendi hayatın için konuş diyeceksiniz belki, kendi şükrümü bilirim elbet, ama hayat ben ve benim gibi nispeten olumlu koşullarda yaşayanlardan ibaret değil.

Biz de kendi payımıza düşeni yaşıyoruz …

Bu yaşlarda daha kaygısız, daha rahat, daha iyi ekonomik koşullarda olacağımı düşünürdüm hep,

Öyle ya kırkından sonra ektiklerini biçme zamanıydı.

Ama maalesef ülkenin bu kadar olumsuz koşullar altında kalacağını hesap etmemiştim.

Şimdi her geçen gün biraz daha endişeliyim.

Ülkemin adeta istila edilmiş olması da cabası,

Biz kontrolsüz göç ve göçmen konusunda hesapsızlığın acısını daha çok çekeriz.

İstanbul’a doğru yöneldiğinizde Araplardan ve diğer 42,5 milletten Türkler’e  yer kalmadığını görüyorsunuz.

Zengin /fakir, cahil/eğitimli, mağdur/cani  gözetilmeden ve anlayıp dinlemeden hepsi rahat rahat salınıyor güzel memleketimde…

Bunlardan dolayı, düşündükçe, anlamaya çalıştıkça, çözümün ne kadar maliyetli ve uzun zaman alacağını fark ettikçe daha da üzülüyorum.

Yine de bir yerden başlamak gerek, başlamışken peşini bırakmamak devamını getirmek gerek.

Kontrolsüz göç ve mültecilerden başlamak devamını adalet ve ekonomideki hatalardan dönerek getirmek bize biraz olsun güç ve umut verir.

Herkes hata yapabilir ama hatalarda ısrar etmek daha büyük sorunlara ve yıkımlara yol açar.

Üzerimizdeki bu kara bulutların dağılması ve bir an evvel daha güvenli yarınlara bakabilmek için MÜLTECİLER EVİNE DİYORUM!

 

 

Ekli Dosyalar
# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arzu Yalçın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Barış gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Barış gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Barış gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Barış gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Şakir - ırkçı bir yazı. ikiyüzlü akpye yaranılıcak bir yazı.

Yanıtla . 2Beğen . 6Beğenme 06 Mayıs 18:12
02

Kutsi - @Şakir 01 nolu yoruma cevabı: sakir arakadasım bunun neresı ırkcılık güzel memleketim gitmiş ırkcılık diyorsun akp yanlısı diyorsun bence sen okudugunu anlamıyorsun saygılar yazarında yüregine saglık

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 09 Mayıs 09:40


Anket Sizce mülteciler Türkiye'den gönderilmeli mi, kalmalı mı?