İçimizdeki Oblomovlar
Hızın kutsandığı bir çağda yaşıyoruz desek abartmış olmayız.Gündelik hayatın akışında birkaç saniye durmak lüks.Uzun uzun bir şeyler...
Hızın kutsandığı bir çağda yaşıyoruz desek abartmış olmayız.
Gündelik hayatın akışında birkaç saniye durmak lüks.
Uzun uzun bir şeyler üstüne düşünmek ise bir çoğumuza zor
geliyor.
Böylesine hızlı bir yaşam akışında Oblomov’u okumak, edebî bir
karaktere bakmaktan daha fazlası şüphesiz.
Aynı zamanda, içimizde yaşayan bir tarafla da
yüzleşmek demek.
Oblomov, düşündüğümüz gibi sadece tembelliğin simgesi olan bir
karakter değil.
Modern insanın, her geçen gün artan hız karşısında geliştirdiği
direnişin eski bir yansıması gibi.
*
Ritmin bu kadar attığı bir çağda Oblomov’u okumak tahammül
sınırlarımızı zorlayabilir.
Çünkü Oblomov; yavaşlığın, durağanlığın, ertelemenin, bekletmenin
ve bir türlü harekete geçememenin bir portresi gibi adeta.
Hızlanan yaşamlarımıza ağır gelebilecek ölçüde bir yavaşlık
direnişi sunuyor.
Gonçarov’un bu eserini okurken bunaldığım, “Artık kalk
yerinden!” dediğim satırların az olmadığını fark
ettim.
Zihnimde sürekli bir yerlerde değişim kıvılcımının çakacağı
beklentisiyle ilerlerken, bu denli yavaşlığın ve ertelemenin
gerçekten mümkün olup olamayacağını sorguladım.
İster istemez günümüz insanını ve yaşadığımız hız çağını düşünerek
şu soruyu sordum: “Bugünün Oblomovları kimler ve nerede
yaşıyor?”
*
Gonçarov’un 19. yüzyılda yarattığı Oblomov karakteri, fiziksel
olarak harekete geçemeyen biri gibi görünse de aslında ertelenen
hayallerin ve beklenti dünyasının kurbanı olarak okurun karşısına
çıkıyor.
Bu durum, günümüz insanına tanıdık gelebilir.
Çünkü modern çağda insanlar fiziksel olarak hareket hâlinde
gözükürken ruhen ve zihinsel yönden donmuş gibi.
*
Bugünün Oblomov’u sabah erkenden işe yetişme telaşında olanlar.
Akşam evine döndüğünde ise yorgunluktan tükenmiş vaziyette her
biri.
Bu tükenmiş hâl içinde telefon ekranına kendini kaptırarak
saatlerce sonsuz akışta kalmaya ise gönüllü.
Tüm bu sirkülasyon içinde zihin de giderek
ağırlaşmaya başlıyor haliyle.
Yani söz konusu olan hareketsizlik, kendini yatakta miskinlik etmek
şeklinde göstermiyor.
Zihin zamanla eylem kapasitesini kaybederek biçim değiştirmeye
başlıyor.
*
Oblomov, hayal kurarak harekete geçmeyi erteleyen bir karakter.
Bugün ise farklı bir Oblomovluk mevcut.
Artık hayal kurmaktan değil de çok fazla seçenek arasında
kalmaktan yoruluyoruz.
Yapmak zorunda olduğumuz her seçenek stres yaratıyor.
Seçeneklerin çok olması, kıyas yapmak ve en nihayetinde karar verme
süreçleri başlı başına yorgunluk sebebi.
En nihayetinde de insan, “başka bir zaman yaparım”
diyerek karar alma ve eylem süreçlerini rafa kaldırıyor.
Bugünün Oblomovları sosyal medya akışlarında, saatlerce izlenen
videolarda ve kapanmayan sekmelerde kayboluyor.
Ekranda yaratılan bu konfor alanı herkesin kendi
Oblomovluğunu büyütüyor.
Diğer yandan bireylerin yavaşlama ihtiyacı geri plana atılıyor.
Tüm bunlar, günümüz insanının tembellikten ziyade, zihinsel yük
birikiminin yarattığı yorgunluk nedeniyle Oblomovlaştığını
gösteriyor.
Bir anlamda, zorunlu bir ara verme hâline dönüşüyor.
*
Üniversite öğrencileri, iş hayatında olanlar, evde çocuk büyütenler
ve daha birçokları günümüz Oblomovları arasında yer alıyor.
Yaşamın içinde olmakla birlikte, her biri bir o kadar da
yaşamın dışında.
İnsan merak ediyor; Oblomov olduğumuz için mi yavaşlamaya başladık,
yoksa sürdürdüğümüz yaşamları sistemlerimiz kaldıramayacağı kadar
hızlandığı için mi?
Belki de hızına hız katan yaşam makinesinin bir dişlisi
olmaktan yorulduğumuz içindir kim bilebilir ki?
Sonuç olarak, pek çok şeyde olduğu gibi Oblomov’u yargılamak
oldukça kolay.
Zor olan, insanın niçin eylemsiz kaldığını anlamak.
Bu da kaçınılmaz biçimde kendimize ayna tutmayı gerektiriyor.
Çünkü hepimizin ötelediği bir kitap, başlatamadığı bir proje,
aramaya fırsat bulamadığı bir dostu ya da zihninde taşıdığı bir yük
varken, ara sıra Oblomovlaşmanın normal olduğunu kabul etmek bu
dünya hayatının kaçınılmaz gerçeklerinden biri olamaz mı?
Ne dersiniz?