“Beşli çete” duvara tosladı!
Geçenlerde bir habere denk geldim.
Türkiye'nin "beşli çete" olarak anılan devasa holdinglerinden Limak, yurtdışında büyüme hamlesi yaparken sert bir duvara çarptı.
Limak’ın İskoçya'daki Glasgow Prestwick Havalimanı'nı satın alma girişimi, "ulusal güvenlik" gerekçesiyle İngiltere hükümeti tarafından veto edildi.
Evet, yanlış duymadınız! Limak’ın yurtdışı büyüme hamlesi güven vermediği için ret edildi.
Çünkü bu havalimanı, ABD askerlerinin Avrupa lojistiği için kritik bir aktarma noktasıymış.
Hatta ABD Başkanı Trump'ın golf sahasına komşu imiş.
Ne demişler, “ev alma komşu al”
Trump da ev almamış, kendine komşu satın almış!
***
İlk başta Limak'ın teklifi, İskoç yetkililerce onaylanmış.
Fakat daha sonra Londra'daki güvenlik incelemesi her şeyi altüst etmiş.
Peki, “ulusal güvenlik gerekçesi” diye adlandırdıkları bu reddin arkasında ne var?
Hemen söyleyelim, en başta medyanın daha doğrusu etkili muhalefetin gücü var!
Hatırlarsanız kamuoyu Limak adını CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “beşli çete” çıkışıyla tanıdı.
İktidara yakınlıklarıyla ve aldıkları büyük ölçekli kamu ihaleleriyle adından söz ettiren Cengiz-Limak-Kalyon-Kolin-Makyol grup;
CHP muhalefetince yolsuzlukla ve çevre düşmanlıklarıyla suçlandı.
CHP’nin hemen her fırsatta “beşli çete” vurgusu yaptığı bu şirketlerden biri olan Limak,
İlk yurtdışı hamlesinde Türk medyasında çıkan olumsuz haberler ve İspanya’da üstlendiği proje nedeniyle duvara tosladı.
O haberlerin ana ekseninde ise Limak’ın AKP iktidarına yakınlığı, Rusya bağlantıları, işçi sömürüsü iddiaları ve çevre talanlarının masaya yatırıldığı yazıldı.
***
Limak Holding, Türkiye'de kamu ihalelerinin vazgeçilmezi.
AKP dönemindeki mega projeler olan köprülerden, havalimanlarından, stadyumlardan milyarlarca dolarlık pay aldı.
Ama yurtdışında işler Türkiye’deki gibi yürümüyor.
Dışarı adım attığınız anda yaptıklarınız karşınıza çıkıveriyor.
Limak’ın başına gelenler tam da böyle.
Ayrıca Limak, sadece Türkiye’de değil, yurtdışında aldığı Camp Nou Stadyumu yenileme ve genişletme ihalesinde de yapacağını yapmış.
Adamlar bizim gibi hemen Limak’a kucak açmamış. Kimdir nedir ne değildir şeceresi nasıldır, hepsine bakmış.
Türkiye’de karizması çizik olan Limak’ın, yurtdışında da pek muteber bulunmadığı şu sözlerle pekiştirilmiş:
*
“Barcelona'daki Camp Nou Stadı yenilemesinde 450'ye yakın kaçak işçi çalıştırdığı iddiası, İspanya'da dev cezalarla sonuçlandı;
İşçiler günde 12-14 saat köle gibi çalışıyor, fazla mesai ödenmiyor, yemekler zehir gibi. Merkez Bankası inşaatında işçiler isyan bayrağı çekti: Düşük ücret, pis barakalar, hijyen faciası. Üstüne, IC Holding'le zeytinlikleri yok etmek için hükümete mektup yazıp "Elektrik keseriz" tehdidi... Ve Rusya'yla enerji anlaşmaları, AKP'yle "aile bağı" gibi görülen ilişkiler.”
*
Yukarıda okuduğunuz paragraf, Londra’nın "güvenlik riski" diye sıraladığı maddeler.
Anlayacağınız Limak'ın imajı, İngiltere'de duvara çarptı!
***
Şimdi asıl çarpıcı kısma gelelim.
Benzer durum Türkiye'de olsa ne olurdu?
Tersine dönerdi!
Yabancılara stratejik varlıklar, güvenlik soruşturması bile olmadan, kucak açılır; ihaleler anında biterdi.
Bakın örneklerine…
Mersin Limanı: Akdeniz'in en büyük konteyner limanlarından biri, Singapur merkezli PSA International'a satıldı.
2,8 milyar dolarlık anlaşma, milli güvenlik tartışması bile yaratmadan imzalandı. Ülkemiz için stratejik bir limanı yabancılara kaptırdık!
*
Galataport: İstanbul'un ikonik kruvaziyer limanı, Dubai Ports World'e (DP World) 422 milyon euroya kiralandı.
Bakmaya doyamadığımız, boğaz'ın incisi, sermayeye teslim edildi.
“Güvenlik incelemesi" mi?
Yok, sıfır, ara ki bulasın!
*
Kumport Limanı: İstanbul'un üçüncü büyük konteyner limanıydı. Danimarkalı dev şirket, lojistik hakimiyetini kurdu; bu satış Türkiye'de "yabancı dostu" güzellemesiyle alkışlandı.
*
Sabiha Gökçen Havalimanı: Malezya'nın MAHB'si, %49 hisseyi kaptı. Asya sermayesi, İstanbul'un en yoğun havalimanını yönetiyor;
Bugün yolcu rekorları kırarken, Limak gibi "yerli" bir şirket yurtdışında reddediliyor. Ne kadar acı, değil mi?
*
Bunlar buzdağının görünen yüzü.
Katar'a savunma sanayii, Çin'e enerji sahaları, UAE'ye limanlar...
Biraz araştırınca özelleştirmelerin 2021'de bile 95 milyar TL'yi aştığı görülüyor, ve bunların çoğu yabancıya gitti.
Türkiye'de "stratejik varlık" kavramı, yabancılar için kırmızı çizgi;
Ama Limak gibi "içimizden, bizden" biri olan şirketler, yurtdışında "siyasi risk" damgası yiyor.
Asıl ironi ne, biliyor musunuz?
Limak, Türkiye'de iktidarla el eleyken "güvenli" görülüyor;
Ancak dışarıda yatırıma yöneldiğinde kaçak işçilerle, zeytinliklerde talanla, AKP iktidarına yakınlığıyla anılıyor.
İngiltere, bunları bile ciddiye aldı.
Bizde ise yabancıya satışta "hoş geldin"e meraklı mı meraklı bir anlayış var.
Hemen başlıyoruz, “dünya bizi kıskanıyor, herkes ülkeye yatırım için kapımızı aşındırıyor” masallarına…
Aslında anlamak isteyen için Limak’ın başına gelenler bize ayna tutuyor.
Temiz imaj olmadan, global sahnede bize yer yok.
O zaman biz ne diye hemen herkese kucak açıyoruz?
Neden stratejik varlıklarımızı korumak yerine üçe beşe bakmadan satıp savuruyoruz?
Çok yazık!