banner920
Omurca: Kocaeli'de ders programları tarikatların insafına bırakıldı

Sadece yıllardır sendikal mücadelenin içinde olan değil sendikal mücadelenin başlatılması için de daha üniversite yıllarından itibaren mücadeleye başlayan ve daha çok kısa bir süre önce Eğitim Sen'de yürüttüğü Kocaeli Şube Başkanlığı görevine veda eden Suca Omurca bu hafta salı röportajlarımızın konuğu oldu. Omurca sorduğum soruları içtenlikle yanıtlayarak başkanlığı bırakma sürecinden, ülkede yaşanan sıkıntılara, diğer sendikaların Kocaeli'deki durumundan eğitimde yaşanan sorunlara, referandum sürecine kadar birçok önemli konuya değindi.
 

Meslekten emekli olmasına rağmen 15 Temmuz sürecinin ardından sendikayı bırakmak istemeyen ve görevini sürdüren Omurca, sendikal çalışmalarının devam edeceğini belirterek, “Ben meslekten emekli oldum ama demokrasi mücadelesinden emekli olmadım. Biz mücadeleye hayatımızın sonuna kadar devam edeceğiz” dedi. Sendikacılığın iktidarların ideolojisine göre yapılandırılmak istendiğini, sendikaların kendi içlerinde bölünmesi için mücadele edildiğini belirten Suca Omurca, “Kamu sendikalarını kurma aşamasında çalışmalarımız vardı, 90 yılında da kurduk.
Üyeliğini yaptım, temsilciliğini yaptım, son 3 yıldır şube başkanlığı görevini sürdürdüm. Şu bir gerçek ki yola çıktığımız ilk heyecanla beklentilere sendikacılık cephesinden cevap veremedik" açıklamasında bulundu.

 

Kocaeli'deki sendikal faaliyetleri değerlendiren Omurca, hangi eleştirilerde bulundu? 'Bu süreçte kimin gerçek sendikacılık yaptığını görecekler' göndermesini hangi sendikaya yaptı? Omurca Eğitim-Sen'in kim tarafından hedef tahtasına oturtulduğunu belirtti? Gençlik yıllarından itibaren mücadelenin içinde olan Omurca, Eğitim-Sen ile ilgili hangi özeleştirilerde bulundu? "Kocaeli'de ders programı tarikatların eline bırakıldı" diyen Omurca, eğitim sistemi ile ilgili hangi eleştirilerde bulundu, İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün hangi eksikliklerine değindi? Referandum süreci, kendi referandum tahmini ve çok daha fazlası ile ilgili gazetemize değerlendirmeler yapan Omurca'nın açıklamalarının çok daha fazlası röportajımızda. Keyifle okumanız dileğiyle…



*Başkanlık görevinizi neden bıraktınız?
- Ben meslekten emekli oluşum daha çok kişisel sorunlarımla ilgili. Sıkıntılı bir dönemdeyiz. Kimilerinin darbe girişimi kimilerinin farklı isimlerle adlandırdığı olaylar yaşandı. Bizim tüzüğümüze göre 3 yıllığına seçildim. Meslekten 6 ay önce emekli olmama rağmen sıkıntılı bir süreçte bu olayların ardından görevimi sürdürmeye karar verdim. Temsilcilerimizin de görüşü bu doğrultudaydı. Biz de bu süreci bugünlere kadar getirdik. Yapabildiğimiz kadar, dayanışma içerisinde bu süreci tamamladık.
 
DEMOKRASİ MÜCADELESİNDEN EMEKLİ OLMADIM
*Başkanlığı bıraktınız ama sendika ile bağınız ve çalışmalarınız devam edecek değil mi?
- Sendikacılık sınıf mücadelesinin yanında demokrasi mücadelesi ile birlikte yürür. Sağlıkla ilgili bir probleminiz yoksa engelleyici bir durum da yoktur. Biz aklımız erdiğinden beri demokrasi mücadalesinin içinde hep olduk. İnandığımız bir dünya yaratmak, daha adaletli bir yaşam oluşturmak adına bu mücadeleye hayatımızın sonuna kadar devam edeceğiz. Meslekten emekli olduk ama demokrasi mücadelesinden emekli olmadım.
 
*Siyasi bir partide görev alacak mısınız?
- Kendi siyasal anlayışım doğrultusunda CHP'nin merkez ilçe Emek Bürosu'nda yerimi aldım. Emek cephesinden bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğim. Diğer emek örgütleri ile ilişkilerimi de sürdüreceğim ve katkı vermeye çalışacağım.
 
BEKLENTİLERE BU CEPHEDEN CEVAP VEREMEDİK
*'Başkanlığa devam etseydim şunu yapardım' dediğiniz bir faaliyet var mı?
- Biz yola çıktığımızda başta eğitim iş kolunda çalışan arkadaşlarımızın özlük, demokratik haklarının daha da iyileştirilmesi, ekonomik şartlarının yükseltilmesi için yola çıktık ki zaten sendikaların da asıl görevi de budur. Kazanımlarımız kısmen oldu ama kayıplarımız daha çok oldu. Kamu sendikalarını kurma aşamasında çalışmalarımız vardı, 90 yılında da kurduk. Üyeliğini yaptım, temsilciliğini yaptım, son 3 yıldır şube başkanlığı görevini sürdürdüm. Şu bir gerçek ki yola çıktığımız ilk heyecanla beklentilere sendikacılık cephesinden cevap veremedik.
 
BİZİ BÖLMEYE ÇALIŞTILAR
*Nedeni neydi peki bunun?
- Bunun çok farklı nedenleri var. Bir toplumsal beklenti olarak ilk etapta isteriz ki yola çıktık ama en kısa zamanda haklarımızı elde edelim diye düşünürüz ama konjenktür farklı ilerliyor. İktidarı elinde tutanlar buna kolay kolay müsade etmiyorlar. Biz diğer iktidarlarda da, çalışanların 14 yıllık AKP iktidarı döneminde çalışanların iş güvencesini sağlamaya yönelik yaptığımız mücadelede çok engellerle karşılaştık. İktidarlar buna izin vermediği zaman da senin o hakkı alabilecek gücün olması gerekiyor. Ne var ki Türkiye'de yapılan sendikacılıkta hem hükümetlerin çıkardığı yasalar bizi bağlayıcı oldu, o da yetmedi bizi kendi içimizde bölmeye çalıştılar.
 
*Başarılı oldular mı bu çalışmalarında?
- İşçi sınıfının tek hedefi vardır haklarını almak ama bu haklarımızı almamamız için gelen hükümetler çoğu zaman ideolojik olarak bizi ayırdılar. Kamu sendikacılığı çok bölündü hatta yetmedi sendikacılığı bile kendi ideolojileri doğrultusunda yapılandırdılar. Bir sendika işçi hakları ya da kamu çalışanlarının haklarını korumak yerine hükümetin borazanlığını yapıyor, Hükümetin siyasi ideolojisini uygulamaya çalışıyor. Kendi içimizdeki en büyük sıkıntıdır. Bu bölünme sınıf mücadelesini kırmaya yöneliktir. Bunda da büyük oranda başarılı oldular. Kamu alanında örgütlenmiş sendikalara sayısal olarak baktığımızda yandaş bir sendikacılık yarattılar. Bu her ülkede görülen bir şey değildir. Bizim ülkemize has olan bir şey. Bunu aşamadığımız sürece bu hak kayıpları kolay kolay elde edilemeyecektir.
 
KORKAK VE ÜRKEK DAVRANIYORLAR
*Kocaeli'de sendikacılığı nasıl görüyorsunuz?
- İşçi sendikalarında bir farklı yapılanma vardır, kısmen de olsa Metal Fırtınasını örnek verecek olursak olumlu gelişmeler yaşandı ancak bu sürdürülemedi.  İşçi sendikacılığı açısından çok da umut verici değil. Kamu sendikacılığı alanında bizim dışımızda diyebilirim ki diğer kamu sendikaları bürokratik sendikacılığın dışına çıkamamışlardır. Çevre sorununda, hak kaybında, bir demokrasi sorununda çok geriye çekilmişler, çok korkak ve ürkek davranıyorlar. Yandaş sendika da buna çok özen gösteriyor. Hükümete çok yakın olduklarından dolayı sarf ettikleri cümleler yanlış anlaşılır diye bile korkuyorlar. Eğitim Sen olarak biz bir mücadele yürütmeye çalıştık. Sokaklara da indik, işyerlerimizi de kullandık, farklı dayanışmalar içine de girdik, savaşa karşı da çıktık. Ülkede insan hakları ihlalleri yaşandığı zaman buna da karşı çıktık. Her yerde gücümüz oranında bulunmaya çalıştık ama bizim gücümüz de bu kadar.
 
TOPLUM MENGENEYE SIKIŞTIRILDI
15 Temmuz'dan sonra kırıldı mı gücünüz?
- İsterdik ki daha da sınıfsal olarak daha güçlü olalım, daha çok işbirliği yapalım ama Türkiye öyle bir dönemden geçiyor ki özellikle 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL ve çıkartılan KHK'lar ile toplum mengene içerisine sıkıştırıldı ve toplum mağdur edildi. İnsanlar toplu yerlere çıkmaktan korkar hale gelmiş. Biz bunu aşmaya çalışıyoruz ama aşılmayacak. Türkiye Cumhuriyet döneminde kendi bölgesindeki ülkelerden daha farklı bir demokrasi anlayışı benimsemiştir ve daha iyi bir konuma gelmiştir. Ne var ki son yıllarda uygulanan politikalar bizi Ortadoğu'nun çatışmalı ortamına itmiştir. Bu ortamdan çıkılması, hükümetin bu güveni yeniden sağlaması gerekiyor. Ekonomik anlamda da yanlış bir politika uygulanıyor. Zengin daha çok zenginleşiyor, fakir daha da fakirleşiyor. Ülkede toplanan vergiler birilerine rant olarak aktarılıyor. Üretime dönük bir politika anlayışı olmadığı gibi üretenler de çok ucuza çalıştırılıyor. İşyerlerinde gerekli önlemler alımadığı için işçi cinayetleri söz konusu oluyor. Bu çarpık kapitalist sistemden çıkılmalı ve kaynakların eşit paylaşıldığı bir sürece gidilmesi gerekiyor.
 


YANILDIK DEYİP İŞİN İÇİNDEN ÇIKILAMAZ
*15 Temmuz'un ardından çıkartılan KHK'lar ve ihraçlardan Eğitim Sen de nasibini aldı. Birçok akademisyen görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Ne söylemek istersiniz?
- OHAL ilan edildi, 15 Temmuz bir darbe girişimi olarak adlandırıldı. Bu darbe girişimi de olsa, farklı birşey de olsa bu ülkede ölümler yaşanmıştır, ülkenin meclisi bombalanmıştır. Bu tabiki karşı durulması gereken bir olaydır ama hükümet bunu böyle adlandırdı ama bu olaydan 5 gün sonra OHAL ilan etti ve gerekçesine de 'FETÖ' ile mücadele edeceğiz, tüm kurumları ele geçirmiş' dediler. Ama son iktidar döneminde bunlar daha çok işbirliği yaptılar. Bu ülkenin kaynaklarını yönetirken birlikte yürütüyorlar, bu ülkenin eğitimini belirlerken birlikte karar alıyorlar. Bunlara imkanlar tanıdılar. Cumhurbaşkanı 'Ne istediniz de vermedik?' dedi.Sonradan 'biz yanıldık' deyip işin içinden çıkmak doğru değil. Bu kadar, bu ülkeyi iç savaş boyutuna getirecek kadar aldanmamaları gerekiyor. 'Biz bu yapıyla mücadele edeceğiz' denildi ama  kendisine ne kadar muhalif olan insan varsa, onlar gibi düşünmeyen insan varsa  hedef tahtasına konulmuştur, etkisizleştirilmeye çalışılmıştır.
 
EĞİTİM SEN HEDEF TAHTASINA KONULDU
*Eğitim Sen de hedef tahtasına mı konuldu?
- Evet biz de o hedef tahtasına konulduk. 15 yıldır bu ülkeyi yöneten iktidarı çok eleştirdik. 'Bu ülkeyi doğru yönetmiyorsunuz, haklarımızı elimizde alıyorsunuz, haklarımızı neden vermiyorsunuz? Dedik, itiraz ettik. İtirazları yaptığımız için bizi de hedef tahtasına koyulduk ve 33 bin öğretmen, 4 bin akademisyen üniversitelerde kovuldu, işleri ellerinden alındı. Barış isteyen akademisyenlerimizi tek bir kararlar, hiç yargılamadan mesleklerinden ettiler, üniversitelerinden kovdular. Barış istemek dünyanın hiçbir yerinde suç olmamalı. 15 akademisyenimiz ihraç edilmişti. Bunun dışında ihraç edilen öğretmen arkadaşlarımız var, kamu çalışanı arkadaşımız var. 4 tane ihraç var Eğitim Sen Kocaeli'ye üye olan. Açığa alınan 3-4 arkadaşımız var. Bütün çalışanların bir an önce işlerine dönmesi gerekiyor. Soruşturulacaksa da mahkemeler tarafından soruşturulması gerekiyor. KHK'ların hukuk içeriği yoktur ve hukuk dışı bir uygulamadır. Kimin suçu varsa onun soruşturmasının mahkemeler tarafından yapılmalıdır. 10 binin üzerinde açıkta bekleyen var.
 
KİMİN GERÇEK SENDİKACILIK YAPTIĞINI GÖRECEKLER
*Eğitim Sen'in Türkiye genelinde bir tepkisi de olmuştu değil mi ihraçlarla ilgili?
- Eğitim Sen'in de Türkiye genelinde birçok bölgede yoğunlaşmış ve 10 bine yakın üyemiz açığa alınmıştı. İl ve ilçelerde direniş komiteleri kurduk, çalışmalar yaptık ve dokuz binden fazla arkadaşımız da geri döndü ama ihraçlar konusunda sıkıntımız var ama diğer sendikalardan ses yok. Yandaş sendikadan da 40-50 bine yakın ihraç var. Diğer sendikalar sanki sendika değil başka bir şey gibi davranıyor. Böyle bir süreçte kendi üyelerinin hak ve çıkarlarını, uğradığı haksızlığı üstlenmez mi? İlgilenmiyorlar, telefonlarına çıkmıyorlar. Duyumlarımıza göre de mahkemeleri devam eden üyelerini de desteklemek yerine sendikalardaki üyeliklerini düşürüyorlar. Herkes bu dönemde kimin gerçek sendikacılık yaptığını görecek. Biz kendimizden çok eminiz. Bu mücadeleyi sürdürdük, sahipleniyoruz da. İhraç edilen arkadaşlarımız muhalif oldukları için demokrasi mücadelesinden dolayı hedef tahtasına konuldular. Barış mücadelesinden dolayı hedef alındıkları için biz onlarla gurur duyuyoruz. Bizim yanımızda kıymetleri daha da artmıştır.
 
*Ülkede bir takım sıkıntılar yaşanmasına rağmen bu süreçte referanduma gidilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Ülkemizde insan hakları ihlalleri yoğunlaşmış, emek sömürüsü giderek artıyor, haksızlıklar adaletsizlikler artmış, çevre felaketleri yaşanıyor. İnsanların sağlığı daha çok bozuluyor. Sağlık alanında her şey paralı olmuş, bu ülkede 70'e yakın farklı ad altında vergi toplanıyor. Bu kadar sıkıntılı bir Türkiye'de ülkeyi yönetenleri, AKP iktidarını bir başkanlık sevdası almış gidiyor. İstemelerinin sebebi de şudur: "Bu ülkeyi kötü yönettiler, anayasayı birçok defa ihlal ettiler, anayasal sınırlar içinde hareket etmediler, ülkenin kaynaklarını doğru kullanmadılar, kendileri de yolsuzluklara bulaşmaktan kaynaklı olsa gerek yargılanırım korkusuyla Başkanlık sistemini getirmek istiyorlar. Başkanlık sisteminde o kadar geniş yetkileri var ki, başkanın, bakanların ve başkan yardımcılarının ve çevrelerinin geçmişteki suçlarından ve sonraki suçlardan dolayı hesap verme olayı imkansız hale getiriliyor. Kendilerini güvenceye almaya çalışıyorlar. Başkanlık sisteminde hukuk yoktur. Tek kişinin egemenliği vardır. Çevresinde kimler ki o kişiye biat ederse onun yolu açıktır ama tek kişiye itiraz eden kimler varsa da elinde bulunduğu iktidar araçlarıyla o kişilerin sıkıntıya düşürüleceği de açıktır.
 
TEK KİŞİ EGEMENLİĞİNE ‘HAYIR’ DİYECEKLER
*Referandumda ne çıkacak sizce sonuç?
- Bir çoğunun tek kişi egemenliğine hayır diyeceklerine inanıyorum. İnsanlar son dönemlerindeki uygulamalarda fiili olarak yaratılmış tek kişinin egemenliğini yaşıyorlar şu anda. Bunu bir de hukuki zemine oturtunca yaşanacak sıkıntıları düşündükleri için de sıkıntıyı görebiliyorlar. Benim edindiğim izlenim o .
 
*Hayır çıkarsa ne olur?
- Hayır denilse en azından iktidarın biraz aklı başına gelir ya da 'Ben nerede yanlış yaptım?' diye düşünmeye başlar. Yanlışlarını düzeltmeye çalışır ve biraz daha halkın isteklerine kulak vermeye çalışır. Bu ülkede demokrasi bilinci biraz daha üste çıkar. Çünkü yeri geldiği zaman kendisini hiç yıkılmaz diye gören iktidar mensuplarını gördük biz. Onlar da çok çabuk bir şekilde silindiler çünkü halkın isteklerine ve teveccühüne göre davranmadılar. Ben bilirim diyerek hareket ettiler. Kendi dar çevresindeki danışmanlarının yanlışlıklarına saplandılar. Bu hayır ile birlikte ülkede yeniden demokratik hareketlerin öne çıkacağını ve karamsar olan bir kesimin yeniden umutlarının yeşereceğini düşünüyorum. Şimdi korkutulan, sindirilen kesimlerin biraz daha cesaret bulacağını, 'anti demokratik uygulamalara müdahale ederek bunların düzeltilmesini sağlayabiliriz' bilincinin oluştuğunu düşünüyorum.
 
HAKKIMIZSA ALIRIZ
*Eğitim Sen sizin de anlattığı gibi yaşanan sıkıntılar ile ilgili sokakta mücadelesini sürdürüyor ama polis engeliyle de karşılaşıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Biz sendikalarımızı kurduğumuz sıralarda bizim sendikal haklarımızı yasal olarak elde edebilmemiz için Ankara'da bir eylemimiz vardı. O zaman SHP-DYP iktidarı vardı, Demirel Başbakan'dı, Erdal İnönü de Başbakan Yardımcısıydı.  Biz sendikal haklarımızı istemek için Ankara'da Başbakanlığa yürüdük. Polis yine her zamanki gibi engel çıkardı. Biz o engeli aştık gittik. Biraz arbede yaşandı. Başbakanlığın önüne gittik. İnönü çıktı, bir arkadaşımız 'Biz buraya derdimizi size anlatmaya geliyoruz ama sizin polisleriniz bizi engelliyorlar' dedi. O zaman Erdal İnönü o sakinliği ile 'Onların görevi size engel çıkarmaktır, barikat kurmaktır. Sizin göreviniz de onu aşıp buraya gelmektir' dedi. Bize barikat kurmayacaklar, engel olmayacaklar diye bakmıyoruz. Bizim hakkımızsa, yasal hakkımızsa alırız.
 
ENGELLEMELER VAR, GERİ ÇEKİLELİM DİYEMEYİZ
Sendikaların oluşum sürecinde de aynı sıkıntıları yaşadınız…
- Evet. Bizler sendikal haklarımızı da bu şekilde kazandık. Yasalarda yoktu ki. Mücadele ettik. Biz sendikalarımızı kurduğumuz zaman geldi polis kapattı ama biz sokağa çıktık ve fiili olarak o sendikalarımızı açtık. Sonunda da ülkeyi yöneten hükümetler bununla ilgili yasa çıkarmak zorunda kaldı çünkü başa çıkamadı. Polis engel olmaz değil engel olur ama kanunlar çerçevesinde hareket etmek zorundalar. Abartılacak, insanlara zarar verecek, haklarını arayan insanların sağlığını bozacak şekilde hareket edenlerin de yargılanması gerekiyor. Bırakın yargılanmayı biz daha çok sesimiz duyulsun, gösteri haklarımızı kullanalım istiyoruz ama problemler yaşadık. Belki yaşamaya devam edeceğiz ama haklarımızı kullanacağız. 'Engellemeler var biz geri çekilelim' diye düşünemeyiz. Bu sadece benim düşüncem değil bizim sendikamızın yürüttüğü politikası ile de ilgilidir.
 
ÇOCUK GELİNLER VE ÇOCUK İŞÇİLER ARTTI
*Kocaeli'de eğitimde yaşanan sıkıntılar var mı? Ya da neyden kaynaklı sıkıntılar yaşanıyor?
- Kocaeli'de uygulanan Milli Eğitim politikasını Türkiye'den ayırmanın ihtimali yoktur çünkü aynıdır. 4+4+4'ten sonra hükümetin iddiası bütün okullar normal eğitime geçecekti. Çocuk sabahtan başlayıp 15.00'e kadar eğitim alacaktı. Aradan kaç yıl geçti, ikili eğitim yapan okullar var. Kimse bu konuda ben başarılı oldum diyemez. Bu kronikleşmiş bir sorun. Kocaeli'de de var ve iliğine kadar işlemiştir. Bazen Vali Bey ya da Milli Eğitim Müdürü çıkarak 'Şu sınavlarda şu dereceye geldik' diyor. Bu bir ölçüt değildir ki. Ölçüt senin üniversite sınavında, TEOG sıvalarında öğrenci ortalama cevabı kaç tanedir? Bu eğitimin objektif ölçeği değildir. Matematikte, fende, temel bilimlerde kaç tane ortalama cevabın yükselmiştir? 4+4+4'ten sonra da Kocaeli'de okula gitmeyen, açık liseye giden öğrenciler çok artmıştır. Örgün öğretimden uzaklaşılmış, çocuk gelinler ve çocuk işçiler artmıştır. Bu başarı mıdır?
 


KENDİ BİLGİSİNİ DEPOLAMAYAN KURUM OLUR MU?
Kocaeli'de ders programı diğer illerde uygulananlardan farklı mı? Burada da tarikatların ve vakıfların insafına bırakılmıştır. Din dersi var bir de seçmeli adı altında din dersleri var. Peygamberin Hayatı, Kuran okuma gibi derslere mecbur bırakılmıştır öğrenciler. Kocaeli'de Milli Eğitim Müdürlüğü'nün internet sayfasına girin tek bir istatistiki bilgi yok, sayfası bile yok. Böyle kurum mu olur? Biz neredeyiz, seviyemiz nedir? diye görmek istemeyen bir kurum olabilir mi? Zaman zaman girip bakmak istiyorum kaç sınıf var?, kaç öğretmen var, öğrenciler hangi dalda daha çok soru cevaplandırmışlar. Bunları göremiyorsun ki. Bilgisini depolamayan, kendi fotoğrafını çekmeyen bir kurum olabilir mi? Diğer illerle neden karşılaştırıyorsun ki? Sen önce kendi fotoğrafını çek. Dersleri mi farklılaştırsın? Konuları mı değiştirdin? Konulardan kaynaklı sorunlar var. Bu da uygulanan hükümet programlarındandır. 4+4+4'te başarılı olamadılar. Katılımcı bir anlayışla, bilim insanlarının katıldığı, eğitim sendikalarının görüşünün alınarak yapıldığı bir eğitim sistemi değil ki bu. Hata yaparak öğrenmeye çalışıyorlar ama sürekli hata yapılarak öğrenilmez ki. Bilimi bilim adamları konuşmuyor. Hukuğu hukukçular konuşmuyor. Konuşalar da içeri atılıyor. Eğitimde sorunlar bir iki saat konuşulacak konular değil. Çok kapsamlı bir çürüme var.
 
YÖNETİCİLERİN YÜZDE DOKSANI YANDAŞ
Kamu hizmetinde tarafsızlık gerekir. Oysa ki Milli Eğitim Bakanlığı'nda uzun bir zamandır yönetici atama yönetmeliğini değiştirmişlerdir, tamamen siyasi karara dönüştürülmüştür, yandaşları yönetici yapmışlardır. Hepsi böyledir. Böyle olunca liyakatsız kişiler, yöneticiliği hak etmemiş insanlar yöneticiliğe gelince o kurumdan fayda bekler misin? Orada bilimsel bir eğitim olabilir mi? Referandum sürecinde de bir kısım okul müdürleri hükümete yaranma çabasıyla olmadık, akla gelmedik açıklamalar yaptı. Bu bir yaranma çabasıdır. Bu nedenle de eğitim çürümüştür. Yöneticilerin yüzde doksanı yandaştır.
 
BELEDİYELERDE HİZMET GÖREMİYORUM
*Kocaeli Büyükşehir Belediyesi de dahil olmak üzere belediyelerin çalışmalarına baktığınız zaman, yapılan hizmetleri beğeniyor musunuz? Özellikle 'iyi çalışıyor' dediğiniz bir isim var mı?
- Havamız çok kirlendi, suyumuz barajın hatrına temiz olmaya devam ediyor. Trafik çok kötü. Şimdi tramvay deniyor ama tramvay trafiği daha kötü yapacak çünkü normal yollarla kesişiyor. Trafik sorununu bir an önce çözmeleri gerekiyor. Hangi sorunu çözdüler ki? Hiçbir iş sahası yok. Belediyelerin görevi aynı zamanda vatandaşın istihdam sorununu çözmek olmalıdır. İstihdam yaratacak politikalar geliştirebilirler ama geliştirmediler aksine ellerindeki kaynakları da sattılar. Kamusal hizmetleri terk ettiler, o birimlerde çalışan insanlar da işsiz kaldı. Elektrik dağıtım şirketlerini özelleştirdiler, bir kısım insanların ağzına para akıttılar. Bu hizmet midir? Belediye hangi hizmeti yapıyor şu an bilmiyorum. Belki temizlik hizmeti yapıyor ama onu da başka firmalara veriyorlar. E belediye neden var ki? Belediyenin olma sebeplerinden birisi bulunduğu bölgede insanlara hizmet götürmektir çünkü vergi topluyorsun. O vergileri ne yapıyorsun? Herhalde kendi maaşları için alıyorlar vergileri. Belediye hizmetleri çok kötü, ben bir hizmet de göremiyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner846

banner820

banner354

banner482

banner599

banner921

banner328