banner232
banner203
banner230
banner165
banner15

EŞİM OLMASA BEN BİR HİÇİM !
banner234

AYSUN ÖZCAN ERENKAYA ROPÖRTAJI

 

 

LG markasının Kocaeli ve Yalova’daki tek yetkili bayisi olan Anıt Elektronik, 2015 yılına hızlı giriş yaparak, konseptini yeniliyor. Başarı hikayesiyle akıllarda yer edinecek olan Aydoğan, aynı zamanda genç girişimcilere örnek teşkil edecek.

 

 

Sevgili okurlar, bu haftanın Yükselen Değeri, İzmit’te Atatürk Bulvarı mevkisinde uzun yıllardır faaliyet gösteren ve her geçen gün kurumsallaşma yolunda ilerleme kaydeden ANIT ELEKTRONİK’in sahibi Nazmi Aydoğan oldu. Nazmi Bey, tırnaklarıyla kazıya kazıya bugünlere gelmiş, tornavida ucuyla para kazanmış, işine, eşine, çocuklarına ve dostlarına gönül bağıyla sımsıkıya bağlı bir iş adamı. Hayatla mücadeleden asla vazgeçmeyen hırslı yapısıyla bulunduğu noktaya gelen Aydoğan, bu noktada en büyük payidar olarak eşi Emel hanımı gösteriyor. Her fırsatta eşine olan minnetini dile getiren Nazmi Bey, ileriki günlerde turizm sektörüne geçiş yaparak, girişimcilikteki başarısını bu alana taşımayı planlıyor. İzmit’te oldukça kalabalık bir listeye sahip “Dostluk Grubunun” kurucularından olan Nazmi Aydoğan, bu grubun sosyal sorumluluk alanında duyarlılık gösterdiğine vurgu yaparak, amaçlarının asla siyaset yapmak olmadığını savunuyor. Bir başarı öyküsünü daha sizlerle paylaşıyorum. Hikayenin içine girecek ve Nazmi beyle zaman tünelinde yolculuk edeceksiniz. Buyurun röportajımıza.

 

 

 

 

 

***Nazmi Bey, kısaca sizi tanıyarak sohbetimize başlayalım?

 

1969 Bolu Göynük doğumluyum. 1980 senesinde İzmit’e geldim. 1986 senesinde Anıt Elektronik’i kurdum.

 

***O kısma gelmeden önce sormak istiyorum. Bolu güzel sevimli bir şehirdir. Neden memleketinizi bırakıp buraya geldiniz?

 

İlkokuldan sonra babam beni imam hatip ortaokuluna yazdırdı. Okumak istemedim sonra beni çalışmam için bir saatçiye verdi. Tamirat işleri yapıyordum. Bir gün bir parçayı ölçmesi için ustaya götürdüm. Usta bana “ya sizden tamirci mi olur” diye azarladı, kalktı elini savurdu, ağır bir cümle kullandı. Ben o hırsla kalktım İzmit’e geldim. O günden sonra da gitmedim.

 

***Ne yaptınız peki?

 

Geldikten sonra işe girdim çalışmaya başladım. Derince Esentepe’de oturuyordum. İzmit Atatürk Bulvarına gezmeye diye geldim. O esnada bir dükkanı gözüme kestirdim. Bulvardaki Anıt apartmanının altındaki dükkanı kiraladım. Dükkanı tuttum ama cebimde 100 lira para var sadece. 100 lirayla ne yapabilirim? Asgari ücret o zamanlar 65 lira.

 

***Bugünün parasıyla 1500 lira civarında bir para… onunla ne olur ki, nasıl bir özgüvendir bu?

 

Aynen öyle. O parayla hangi birini yapacaksın? Dükkanı tuttuk ama tezgah yapmak için masa lazım, alamıyorum. O zamanlar Anıt apartmanında  oturan biri “oğlum neyine güvenip açtın burayı” dedi. Valla ben de bilmiyorum ama bu dükkanı açacağım dedim. Masaya ihtiyacım olduğunu görünce, “şu Yücel apartmanının arkasında bir kapıcı var. O kız kaçırmış, evlenmiş. Onun tek kişilik divanı var, ona bir bak” dedi.

 

 

 

 

17 YAŞINDA DÜKKAN AÇTIM

 

***Divandan masa mı yapacaksınız yani?

 

Yaptık bile… baktım iş görür gibi. Aldım onu, ayaklarına dört tane beşe beş tahta çakıp masa yaptım. O binada beyaz eşya satan bir Mehmet amca vardı. Ondan bir buzdolabı kartonu alıp divanın önüne çaktım. Bir muşamba serdim, bir sandalye koydum ve televizyon tamirciliğine başladım, yıl 1986 idi.

 

***Çok ilginç. Peki sonra?

 

İlk müşterim kasabın üstünde oturan Erol isminde biriydi. Dükkana gelip bana “ustan nerede” diye sordu. “Ustam çarşıya gitti, gelecek birazdan” dedim. “Benim bir videom var onu tamir eder misin” dedi, ederim dedim bende. Videoyu aldım ama onu deneme yapacak televizyon yok dükkanda. Videoyu bildiğim kadarıyla yaptım. Deneme yapamadım ama kaset ileri geri çalışıyor hale geldi. Erol abi geldi, dedi ne oldu bizim video? Buyur abi tamam dedim. Hani ustan gelmedi mi daha dedi. Gelecek abi dedi. Videoyu takmamı istedi beraber evine gittik. Asansöre bindim ama nasıl dua ediyorum anlatamam. İnşallah video çalışır diyorum. İçeri girdik, videoyu televizyona taktım ve çalıştı. İşte o an benden mutlusu yoktu.

 

***Büyük stres yaşadınız tabi…

 

Hemde ne stres… Erol abi borcum ne diye sordu. Para istemez abi ama bir şey söyleyeyim. Benim ustam yok, usta benim, usta çarşıya falan gitmedi dedim. Adam kolumdan tuttu, zorla cebime beş lira para koydu. Düşünün, daha 17 yaşındayım. Ben o beş lira ile gittim TV koymak için altı tane raf aldım.

 

***Raf var ama televizyon yok ortada..?

 

Aynen öyle… ama şöyle güzel bir şey oldu. Bu adam bana ertesi gün sağdan soldan müşteri getirmeye başladı. Onun vasıtasıyla epey yol aldım ve sonra Kocaeli Üniversitesiyle tanıştım. Bir televizyon, iki, üç televizyon derken, dükkan dolmaya başladı. Bir gün bir baktım dükkan ful televizyon dolmuş. Ama herkes 10 liraya yapıyorsa ben sekiz liraya yapıyorum.

 

SÜTLÜ KAKAO İÇENLER BENİMLE DALGA GEÇİYORDU

 

***Nazmi Bey, bu arada siz ortaokul terktiniz değil mi?

 

Evet ama o eksiğimi daha sonra tamamladım ben. Ortaokulu dışarıdan okudum. Onu bırakın, daha sonra dört yıl elektronik bölümünü okudum. Çünkü kafama koymuştum.

 

***Ya askerlik..?

 

Dükkanda işler iyi gidiyor derken dediğiniz gibi askerlik geldi çattı. Gitmem gerekiyor ama dükkanı bırakacak birine ihtiyacım var. Yanımda çalışan birine bırakmaya karar verdim. Neyse, yanımdaki arkadaşla anlaşma yaptık ve dükkanı ona bıraktım. 16 ay boyunca düzgün çalıştı. Daha sonra babam dedi ki; “oğlum bak bu adam dükkanı boşaltıyor, başka yere masa sandalye götürüyor” dedi. Asım Efendi sokağa dükkan açmış meğer. Askerden geldim, baktım dükkan bomboş.

 

***İlk tepkinizi merak ettim?

 

Hiç unutmam saat gece 11 civarlarıydı. Geldiğimde ilk gittim dükkana baktım, her taraf karanlık tabi. O saatte bir şey yapamazdım. Eve gittim uyudum, sabah saat 5 gibi kalktım. Dükkana gittim, her tarafı pırıl pırıl yıkadım. Cebimde param da yok, asker adamım. Sonra gittim o arkadaşın tuttuğu dükkana. Benimle ilgili aldığı ne varsa topladım getirdim.

 

***Engel olmaya çalışmadı mı?

 

Nasıl olsun, ağzını açamadı. Çünkü benim malım olduğu belli, kendisi de biliyor. O gün çarşıyı dolaştım ve üç-beş tane iş bağladım ve çalışmaya kaldığım yerden devam ettim. 90 senesinde de Pioner servisini aldım.

 

***İlk büyük adımınızı attınız yani?

 

Evet, daha önce benimle dalga geçenler vardı. Kanlıbağ mevkisi dediğimiz yerde Grundıg servisini alan çocuklar vardı. Onlarla kahveye gidip okey oynardık. Oyun oynarken onlar sütlü kakao içerdi, ben çay içerdim. Çünkü paramı malzemeye ayırırdım. Sütlü kakao içen çocuklar benimle dalga geçiyorlardı. O dalga geçenler şimdi onun bunun yanında işçi olarak çalışıyor.

 

SABANCI’YA BAŞARININ SIRRINI SORDUM

 

***Azim, hırs, istikrarlı gidişin sonunda meyvesini almak çok güzel bir duygu, değil mi?

 

Elbette öyle. Eğer o gün ben de onlar gibi davransaydım, bugün o durumda olamazdım. Bakın, ben 90 yılında Sakıp Sabancı’yla karşılaştım. Lassa fabrikasının köşelerine kablo çekiyorduk. O ara müdür dışarı çıkmışken rahmetli Sabancı’ya sordum. “Başarının sırrı nedir?” dedim. Bana dedi ki, “başarının sırrı akıllı ve zeki olmak” dedi. Adamın dediği başka hiçbir şey yok, akıllı ve zeki olmak…

 

***Bir mesaj verdiği kesin…?

 

İş yerine geldim hala düşünüyorum, Sabancı ne demek istedi? Akıllı ve zeki olmak ne anlama geliyor? Bir yuvarlak çizdim ortadan böldüm, akıl ve zeka yazdım. Bir tane eleman alacaktım, onu çağırıp sordum. “Oğlum sen akıllı mısın, zeki misin”. Ben akıllıyım dedi. Tamam seni işe alıyorum dedim. Ondan sonra bir çocuk daha almam gerekti. Alacağım çocuk simitçilik yapıyordu. Aynı soruyu ona da sordum. Sen akıllı mısın, zeki misin dedim. Ben zekiyim dedi. Biri akıllı biri zeki olan iki elemanım oldu. İşler bir taraftan büyüyor derken Ziya diye bir çocuk daha geldi yanıma.

 

***Ona da aynı soruyu sordunuz sanırım?

 

Evet sordum. Ziya “ben hem akıllıyım hem zekiyim” dedi. Tamam sen de gel dedim. Bu akıllı ve zeki olan çocuk bir sene sonra yanımdan ayrılıp dükkan açtı biliyor musunuz? Öbürlerinden akıllı olan, her yaptığı işi mantıklı yapıyor. Zeki olan, seri ve pratik ama üstün körü yapıyor. Sakıp Sabancı’nın sözü artık hep aklımda. İşçi alırken soruyorum, akıllı mısın, zeki misin diye? Başarıya ulaşmış kimi görürsem aynı soruyu sordum ve yaklaşık olarak aynı cevabı aldım. Akıllı adamı çalıştırırsın, zeki adamı da çalıştırırsın ama hem akıllı hem zeki adamı çalıştıramazsın. Hep karşına rakip olarak çıkar.

 

***Nihayetinde siz de aynı tecrübeyi yaşadınız değil mi?

 

Şu ana kadar yanımda çalışıp dükkan açarak ayrılan kişi sayısı 23’e ulaştı. Kendini yetiştiren adam gidiyor dükkan açıyor.

 

ALTI DEFA İFLAS ETTİM

 

 

***Nazmi Bey, hedeflediğiniz noktaya geldiniz mi?

 

Mümkün oğlunca edindiğim tecrübeler doğrultusunda planlı gitmeye çalışıyorum. Yuvarlak çizgimi çizdim. 2009’da 15 kişi, 2010’da 20 kişi, derken 2015’e kadar hedeflerimi belirledim. 2015’te tekrar yenilenmeye geçtim. Şimdi yine hedeflerimi çizdim.

 

***Yeni hedeflerinizi öğrenebilir miyiz?

 

Bu iş üzerine hedeflerim var ama onun haricinde farklı projelerim de var. Kısmetse turizm işine girmeyi düşünüyorum. Butik otel, konak tarzı düşüncelerimiz var ama elektronik işine sonuna kadar devam edeceğim.

 

***Hep böyle planlı mı yaşarsınız? Hayatı akışına bırakmaz mısınız?

 

Bazen düşünüyorum, akışına bıraksam, sekteler miyim? Altı defa iflas ettim. Onun için tedbirli giderim. Boyumu aşacak borca girmem, eğer girersem, olur da yarın ölürsem çocuklarım ne olur? Hep bunu düşünerek gidiyorum. Ben iflas etmeden önce yanımda dostlarım vardı. İflas edince yanımda kimse kalmadı. Ben yiyecek ekmeğe muhtaç kaldığım günleri biliyorum. 90 senesinde iş yerimi sel bastı, 15 dakikada her şeyi sıfırladım. Dükkan perişan haldeyken benim kendi köylüm babama, “cebinde parası altında arabası vardı, şimdi gezsin de göreyim” dedi. Çok zoruma gitti o söz. Cebimde kalan son parayla bir televizyon alıp sıfırdan başladım ve çok şükür bugünlere geldim. Bunları anlatıyorum ki, bilinsin. Ben yoktan var oldum, babamın parasıyla bir yerlere gelmedim. Ben tornavidanın ucuyla para kazanıyorum.

 

***Nazmi Bey, Anıt Elektronikte tam anlamıyla hangi işler yapılıyor?

 

LG markalı aklına gelecek bütün ürünler, çamaşır makinesi, televizyon, telefon, bulaşık makinesi, klima, kamera gibi ürünlerin Kocaeli’deki tek yetkili bayisiyiz. Aynı şekilde Yalova’da da şubemiz var. Türkiye servisleri arasındaki sıralamayı yakalamak ve orada kalmak gerekiyor.

 

***Tek yetkili bayi olarak ihtiyacı karşılayabiliyor musunuz?

 

Şükürler olsun bu kadar insanı besliyor. Çünkü LG dünyada birinci sırada. Türkiye’de ise son iki yılda Samsung’un önüne geçerek birinci sıraya oturdu.

 

EŞİM OLMASA BEN ADAM OLMAZDIM

 

 

***Nazmi Bey, aile hayatınızdan bahsedelim biraz. Eşinizle nasıl tanışıp evlendiniz?

 

Emel Hanımı hamburgerle kandırdım ben.

 

***Nasıl yani, bir hamburgere mi tav ettiniz?

 

Evet, bunun şakasını yapıyoruz hep. Emel hanım o zamanlar Grundıg servisinde dayısının yanında çalışıyordu. Ben de malzeme almaya gidiyordum. Bir gün erkekler hakkında iddialı konuştu. Emel hanım biraz somurtkandır, otoriterdir. Eşimin en çok sevdiğim yönü o’dur. Bir gün baktım hamburger yiyecek tam. Dedim hep tek başına yiyorsun. E, al ye dedi ben de aldım yedim. Kendisi aç kaldı, parası da yoktu. Ertesi gün sana hamburger yollarım dedim, istemem dedi. Derken sohbet artmaya başladı. Öyle böyle zaman geçti ve 1996 Ekim ayında evlendik. Benim başarımın en büyük sırrı Emel hanımdır.

 

 

 

***Ne güzel bir itiraf bu böyle…?

 

Doğru söylüyorum. Emel hanım bana sahip çıkmamış olsaydı ben adam olamazdım. Arkamda eşim olmasın, ben cebimdeki parayı çok çabuk bitiririm, batarım. Benim elim açık ama o beni frenler. Emel hanıma sormadan yaptığım her işi batırdım.

 

***Kaç çocuğunuz var?

 

Bir kızımız bir oğlumuz var. Kızım Yağmur 17 yaşında, lise son sınıfta. Oğlum Doğukan futbola çok meraklı, o çizgide ilerlemek istiyor. Ama başarımın sırrı Emel hanım. O olmazsa ben bir hiçim.

 

DOSTLUK GRUBUNDA SİYASET OLMAYACAK

 

***Nazmi Bey, sizin de içinde olduğunuz bir “Dostluk grubu” var. Bu grup içinde seçimlerde aday olanlar var. Gittikçe siyasallaşacak mısınız yoksa?

 

İçimizde her partiden adaylar mevcut bu doğru. Ama bir grup olarak alınmış kararlar değil onlar. Herkesin normal hayatta savunduğu görüş, yaptığı siyaset kendisini bağlar. Bizim grubumuzda siyaset yok. Hiçbir zaman olmadı, olmayacak, olamaz da. Hiçbir beklenti olmadan kurulan bir oluşumuz. Sosyal sorumluluk projeleriyle varlığımızı hissettirmeyi planlıyoruz. İnsanlara faydalı olmak için ille de bir yerlerde olmak, bir koltuğun ucunda olmak gerekmiyor. Biz bu şekilde de insanımıza faydalı olabiliyoruz ve bu haz her şeyden güzel.

 

***Nazmi Bey, Dostluk grubundan sonra bir de Yükselen Değerler ailesine dahil ettik sizi. Katıldınız, yüreğinizi açtınız. Çok teşekkür ediyorum.

 

Ben teşekkür ederim Aysun hanım. Sizi ilgiyle takip ediyorum. Yükselen Değerlere katılmaktan mutluluk duydum.

 

banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ismail yaşlak 2 yıl önce

Nazmi beyi uzun yıllardır tanırım buralara tırnaklarıyla geldiğine şait olmuşumdur.Azimli,istekli,hırslı olmasının yanında bir okadarda yardım sever iyi kalpli bir kişiliğe sahiptir.Barış gazetesinin yükselen değerler köşesini hak etmiş bir kişi olduğunu

Avatar
Hilal Gülsün 2 yıl önce

2.5 yıldır yanında calısıyorum. Nazmi bey bir patron değil baba gibidir bize
Her zaman yanımızda arkamızda olmuştur. Ben ne öğrendiysem sevgili eşi Emel Aydoğan ve Saygıdeğer patronum Nazmi Aydoğan'dan öğrendim. Herzaman işine 4 elle sarılmıştır ve banad

banner121

banner235

banner182

banner202

banner144

banner237