Yazarının 8 yaşında yazmaya başladığını geçen gün dinlemiştim bir videoda. Sevgili Dilge Güney çok hoş birisi. Oldukça içten bir şekilde 8 yaşında yazmaya nasıl başladığını anlattı ve o döneme ait defterlerini paylaştı videoda. Kitabını çok önce okumuştum ama şimdi bugün “Anneler Günü” için yazmak istediklerimden oldu. Berna Erözkan Akan’ın resimlediği ve Yakın Yayınları tarafından basımı yapılan “Annemin Çocukluğu Nerede?” kitabı bir anne ve bir çocuk olarak çok hoşuma gitti. Annemin çocukluğuna olası bir yolculuk beni nasıl keyiflendirirse bu kitabı okurken de aynı keyfi aldım.

7,5 yaşındaki kız çocuğunun ağzından dinliyoruz hikayeyi. Kahvaltı masasında aniden kaşları çatılan annesine bakıp onun çocukluğuna doğru yolculuğa gitmeye karar veren bir karakter var elimizde. Annesinin kendisiyle oyun oynamaması da dikkatini çekiyor Ze’nin ve gerçekten oyuna dahil olmakla, mış gibi yapmak arasındaki farkı çok net hissediyor. Bizi de duygularına, heyecan ve merakına dahil ediyor Ze. Böylece başlıyor serüven. Eski eşyalar, oyuncaklar ve kıyafetler eşlik ediyor bu güzel karaktere. Ze aslında sadece annesini değil hepimizi sirkeliyor yaptıklarıyla. İçindeki çocuğu duymazdan gelen veya bir şekilde unutan büyüklerin nasıl sıkıcı olduğunu gösteriyor yazar bize, iyi de yapıyor. Kurgusunu çok beğendim açıkçası. Büyüklerin dünyası zorluklarla dolu ve hayat bazen ağırlığını hissettiriyor burası doğru ama yine de eğer bir çocukla beraber yaşıyorsanız bir şansınız var demektir. O size hayattan nasıl keyif alınacağını gösteriyor. Bu kitaptaki karakter de böyle yapıyor. Çok basit bir örnek vermek istedim şimdi; oğlum 18 aylık ve balkonda gördüğü karınca için çığlıklar atıyor, ya da açık pencereden içeri giren küçük bir sinek için. İçinde bulunduğumuz korona günlerinde dışarı çıkamıyoruz ya, ilk defa site içine indirdim. Zemin kattaki yürüteçte olan arkadaşına (ilk kez birbirlerini görüyor ve ben de o cimcimeyi en son pusette görmüştüm) el salladı ve arkadaşı da karşılık verdi. Nasıl içim ısındı anlatamam. Kendi tekdüze dünyamızda olmayan tüm güzel duygular çocuk dünyasında var zaten. Sevgili Dilge Güney de kalemini güzel yerden oynatıyor ve bizi de annelerimizin çocukluğuyla ilgili heyecanlandırıyor. Epey önce annemin ilkokul önlüğü ile siyah beyaz önlüklü bir fotoğrafını gördüm ve çok garip hissettim; aynı zamanda mutlu. Ondan çocukluğundaki hikayeleri dinlemeyi de çok severim. Kısacası yazar beni de iyi bir yerden yakaladı. Ayrıca kitaptaki kız da annesinin çocukluğunu bulduğunda kendisini kahraman gibi hissediyor ve ona bir süredir eksik kaldığı neşesini hediye ediyor.

Malum bu satırların yayınlanacağı gün “Anneler Günü”. Evladını kaybeden anneler için zor bir gün, yine annesini kaybeden evlatlar için. Çok ama çok büyük zorluklarla evladına bakanlar var veya evladının gözleri önünde acı çekenler. Anne olmak üzerine kutsallaştırmalardan uzak ve bunların tehlikeli olduğunu düşünerek ama içinde şefkat, iyilik, üretmek, neşe ve huzur besleyenlerin günü kutlu olsun. Nefret söylemi çok yaygın maalesef ama ben yine de bunu kadınlarda görünce daha fazla üzülüyor ve şaşırıyorum. Empati mi dersiniz, yoksa insan olmak mı size kalmış ama ben kadınların daha duyarlı ve hassas olduklarını düşünüyorum, dolayısıyla hayatın zorbalığına ilk karşı çıkacak kişiler olarak görüyorum onları. Bir çocuk zarara uğradığında, istismara maruz kaldığında ses çıkaran herkesin anne olduğunu düşünüyorum. Bir cana değer vermenin, onu büyütmenin ve korumanın önemine yapılan her vurguda anne olunduğunu düşünürüm. Bir yenidoğan hekiminin anne olduğuna inanıyorum mesela; eline doğan prematüre her çocuğa harcanan emekte yaşamdan alınan tavırda saklı annelikleri. Boşuna değil toprak ana demek mesela. Can vermek, canı korumak, büyütmek ve nicesi var toprak ana kelimesinde. Kısacası anneleri üzmeyin yeter, onlar yolunu buluyor ve hayata bir artı katarak yaşıyorlar zaten…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.