banner920
"Tüpraş başarısının sahibi işçilerdir"

Yıllardır Petrol İş Şube Başkanlığı görevini başarıyla yürüten ve işçi tarafından da oldukça sevilen Salih Akduman bu haftaki röportaj konuğumuz olarak son dönemde Kocaeli gündeminden düşmeyen ve Petrol İş'in zaferiyle  sonuçlanan Tüpraş görüşmelerinden, Gübretaş'a, sendikacılığa başlayış sürecinden, birçok sendikanın kırmızı çizgisi haline gelen kıdem tazminatına, günümüzde sendikacılığın geldiği noktaya kadar birçok konuya değindi. Tüpraş görüşmeleri ve yoğun geçen süreç nedeniyle 10 günden sonra ilk kez röportajımız için sendikaya geldiğini ifade eden Akduman'a biz de teşekkürlerimizi iletiyoruz. Başkan Akduman normal günlerde de sendikada durmaktan çok alanda olmayı tercih ettiğini söylüyor ve ekliyor, "Bugün de sabahtan Adapazarı'nda örgütlü olduğumuz 2 fabrikaya giderek işçilerle kahvaltı yapma planımız vardı fakat röportaj nedeniyle onu öğle yemeğine çevirdik. İşçilerle bir arada olmak bize mutluluk veriyor.." Başkan Salih Akduman "Sendikal mücadelenin içinde sonuna kadar olmaya karar verdiğim bir olaydır" derken hangi olaydan bahsetti?, 99 depreminde çok büyük tehlike atlatan Tüpraş'ta deprem günü Akduman neler yaşadı?, Salih Akduman bir gün Petrol İş Sendikası'nın Genel Başkanı olmayı istiyor mu?, İşçiler tarafından da çok sevilen Akduman, işçiler ile aradaki bu samimiyeti sağlamayı neye bağlıyor?, Akduman'a göre sendikacılıktaki en acı verici durum ne?, "Gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin ayıbıdır" derken Salih Akduman hangi durumu kastetti? Hepsi ve merak edilen çok daha fazlası röportajımızda. Keyifle okumanız dileğiyle..


İŞTEN ATILMAK KIRILMA NOKTAM OLDU

*Sendikal mücadeleniz nasıl başladı?

- 1999 yılında başladı. Tüpraş öncesinde Good Year'da çalışıyordum. 1989 yılında. 1991'de orada bir grev oldu. Irak Savaşı vardı o sırada. Bakanlar Kurulu kararı ile grev bitti ve 3-4 ay sonrasında savaş ve ekonomik kriz bahane gösterilerek 300-400 kişi birden işten atıldık. O işten atılmalar bizim haksızlık olarak adlandırdığımız ve hayata dair kırılmalar yaşadığımız bir dönem oldu. O gün o şartlarda kırılganlığımız hem sendikal yapıya, hem çalışma hayatına, hem insanların hak ve ekmeğinin sadece bir Bakanlar Kurulu kararı ile değiştirilebiliyor olması, zaten içimizde olan isyanın açığa çıkmasını sağladı. Sonrasında Tüpraş'a girdim. Yapım agresiftir. Orada çalışmaya başladıktan sonra 5 yıllıktım sanırım delege seçimlerine aday olarak başladım ve kazandım. 1999 yılında da yönetim kuruluna girdim. Daha sonrasında Tüpraş'ta işyeri temsilciliği. Bu sizin üzerinizde bir sorumluluk ve söylemlerinizin eyleme dönüşme halini de beraberinde getiriyor. Çalışanın emeğine karşılık yapılan haksızlıklar, siyasi hareketler, emeklilik yaşının yukarılara çekilmesi. En büyük isyanımdır. 1999 depremi olmuş, İzmit'te hayata dair bütün beklentilerin yok olduğu yerde o günkü siyasi iradenin Meclis'te mezarda emekliliği geçirmesidir. Benim hayatımdaki en büyük kırılma noktalarından bir tanesidir. Sendikal mücadelenin içinde sonuna kadar olmaya karar verdiğim bir olaydır.

TÜPRAŞ ÇALIŞANIN ÜLKE SEVDASINI GÖRDÜM

*Tüpraş depremde de büyük bir tehlike atlattı. Neler yaşadınız?

- Şunu gördüm Tüpraş'ta o gün çalışan arkadaşlarımın tamamının inanılmaz bir ülke sevdası var. Ben ülke sevdasının ne demek olduğunu  o zaman gördüm. Deprem yaşanmış, Tüpraş yanıyor. O günkü iradenin tamamı terk edin orayı diyor. Ben o gün orada çalışan 950 kadar kişinin, genel müdürden en altta çalışan arkadaşım dahil, "Biz o yangını söndüreceğiz, orası bizim ekmek teknemizdir, bu ülkenin en büyük değerlerinden biridir" diyerek yangını söndürmeye çalıştığını gördüm. Dışarıda bütün yakınlarınız enkaz altında ve siz orada bir kurumu ayakta tutmaya çalışıyorsunuz. O fabrikadan hiç ayrılmadan, birbirimizi değiştirerek, Kırıkkale, İzmir rafinerisinden desteğe gelen arkadaşlarımızla yangını söndürmeye çalıştık. Bunları yaşadıktan sonra da başka bir dünya mümkün dedik. O dünyanın da çok tarifini yapmıyoruz. Savaşlar olmasın, masum insanlar emperyalizmin vahşi saldırılarına maruz kalmasın, gelir adaletsizliği olmasın, vergi adaletsizliğinden nefret ediyoruz. Böyle bir dünya mümkün. Tüpraş yangını, o gün çalışanlar için kırılma noktasıdır. Ülke ile ilgili, siyaset ile ilgili kırılma noktasıdır. Bin 200 yeni arkadaşım var Tüpraş'ta, ısrarla anlatıyorum. Şu anda Türkiye'de siyasetin, sendikaların düştüğü durumun bir numaralı sebebi, başkanların, idarecilerin tabandan kopmaları, tabandan uzaklaşmalarıdır.

SENDİKALAR VE SİYASET DİP YAPTI

*İşçi ile diyaloglarınız nasıl?

- Şu anki neslin en büyük özelliğinden bir tanesi otursun seninle fikirlerini tartışsın, kendine dair düşüncelerini söylesin, sen de söyle buna açık ama bunun mücadelesini yapan bir nesil var. Doğru iletişimi kurmak önemli. Tüpraş'taki temsilcilerime anlattığım ve öğrettiğim tek şey var, bir insana dokunduysanız o insan size asla kötülük yapmaz.  Dokunmak karşındakinin bir şeyini sevincini, üzüntüsünü paylaşmaktır. Bu nesil böyle şeylere daha çok değer veren bir nesil haline geldi. Umursandığını hissetmek isteyen bir nesil var ama siz bunları kaçırdıysanız tabandan kopma başlıyor. Kendi tabanınıza yabancılaştığınızda taban da sizden uzaklaşıyor. Sizi yetersiz görüyor, kendi derdinin dermanı olarak görmüyor. Zaten bir de üzerinizde başkan titri var, ne yaparsanız yapın bu ülkenin sorunlarından bir tanesidir. Bürokratik bir engeldir o. O insanla aranıza başkan, milletvekili, sınıfsal bir terim koyun, işte aranıza o duvarı ördünüz. Çocuklara hep ağabey demeyi öğrettim, ağabey o engeli kaldırdı. Kurumsal olarak evet şube başkanıyım ama bireyselde o diyaloğu yakaladığınızda bütün meseleyi hallediyorsunuz. Türkiye'de sendikalar, sivil toplum örgütleri, siyaset dip yaptı güven açısından ama dip yaptığız zaman sıçrayacaksınız, o sıçrama yaşanacak. Ben yeni nesilden çok umutluyum. Çok dinamik, çok daha kısa yoldan hedefler koyabilen bir nesil var. Ben Türkiye'nin geleceğinin açık olacağına inanıyorum.

Son Tüpraş'ta yaptığımız toplu sözleşmede de, gariptir maddi açıdan Tüpraş tarihinde maddi açıdan olan memnuniyeti şu anda hiç konuşmayan bir fabrikada çalışan arkadaşlarım var. Duruşumuz ve söylemlerimiz daha ön plana çıktı çalışanlar açısından. Ben 25 yıllığım orada ve bu zamana kadar Tüpraşta böyle bir dönem yaşanmadı. Söylemlerin ve hayata bakışın ve söylemin eylemle birleştiği bir dönemi ilk kez Tüpraş'ta yaşadık. Benim hayatım böyle.

ÜYELERİN İTİCİ GÜCÜ YOKSA, MAKAMIN ÖNEMİ YOK

*Kaçıncı döneminiz bu, genel başkan olmayı istiyor musunuz  birgün?

- Bu ikinci dönemim. 7. senemize başlıyoruz. Ben bu işe 99 yılında girerken ileriye dönük hiç planım yoktu, şube başkanlığına gelirken de hiç plan yapmadım. Kaderin bir insanın hayatında önemli olduğuna inanıyorum ben, kaderimizde ne varsa onu yaşıyoruz. Ben arkadaşlarıma hep şunu söyledim, 'Hırs yapıp kaderinizi değiştirmeye çalışırsanız karakterinizi değiştirirsiniz.' Bunu kendime prensip edindim. Kderinizin içinde doğru yapmaya çalışın, doğru olduğuna inandığınız şeyden taviz vermeyin ama kendinizle ilgili de bir eleştiri geliyorsa da bunu dikkate alın. Bir şey gördü ki bunu bana söyledi diye düşünün. Çok klasik bir cevap olacak ama yarın ne yaşayacağımla ilgili bilinmezlikle dolu olan bir dünyada sizin söylediğiniz hayalleri kurmam. Birgün kader size başka bir şekilde rol biçiyorsa, burada kendi tabanınızın, temsilcilerinizin, sizin sorumluluğunu taşıdığınız üyelerinizin size bir itmesi, motor gücü yoksa bu görevleri yapmanın hiç bir anlamı kalmaz çünkü yalnızlaşırsınız. Bu işlerin en büyük zararını eşiniz ve çocuklarınız çeker. Eşim ve çocuklarıma haksızlık ediyorum dersiniz ama bir telefon gelir yine unutursunuz onu. Bu tür görevleri yapanların en büyük acısıdır bu.

BAŞARININ SAHİBİ İŞÇİLERDİR

*Şu ana kadar en başarılı bulduğunuz sözleşme hangisi sizin için, Tüpraş denilebilir mi?--- - -Tüpraş'taki son sözleşme kesinlikle başarılı bir sözleşmedir ama bu sözleşmenin sahibi var. O da İzmit'te çalışan, Kırıkkale'de, Aliağa'da, Batman'da çalışan işçi kardeşlerim. Gerisi teferruat. Bir başarı var ama teksahibi Tüpraş çalışanları. Onun üstündeki her şeyi teferruat olarak görüyorum.

BİZE SİYASET BULAŞAMAZ

Siyaset sendikalara da bulaşıyor mu?

- Bizde çok az. Petrol İş'in yapısında var mıdır vardır ama çok az. Benim yaşadığım bir şey hissetmedim ama tüm sendikal harekete baktığınızda bunu gözlemliyor muyuz, gözlemliyoruz ama ben Kocaeli'de yaşamadım, yaşamam da mümkün değil.

SENDİKACILIKTA EN ACI VEREN ŞEY..

*Size hiç 'Oğlumu, yakınımı işe al' diye gelenler oluyor mu? Yaşıyor musunuz bunun zorluklarını?

- Bu görevi yaparken yaşadığımız en büyük sıkıntı bu. İnsanların çaresizliğini görüyorsunuz, bi babanın evladı için mücadelesini görüyorsunuz. Bir genç geliyor size 'Ağabey hayat kuracağım' diyor. Elinizde bir güç olsa bile yetemeyeceğiniz bir taleple karşı karşıyasınız. Bir gücünüz olsa bile o talebi karşılamakta yetersiz kalacaksınız. Dolayısıyla bu da bir acı veriyor. Zaman zaman oluşan fırsatlarda tabiki o değerlendirmeleri yapıyorsunuz ama bu 'Yok o bizim akrabadır, yok o bizim mahalledendir, o bizim siyasi partidendir (çok şükür şu anda siyasete inanmadığım ve güvenmediğim için bunu çok rahatlıkla söylüyorum) hiç öyle tercihlerim olmadı. Hiç tanımadıüım, o gün tanıştığım çok insan gelmiştir buraya. Bana bağlı işyerlerinin çoğunda o kadar çok var ki bu çocuklardan. Onlardan tek bir şey istiyorum, 'Annene gideceksin ve bana dua etmesini söyleyeceksin.' Bunu yaparken onları anneleriyle biraz daha yakınlaştırmaya çalışırım. Birgün birisinin annesi geldi buraya. Yeni nesile yapmak istediğim bu. İnanın zaman zaman dokunduğumuz arkadaşlarımız oluyor. Birilerinin hayatına dokunduysam da yüzde seksenini daha önce görmemişimdir.

HERKES PAYINA DÜŞENİ ALACAK

*Sendikalara geçtiğimi dönemlerde çeşitli eleştirileriniz oldu. Şu anda sendikacılığın geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bu işi layıkıyla yapmaya çalışan çok arkadaşım da var ama genelleme yapacaksak Türkiye'de sendikal hareket burada mı olmalı?, asla olmamalı. Milyonlarca çalışanın içinde sendikal örgütlülük yüzde 11. Bu facia bu durum. Valla burada herkes payına düşeni alacak, ben alıyorum.Kendi açımdan alıyorum. 6 sene önce bin 600 kişiyle aldık. Şu an 2 bin 300 bu rakam. Bunu kendi vicdanınızla baş başa kaldığınızda 'Ben birşeyler yapabiliyorum' diyebilirim. Türkiye'de milyonlarca çalışannın olduğu yerde sendikal örgütlenme yüzde 11 ise valla hiç bir şey yapmıyorsun. Koskocaman bir başarısızlık var sendikal örgütlenme açısından.. Bugün sendikaların bu duruma gelmesinin tek nedeni var, 12 Eylül askeri darbesidir. 12 Eylül işçi sınıfına, sendikalara, sivil toplum örgütlerine yapılmıştır. Siyasete karşı öfkemiz nedendir? Bu kadar hükümet geçmiştir, bu kadar her telden siyasi parti geçmiştir, bir tanesinin aklına sendikal örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırmak gelmemiştir. Sebebini biliyoruz. Bugün TBMM'nin yapısına bakın ya bürokrattır ya işadamıdır. Tabandan gelmemişseniz, halkın acısıyla yoğrulmamışsanız, siyaseti sermaye dizayn ediyorsa,  milletvekilini sermaye sübvanse ediyorsa o zaman da böyle bir TBMM ortaya çıkıyor. O zaman da çıkan kanunların hiç birisinde çalışan, emekçi kesim, halk, bu ülkeye dair ortalama insanların derdi ve dermanının olduğu bir kanun bulamazsınız. Umudu kaybetmiyoruz. Ben birgün TBMM'nin en az 3'te birinin emekçi kesimden geleceğine inanıyorum. O zaman zaten bu yasaların çıkma şansı falan yok.

*Tüpraş'ta nasıl geçti sözleşme süreci?

- Tüpraş'ta sözleşme süreci şöyle, maddelerle ilgili sıkıntılar her sözleşmede var. Bundan öncek sözleşmelerde de bahse konu olan sözleşmeler hep tartışılıyordu. Bu kez Tüpraş yönetiminden, Koç Holding'ten gelen talepler  biraz daha zorlayıcıydı, kendi açılarından haklı olduklarına inandıkları dair talepleri vardı ama bizim için o maddelerinin hepsinin hikayeleri var. Bizim açımızdan ekonomik değerler ile ifade edilen bakış açısı değil yaşanmış hikayelerle hayata geçmiş maddelere bakış açımız farklıydı ve bu farklı bakış açıları da daha zorlu bir süreç çıkardı. Gelinen süreç şu anda Petrol İş açısından da Tüpraş'ta çalışan arkadaşlarımız açısından da hatta iddialı söyleyeceğim Tüpraş işvereni açısından da, Koç Holdin açısından da mutlaka  Tüpraş'ı daha ileri götürecek, daha da büyütecek bir sonuç olacağını düşünüyorum ben. Herkesin kazanacağı, iş barışının hüküm süreceği bir çalışma hayatının hüküm süreceğine inanıyorum ama başarının tek sahibi, Tüpraş çalışanı.

TÜPRAŞ ÇALIŞANI FAZLASINI HAK EDİYOR

*Ne istemiştiniz görüşmelerde?

- Şu anda ilk 6 ayda yüzde dokuzluk bir zam var. İkinci altı aylarda enflasyonla ifade edilen bir zam var. Döedüncü altı ayda da enflasyon artı yüzde 0,5 var. Tüpraş sözleşmelerinin oara tarafı çok önemlidir ama ben bunu çok konuşmak istemem. Tüpraş çalışanları bugünkü kazanımları zaten hak ediyorlar ama şu an olandan daha fazlasını da hak ediyorlar. Tüpraş çalışanları şu an kazandığının üstünü de hak ediyor. Tüpraş'ta çalışıyorken gününüzün içinde ne olacağını bile bilemediğiniz bir iş hayatıdır Tüpraş ve evet bunun karşılığı biraz farklı olmalıdır. Kendi farklılığımızı da bir boyutta anlatarak farklı bir boyuta çekilmesini istemeyiz. Biz hiç istedğimizin olmayacağını düşünmedik. Çünkü Tüpraş çalışanları hak etmedikleri bir şey istemediler. Biz olmama  ihtimalini hiç düşünmedik.

SONUÇ ÇIKMAZSA GREV VAR

*Gübretaş görüşmeleri nasıl gidiyor? İstediğiniz şekilde sonuçlanacak mı sizce?

- 8 Haziran'da grev uygulama kararımız var. Umuyoruz orada da çalışanlarımıza nefes aldıracak bir sözleşme imzalayacağız diye umut ediyorum. Bu sözleşmede farklı bir durum var. Çalışanlar arasında iş değerlendirmesi anlamında, kişinin yaptığı işin karşılığında bir ücret vardır. Zaman içinde bu yapı bozulduğu için ücretlerde de bir dengesizlik var. Uzun bir süredir bunun düzeltilmesi ile ilgili işverenle görüşmelerimiz vardı. Teknik açıdan gruplandırmalarını yaptığımız bir çalışma var. Mevcut yönetimin de bu iş değerlendirmesinni yapılmasıyla ilgili ciddi yaklaşımları oldu ama ücretlendirme anlamında işverenle bakış açımız farklı. Bizim iş değerlendirmesinde istediğimiz şey işin değerinin ücretinin tespit edilmesi ama işveren daha alttan iyileştirme metotlarıyla bu işi çözmeye çalışıyor. Fikri olarak aynı şeyi söylemekle beraber, eylem anlamında farklılıklarımız var. Süremiz de bittiği için, biz sözleşmeya başlarken Gübretaş'a da bir sözleşme taslağı verdik. O zaman dedik ki yıllık 600 TL seyyanen zam isteriz. Yüzdelik zam olarak, yürüyelim sonra iş değerlendirme metodundan faydalanmayan arkadaşlara da 8,53'lük bir zam öneriyorlar. Gübretaş'ta bu teklifin derdi çözmeyeceğini düşünüyoruz ve kendi teklifimizden ısrar ediyoruz. İşverenle fikren çoğu konuda mutabakatımız var ama eyleme dönüşme noktasında da farklı bakış açılarımız var. 8 Haziran'a kadar da çözeceğimize inanyoruz. Çözemiyorsak da Tüpraş'ta grev yasağındayız ama burada grev hakkımız var asla dilemiyoruz, ummuyoruz da ama yapacak bir şey de yoksa, kendi haklarımız konusundaki direncimizi de göstereceğimiz son noktaysa, grev de en büyük haklarımızdan bir tanesi. Çalışan arkadaşlarımız da o konuda gereğini yapacaktır.

GELMİŞ GEÇMİŞ TÜM HÜKÜMETLERİN AYIBIDIR!

*Her zaman kıdem tazminatı kırmızı çizgimiz  dediniz. Şu an kıdem tazminatının fona devredilmesi konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Uzun yıllardır bu tartışma sürüyor. Türk İş'in genel kurul kararı var, 'Bu konuda en küçük bir taviz verilmeyecek, genel grev kararı vereceğiz' diye. Petrol İş Sendikası'nın zaten bu kıdem tazminatına bakış açısı dün ne ise bugün de öyle. Kıdem tazminatını bu ülke insanına allayıp pullayarak çok iyi bir şeymiş gibi anlatma çabası var. Siyasi irade bunu yapmak isteyebilir, düzenlemeler getirmeye çalışıyor olabilir ama sendikal açıdan baktığında muhalefet partilerini, STK'ları, bu ülkede bireyim diyerek bu kadar sessiz kalan bu kadar insanı aklım almıyor, ama özellikle siyasi muhalefeti hiç aklım almıyor. Ben bir muhalefet lideri olayım sadece kıdem tazminatı ve taşeron ile siyasi iktidarı ciddi bir şekilde hırpalayacağıma inanıyorum. Başka hiç bir konuyu konuşmam. 7 Haziran seçimlerine bakın, kıdem tazminatı konuşuldu, taşeron çok ciddi bir şekilde ülke gündemine girdi, asıl sihirli şey de asgari ücretti. Bir anda siyaset allak bullak oldu. Siz buna istediğiniz kadar şey söyleyin. Alttan gelen insanın sade ve basit açıklamaları vardır. Asgari ücret bitti, emeklilik bitti, bu insanlar bu ülkenin zeminindeki insanlar. Bir gün çalışan dahi kıdem tazminatı alacak diyorsunuz süslerken.Elinizi tutan mı var? Zaten bugüne kadar alamadılarsa bu zaman kadar gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin ayıbıdır. Kıdem tazminatını fona devretmeniz için böyle bir süsleme sanatı kullanmanıza gerek yok.

KENDİ İNSANINIZI KORUYAMIYORSUNUZ

*Kıdem tazminatında 30 günün 15 güne düşürülmesi konusu nedir?

- 30 günü 15 güne düşüreceğiz diyorlar, nasıl düşüreceksiniz? Bu kıdem tazminatının yarı yarıya düşürülmesi demektir. Misal 10 yıl çalıştığınız zaman bunu çekebileceksiniz, ev kredisi olarak kullanabileceksiniz' gibi kıdem tazminatının içini boşaltan yaklaşımlarla süsleme sanatları kullanılarak hak gaspları yapılacak. Nedir en büyük argüman? Kıdem tazminatını herkes alamıyormuş. Zaten kıdem tazminatını herkes alamıyorsa bu zaten gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin tamamının en büyük günahıdır. Bir gün işten atılırsanız sizin alacağınız paradır bu. Size sormadan sizden vergiler kesilirken normal ama birgün parayı alacaksınız alamıyorsunuz. Bugün kıdem tazminatlarının en büyük sorunlarından biri belediyelerdir. Siz döneceksiniz diyeceksiniz ki insanlar parasını tahsil edemiyor. Valla alamıyorsa ve siz de buna göz yumuyorsanız siz sosyal devlet ilkesinden uzaklaşmışsınız demektir çünkü kendi insanınızı yasal olarak koruyamıyorsunuz demektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Tüpraşlı 2 2017-05-27 13:49:10

Sayın tüpraşlı bu kadar olaylar olurken ufuk başkanın neredeydi acaba ?

Avatar
Ayhan 2017-05-27 12:02:13

Sirketlerin basarisi sistem metoda dayalidir isci verimlilige Odak calistirilir verimli olmazsa sistem atar sendika Turkiye de sanal dir iscinin her ay parasini alir AMA hic bisi yapmaz sadece bayrakla gezer cehalete bak sirket isine gelmezse gider iskenderuna burada kac lira topladin ne verdin acikla

Avatar
Tüpraşlı 2017-05-27 13:37:52

Başkan sana o makamı altın tepside sunan ali ufuk başkandır karşındada rakip kalmayınca ağa oldun tabiki işçinin emekçinin zaferidir işçi olmasa sendika olmaz sendika olmasa işçinin hakkını koruyan olmaz işçiyi salak yerine koymayı bırakın işinizi yapın meydanı boş buldunuz tabiki işçi zamanı gelince ne yapması gerektiğini çok iyi bilir

Avatar
Tüpraslı 3 2017-05-27 14:32:38

Tüpraşlı !! Salih Başkanın sölediği lastik toplardan biri senmisin? :)

Avatar
Fakir isci 2017-05-27 13:12:16

Gubretas da çalışan işçilerin tek isteği sizinde dediğiniz gibi adaletsizliğin giderilmesi bir işçi aynı işi yapıyor sa aynı ücreti alması yıllardır isvdren tarafında muhattap bulunamadığından bir türlü kabul ettirilemedigi söyleniyordu fakat bu sene sizinde büyük gayretlerinizinde sayesinde işverenle buyuk ölçüde teknik konularda anlastiniz işçiler olarak son görüşmede pazarlığı seyyanen değil yani 120 lira alanada 50 lira alanada aynı zammi almanızı istemiyoruz aradaki uçurumun dahada artmasını istemiyoruz sizlere güveniyoruz adaletsizliğin giderilmesini bütün işçiler istiyor.

Avatar
Tüpraşlı 2017-05-27 14:14:08

Ufuk başkan emekçinin yanına gelirken arayıpta gelirsen senide bitiririm kendimide diye tehdit eden kim tüpraşlı 2 kardeş

Avatar
Tüpraşlı 2017-05-27 14:22:02

Sözleşme biteremeyince topu genel merkeze attı birileri o ara ufuk başkan sözleşmeyi bitiriyodu tüpraşlı 2 kardeş

Avatar
Tüpraşlı 2017-05-27 14:42:26

Muhalafet etmek lastik topluk oluyosa sizde genelmerkeze muhalifsiniz sizdemi lastik topsunuz tüpraşlı 3 kardeş

banner846

banner820

banner354

banner482

banner599

banner921

banner328