Bu kitap sabah geldi elime. Elbette hemen okudum ve okuduğumdan beri de çokça şey dönüyor zihnimde. Mültecilik ve göç üzerine birkaç kitap okudum ve hatta üzerine yazdım da. Benzer dertlerden yola çıkılıyor ama hepsinin yaklaşımı farklı. Elimdeki kitap da oldukça özel bir yerden yaklaşıyor konuya. Dolayısıyla bence önemli de bir konuya işaret ediyor. Sema Aslan dil üzerinden kuruyor hikayesini ve iyi de yapıyor. Her yönüyle ele alırsak belki daha iyi anlayabiliriz her şeyi diyor galiba. Kitabın resimleyeni de Cansu Dinç.

İletişim Yayınları tarafından basımı yapılan kitabın girişinde “Anadilini, arkadaşının dilini, kuş dilini ve tersinden dili (nednisret ilid) konuşmaya doyamayanlara” diye bir not var. Aslına bakarsanız buradan başlıyor merak duygusu. Savaş ortamında kendisini bulan bir ailenin göç etmesi ve başka bir ülkede yaşamaya başlamasını konu alıyor kitap. Nispeten ve tırnak içinde şanslı sayılabilecek mültecilik hikayesi diyebiliriz. Uçarak yolculuk ediyorlar ve gittikleri yerde çocuğun okula başlaması sağlanıyor. Evleri var ve kurulu bir düzene kavuşuyorlar. Fiziksel görüntülerin farklı olması kadar dil konusunda da sorunlar yaşanıyor ve Sema Aslan bize bunu çocuğun göz hizasından sunuyor. Evde; anne, baba, çocuk ve büyükanne var. Hepsi de yeni yaşama uyum sağlama konusunda son derece ustalıklılar. Çocuk okulda tüm gün kimseyi anlamadan ve kimsenin de onu anlamadığı şekliyle dönüyor eve. Sonra yavaş yavaş anlamaya ve dahil olmaya başlıyor. Sonra evde anne ve babasının da yeni dahil oldukları ülkenin dilini öğrenmeye başladıklarını fark ediyor çocuk. Sonra bir de ninesinin gözlerinin dolduğu anlara tanık oluyor. Bizler okur olarak çocuğun gözünden izliyoruz olayları. Çocuğun maruz kaldığı kadarıyla biliyoruz yaşanan sorun veya zorbalığı.

Dili, anlatımı ve olaya yaklaşımı ile yukarıda da belirttiğim gibi diğerlerinden farklı bir kitap elimdeki. Çocuk, kalabalık diye tanımladığı ülkesinden yalnız olduğunu düşündüğü ülkeye geldiğinde, yaşadığı sorunları aşınca zaman içinde burasının da kalabalık olduğunu fark ediyor. Çocuklar uyum konusunda yetişkinlerden daha usta, ama aynı zamanda aldıkları yara konusunda da daha fazla iz taşıyorlar bence. Buradaki çocuk da hayatının ilerleyen döneminde çocukluğunda yaşadığı her şeyi taşıyacak kendisiyle beraber. Bu nedenle çocuklara bakış açısı ve yaklaşım daha önem ve özen gerektiriyor. Uyum sürecini tamamlama noktasında olan çocuğu yine en çok ninesi şaşırtıyor çünkü o da başlıyor öğrenmeye. Parkta yanında oturduğu kadının yavaş ve tane tane konuşmasından sonra birkaç kelime öğrenen nine aslında bence en büyük umut kaynaklarından birisi. Pek çok açıdan umut veriyor bu nine bana bir okur olarak. Kitabı okuduktan sonra elbette yeni bir dil öğrenmenin güzel olduğu kadar, ana dilde konuşmanın nasıl da rahatlatıcı olduğunu düşünüyorum. Çocuk edindiği dil ile içinde yaşadığı topluma dahil oluyor ve bu da onun “çocuk” olarak yaşamaya devam etmesi için çok önemli bir adım. Yine tüm aile bireyleri için de bu geçerli. Dilin zenginliği, çeşitliliği ve herkesin eğitim konusunda eşit haklara sahip olabilmesi gibi çok fazla şey geçiyor zihnimden. Yine göç ve göçmenlik konusunda neler yapıldığı, neler yapılabileceği de bu kitapla bir kez daha düşünmeye davet ediyor bizi okur olarak. Yine, her insanın doğuştan getirdiği “haklar”ına nasıl sahip olabileceğini de hatırlatıyor. Kısacası elimdekine baksanız kaç sayfa ve resim, çağrıştırdıklarına baksanız onun on katı kadar. Yazarın ve resimleyenin ustalığı da bu değil mi zaten.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.