İnsanın Kendisiyle İmtihanı
İnsan, yalnızca var olmakla yetinmez, aynı zamanda varlığının bir anlamı ve karşılığı olmasını ister.
Bu istek, başkaları tarafından görülme arzusundan ibaret değildir.
Daha derinde, insanın kendi varlığını temellendirme ihtiyacı yatar.
Bireyin hem kendine hem de başkasına yönelttiği ve davranışlarına sirayet eden değer kavramı ise burada ortaya çıkar.
***
Değer, doğuştan verilen bir nitelik değildir.
Öğreniriz ve inşa ederiz.
En nihayetinde de sınanırız.
Bu açıdan değer, eğitimle ve bireyin kendini yetiştirme süreciyle doğrudan ilişkilidir.
Eğitim burada kurumsal bir aktarımı değil; düşünme biçimini, estetik algıyı ve başkasıyla kurulan ilişkinin niteliğini kapsar.
Görgü ise bu çok katmanlı eğitimin gündelik hayattaki sade, sessiz ama belirleyici bir tezahürü olarak kendini gösterir.
***
Maddi varlıklar ise insanlık tarihi boyunca değer üretmenin araçlarından biri olmuştur.
Ancak araç ile amaç yer değiştirdiğinde ortaya farklı bir tablo çıkar.
Maddi hâller insanın kendini tanımlama biçiminin merkezine yerleştiğinde sahip olmak, olmakla karıştırılmaya başlar.
Bu karışıklık, bireyin kendini değerli hissetmek için dışsal göstergelere daha fazla ihtiyaç duymasına neden olur.
Çünkü maddi olanın ölçülebilir ve sergilenebilir olmasının sistemde hatırı sayılır bir karşılığı vardır.
Bilgi, kültür ve zarafet zamanla birikirken, çoğu zaman görünmezdir ve sabır ister.
***
Peki, insan neden değer görmek için bu görünürlüğe ihtiyaç duyar?
Çünkü değer, toplumsal bir yankı talep eder.
Değer, başkasının bakışına teslim edildiğinde kırılganlaşmaya açık hale gelir.
Sürekli teyide ve ispat edilmeye muhtaçtır artık.
Maddi göstergelerin bu kırılganlığı geçici olarak örttüğünü düşünsek de onu dönüştürmediği gerçeğini de kabul etmemiz gerekir.
***
Bu noktada maddi hâller ile değer arasındaki ilişkiyi iyi ayırmamız gerektiğini düşünüyorum.
Maddi imkânlar, bireyin kendini geliştirmesi için uygun bir zemin sunabilir ancak bu zemin, üzerinde neyin inşa edildiğine bağlı olarak gerçek bir anlam kazanır.
Kültürel ve entelektüel birikimle desteklenmeyen ekonomik güç, bireyin kendine biçtiği değeri derinleştirmez, aksine onu dış referanslara bağımlı hale getirir.
***
Görgü, statüyle ilintili değildir.
İnsan, neyi, ne ölçüde göstereceğini bildiğinde zarif olur.
Bu bilgi ise maddi koşullardan bağımsız olarak edinilir.
Burada kültürel sermayenin etkisini yadsımak olmaz.
Okuma alışkanlığı, düşünsel merak ve estetik hassasiyet, bireyin kendini ifade etme biçimini derinleştirmede önemli başlıklardır.
Kendini yetiştirmiş insan, değerini sürekli kanıtlama ihtiyacı duymaz.
Çünkü değer, başkasının bakışına göre allanıp pullanan, şekil alan bir yapıya sahip değildir.
***
Peki dışa yaslanan, dıştan destek görmeye meyilli bir değer arayışı bir kusur mudur?
Kusurdan ziyade bir sonuçtur diyebiliriz.
Bu durum bireysel bir eksiklikten çok, toplumsal bir kodlamanın tezahürüdür.
İnsan, neyin değerli olduğunu kendiliğinden bilmez, ona öğretilenle hareket eder.
Bu nedenle de görgü öğrenilmiş bir farkındalıktır.
Maddi hâller bu farkındalıkla birlikte yürüdüğünde anlam kazanırken; onun yerine geçtiğinde ise değerini aşındıracak bir yapıya bürünür.
***
Sonuçta insanı değerli kılan şey, kendini ne ölçüde inşa edebildiği değil midir?
Maddi olanlar geçicidir ve koşullardan bağımsız düşünülemez.
Görgü ise insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin en sade ve en kalıcı ifadesidir.
Sessiz ve gösterişsizdir.
Ancak tanınır ve taşınır…