banner232
banner203
banner221
banner165
banner15

BİZE “DEVLET KAPISINDAN SU İÇME” DEDİLER
banner234

Her projenin bir amacı vardır. Bu hafta sizlere bir başka yükselen değerimi tanıtmadan önce görevini üstlendiğim bu projenin asıl amacından bahsetmek istiyorum. Yükselen Değerler neden var? Öncelikle eğer hayatta başarılı olma konusunda gerçekten ciddiyseniz o zaman hayatta başarılı olmuş insanların ilham veren hikâyeleri ile kendinizi eğitmekten başka yapacak daha iyi bir şey yoktur. Hayatta, kariyerinde ya da işinde başarılı olmak isteyen birçok insan, genellikle bunu pek başaramıyor çünkü başarılı olmanın neleri gerektirdiğini ve başarıya giden yolun nasıl olduğunu bilmiyorlar. Sadece, hali hazırda başarılı olan ve bunun meyvesini yiyen insanları görüyorlar ve o insanın bu mertebeye ulaşana kadar nelerden feragat ettiğini ya da ne kadar çabaladığını ilk bakışta göremiyorlar tabii ki.

***

Bu yazımda da daha öncekilerinde olduğu gibi yine başarılarıyla ün yapmış bir insanın ilham verici hikâyesini öğrenecek ve böylece sizin de başarılı olma şansınız daha da artacak diye düşünüyorum. Çünkü bu tür hikayeler, inanıyorum ki bir yerlerde birilerine mutlaka ışık tutuyordur.

Rıfat Yakupoğlu, Balkanlardan, Atamızın topraklarından buraya göç etmiş, ayakları üzerinde durmayı başarmış bir müteşebbis. Çıtayı daha yukarılara taşıması ise, yine doğduğu topraklar sayesinde olmuş. Vefanın karşılığını fazlasıyla hak eden başarılı iş adamı Rıfat Yakupoğlu, kendine has tarzıyla, turizm sektörüne başkalık katmış. Aynı zamanda TÜRSAB üyesi olan KOŞUKAVAK TURİZM’in sahibi Rıfat Bey, Gazetemiz ekibine bir Balkan turu sözü vererek, misafirperverliğini, nezaketini bir kez daha kanıtladı. Ekip, bu fırsatı kaçırır mı bilmem ama ben Gazetem adına nazik daveti için Rıfat beye bir kez daha teşekkür ediyorum.

 

Hadi öyle ise, başarıya giden bu zorlu yollarda güçlü ve sabırlı durarak tüm engelleri aşmış bir ismi daha tanıma vakti. Göreceksiniz ki, bilginiz arttıkça siz de başarıya bir adım daha yaklaşacaksınız.

 

***Rıfat Bey, okurlarımıza biraz kendinizden bahseder misiniz?

Rıfat Yakupoğlu. 1961 Bulgaristan doğumluyum. Bulgaristan’ın Kırcaali köyünün elli kilometre yakınında ki Koşukavak’tanım. Evliyim. Askerden sonra okul sıralarında amcamın kızının vasıtası ile eşimle tanıştım ve Bulgaristan da evlendik. Evliliğimden bir kız çocuğum oldu. Kızım henüz beş yaşlarındayken de Türkiye’ye göç ettik ve her şeye sıfırdan başladık.

 

HER ŞEYE SIFIRDAN BAŞLADIM

***Biraz bahseder misiniz, yeni hayata nasıl başladınız, neler yaptınız?

Açıkçası her şeyimiz varken biz her şeye sıfırdan başladık çünkü o topraklardan buralara hiçbir şey getiremedik. İzin verilmedi. Bir depo benzin ile geldiğimiz Darıca’da her şeye sıfırdan başladık. Yani düşünün henüz küçücük bir kızınız var ona süt alacaksınız ya da ne bileyim bir çikolata alacaksınız ama buna bile paranız yok. Daha nasıl anlatılabilir bu durum bilemiyorum.

 

***Ne kadar kaldınız Bulgaristan’da?

Bulgaristan’da doğup orada büyüdüm. Tahsil hayatım ve askerliğim de dâhil olmak üzere 28 yıl orada bir hayat geçirdim. Sadece ben değil 7 göbek Atalarımız da orada yaşamışlar. Doğduğum ve büyüdüğüm yerde bugün hala yüzde doksan dokuzu Türk. Hatta kısa bir süre önce Bulgaristan’ın ulusal radyosunda bir röportaj gerçekleştirdik. Oradaki sorularından birisi mesela Türkçeyi ne zaman öğrendiniz olmuştu. Hayır, ben yedi yaşında Bulgarcayı öğrendim. Bulgaristan’da yaşasak da o dönemler, televizyon pek yoktu. Radyo da çok varsayılmazdı. Ne zaman ilkokula başladım, o zaman Bulgarcayı öğrendim.

 

DÜNYAYA BİRDAHA GELSEM, YİNE TURİZM İŞİNİ YAPARDIM…

 

***Daha önce olmak istediğiniz başka bir meslek var mıydı?

Ben dünyaya bir kere daha gelsem yine turizmci olurum diyorum. İşime çok büyük bir saygı ve sempatim var. O zamanlar Koşukavak’ta teknik okul vardı. Okuduğum bölümün ismi içten yanmalı motorlardı tabi şoför okuluydu ama aynı zamanda okulun bir de motor bölümü vardı. Dört yıllık okulun sınavını kazandım ancak okumak nasip olmadı. Okulu bitirseniz de şoför olamıyorsunuz dediler. Bende okulu bıraktım ve bir ay sonra Koşukavak’ta ki şoförlük okuluna yazıldım. Oradan daha sonra askerliğimi Sofya’da yaptım. Askerlikten sonra üniversite sınavlarına girdim kazandım. Ancak okumak nasip olmadı. Turizm sektörüne ise sonradan dâhil oldum.

 

***Turizm işine gelene kadar hangi işi yapıyordunuz?

Bizim göç etme sebeplerimizden birisi o zamanlar hatırlarsınız belki, isim problemi vardı. İsimlerimizi değiştirdiler. 1989 yıkında da büyük bir göç oldu ve o sene Gebze’ye geldim çünkü kız kardeşim, ablam 1978 yılında eniştemden dolayı Kocaeli’nin Gebze ilçesine gelmişti. İki ay kadar Gebze’de kaldıktan sonra İstanbul Sirkeci’de bir holding sahibinin makam şoförü olarak işe başladım. Tabii ki buradaki akrabalarımızın ve Balkan Türkleri derneğinin yönlendirmesi ile başladım bu işe. 2,5 ay kadar bir süre ile devam ettim. Kendisi sıfırdan yükselip bir yerlere gelmiş Nevşehirli bir büyüğümdü. Allah rahmet eylesin çok iyi bir insandı. Ondan çok şey öğrendim. Zaten kaderimin değişmesine ve bu sektöre ilk adım atmamı sağlayan isim de kendisi olmuştu.

 

***Merak ettim açıkçası? Biraz bahseder misiniz?

Onlarda Anadolu gurubunun ortaklığı vardı. Bu bildiğimiz motor markası olan Lada’yı getirmişlerdi. Onun bir taşımacılık işi vardı. Kartal’dan bayilere taşınması gereken bir işti bu. Bende o sıralar geç saatlere kadar makam şoförlüğüne devam ediyorum ancak çok fazla boş zamanım oluyordu. Arabamı temizliyordum ve geri kalan zaman bana kalıyordu. O sıralar taşımacılık işinde de yine şoförlere belirli bir para veriyorlar. Sonra patronum bu işi benim yapmamı isteyince bu işe de el attım ve her gün devamlı olarak gelip gitmeye başladım.

BALKANLARA, BİZİM GÖZÜMÜZLE BAKMIYORLAR…

***Sonra…?

O sıralar yine bir gün bir araba aldık servisten, teslimata götürüyoruz. Teslimattan önce de muhakkak arabayı kontrol ediyorum. Yine bir gün kontrol esnasında motorda su olduğunu fark ettim. Durumu yetkililere bildirdim fakat firmanın servis müdürü bu duruma itiraz etti ama mühendislerin denetimi sonucu olayın gerçekliği ortaya çıktı. Sonra bana bir iş teklifinde bulundular. Kabul ettim ve firmanın taşımacılık işini yapmaya başladım. Daha sonra 2004 yılından 2006 yılına kadar Altunizade’deki firmada satış müdürü oldum. Sonra oradaki işten ayrıldığım duyulunca Peugeot’dan teklif geldi ve orayla çalışmaya başladım. İşe başladığım ilk ayda güzel bir satış işi yaptım. Servis ve satış işini aynı anda sürdürdüm. Nakliye de yapıyordum. Daha sonra servis çektim.

 

***Anlaşılan turizm sektörüne adım atmanız biraz zaman almış. Peki, ne zaman başladı bu hikâye?

Evet, biraz zaman aldı… turizm yolculuğum ben, Balkan Türkleri Derneği ile tanışınca başladı. Gebze ve Darıca Balkan Türkleri Derneğinde 2 dönem başkanlık yaptım. Dolayısı ile bir yere gittiğimde dernek kartımı değil, iş kartımı veriyordum. Tabi insanlar turizm kartını görünce Balkanları merak edip görmek isteyenler çıktı.  Madem dernek başkanısın, bizi oralara götür diye talepte bulundular. Bizde bu işi özellikle büyük gruplar olunca profesyonel olarak yapmak zorunda kaldık ve bir iki firma ile anlaştık. Ama baktık ki Balkanlara bizim gözümüzle bakan yok.

***Onlar nasıl bir yaklaşım içerisindelerdi?

Öyle bir şey ki, biz Balkanları tanıtmak istiyoruz, adamlar haliyle para kazanmak istiyorlar. Mesela Balkanlara muhakkak gidip gezilip görülmesi gereken bir yere gitmek istediğimizde, orası için ekstra bir ücret çıkarıyorlardı. Bizde madem durum bu, öyle ise bu işi biz kendimiz yapalım dedik. 2008 yılında gereken belgelerimizi aldık ve gerekli yerlere müracaat edip tüm evraklarımızı tamamladıktan sonra Balkan turlarını yapmaya başladık ve sonrası geldi zaten.

 

BU İŞİ BİZİM GİBİ YAPAN YOK!

***Sanırım patronunuz size uğurlu gelmiş?

Kesinlikle. O zamanlar dediğim gibi Sirkeci’de Mehmet Koparan’la birlikte 2 seneye yakın bir iş hayatımız olmuştu. O da 74 yaşında ve müthiş bir hayat tecrübesi olan ve çok mütevazı bir büyüğümüzdü. Ondan çok şey öğrendim. Hep şu şekilde söylerdi bana, “oğlum paranın peşinde koşmayacaksın, başarının peşinde koşacaksın. Başarıyı yakaladığında zaten para sana gelir” demişti. Bunlara uyarak başarmanın peşine düştüm ve başardım. Biz turları yapmaya başladığımızda zaten kısa sürede de başarıyı yakaladık. Şöyle bir baktığımda görüyorum ki, bu işi yapan belki birçok firma var ama bizim gibi yapan yok.

 

***Neden? Yani farklılığınız ne?

Çünkü ben, bizim oradaki dernek başkanlığından sonra birkaç sivil toplum örgütünde görev aldım. Rumeli Balkan Federasyonunun kuruculuğunu yaptım ve halen daha genel başkan vekilliğini yürütüyorum. Haliyle ciddi çalışmalar yaptık. Sivil toplum örgütlerinin içerisinde de Balkanlar vesilesiyle güzel bir çevremiz oluştu. Dolayısı ile bu vesileyle de Balkan turlarına başlamakta hiç çekinmedik ve turizm sektöründe güzel işler başardık.

 

***Peki, kimler daha çok katılıyor bu turlara?

Biz bu yolculuğa Derneklerle başladık önce ve bizi tercih eden her meslek dalından insanlar var. Onlardan da talepler geldi ve haliyle talepler de yüksek oldu. İşin tuhaf yanı bizim hala bir satış departmanımız yok.

 

***Çok tuhaf. Hâlbuki satış departmanı bir firmanın olmazsa olmazıdır. Siz neden gerek duymadınız?

Her firmada olması gerekiyor biliyorum ama hiç ihtiyaç duymadık. Çünkü biz, gelen talepleri değerlendirerek yolumuza devam ediyoruz. Mesela misafirlerimizin isteği üzerine Balkan yerlerini geziyoruz. Sonra Balkanları tanımanın en iyi yollarından bir tanesi turlarda belirli bir güzergâhlar vardır. Gezilir ve gelinir ama biz belgeseller çekiyoruz ve bazen on beş yirmi gün orada kalmak gerekebiliyor. Şuan elimizde 7 tane belgeselimiz var ve biz bunları çeşitli basın kanallarında yayınlatıyoruz.

 

BARBAR VE VAHŞİ TÜRKLER…

***Peki, hiç Balkanlarda yaşayan vatandaşlara bir organizasyon düzenleyip Türkiye’yi tanıtmayı düşündünüz mü?

Evet yapıyoruz.  Hatta buraya misafir getirmek, daha severek ve isteyerek yaptığım bir şey. Çünkü Balkanlarda yaşayan vatandaşlarımızın çoğu Türkleri pekte iyi tanımıyorlar. Özellikle Kominizim döneminde barbar Türkler, vahşi Türkler olarak okutulmuş. Bizler de aslında Türklerin yaşantılarının öyle olmadıklarını göstermek için bu gibi şeylerin iyiye vesile olacağı bilincindeyiz. Onu yapabilmemiz için de bir Bulgaristan firmasını satın aldık. Bir yıldır da faaliyette. Güzel de devam ediyor. Hem böylelikle parayı da, amacımızı da daha iyi gütmüş oluruz.

 

***Buradaki asıl amacınız nedir peki? Biraz daha konuya açıklık getir misiniz rica etsem?

Tabi, buradaki asıl amaç aslında Balkan vatandaşlarımızı buraya getirip Türk insanın düşman olmadığını göstermek. Türk insanının misafirperverliğini göstermek gerekiyor. On binlerce insan taşıdık Balkanlara. Ben buradan Balkanlara giden vatandaşlarımızı özellikle Türk bölgesine götürmeye dikkat ediyorum. Çünkü oraya giden Türk vatandaşlarımız yüz gram kahve alsa yine Türklere fayda sağlıyor. Oralarda yaşayan Türkleri ve yaşantısını göstermeye dikkat ediyorum. Balkanlardaki Türklerin aynı zamanda orada da rahat ve iyi yaşamasını istiyorum. Bir de Gümürcine’ye gidip oradaki Türklerin özellikle ekonomik olarak güçlenmesini istiyorum.

 

***Neden peki?

Çünkü Balkanlarda yaşayan Türk vatandaşlarımızın durumunu görmek beni derinden üzdü. İnanın orada okula giden çocukların bir kara kaleme ihtiyacı var. Bunun üzerine de yine çalışmalar yaptım.

 

25 MİLYON RUMELİ KÖKENLİ BALKAN TÜRK’Ü VAR

***Kocaeli’de yaşayan kaç tane Balkan Türk’ü var?

45 – 50 bin sadece Gebze Darıca’da olduğunu biliyorum. Resmi verilere göre ise Türkiye sınırları içerisinde en az 25 milyon Rumeli Balkan kökenli yaşayan insan olduğu tespit edildi.  Ben Darıca’da oturuyorum ama Darıca, Darıca olmadan önce burada yaşayanların çoğu Rumeli Balkan Türk’ü. Açıkçası çoğu göçmendi.

 

***Peki, Türkiye içerisinde bu kadar çok Balkan Türkü olmasına rağmen neden siyasette yoklar?  Çünkü şöyle bir baktığımızda Karadenizlilerin hüküm sürdüğü bir Türkiye var.  Birlik mi yok acaba?

Aslında bu işlerde eğitim çok önemli çünkü bizlerde eğitim aileden başlar. Bir örnek vermek gerekirse büyüklerimiz hep şöyle derdi. “Aman oğlum şu çeşme devlet çeşmesi, sen su içme orada”. Yani devletle işin olmasın, devlete karışma gibi bir korku salınmıştı. Ama durum öyle değil. Tabi ki siz bir yere talip olmazsanız,  bu doğanında bir kanunu var. Siz orada olmasanız da birisi gelip o koltuğa oturuyor nasılsa. Durum böyle olunca da sizin istediğiniz gibi değil de bir başkasının istediği gibi yönetiliyorsunuz. Bizim göçmen insanlarımıza baktığımızda özellikle 1998 yılından sonrakiler için konuşmak gerekirse üniversite okumayan bir aile çocuğunu henüz tanımıyorum. Ama siyasette dediğiniz gibi maalesef zayıf kalıyorlar.

 

***Açıkçası Atatürk’ün yetiştiği topraklarda, siyaset ile ilgilenmeyen bir toplumun yetişmesi de garip geliyor bana. Sizce de öyle değil mi?

İşin özüne bakarsınız Balkan Türkleri Derneği, Ak Partinin şu son iki dönemine kadar hiçbir derneğin içerisinde siyaset yoktu. Bu mevzuyu da dernek toplantılarında gündeme taşımış ve aramızda da istişareler yapmıştık. Ama Ak Parti hükümeti dediğim gibi şu son iki dönem içerisinde özellikle kendi yandaşlarına yer vererek yönetimi ele geçirme taktiğini uyguladılar. Bunu seçimle yapamasalar bile zorla yapmayı başardılar. Benim ise hiçbir ilgim olmamasına rağmen bu tavırlarına karşı çıktım. Dolayısı ile dernekleri ikiye böldüler. Burada da haliyle başka bir dernek kuruldu. Tabi bu durum bana hiç samimi gelmedi.

 

ATATÜRK’E DİL UZATMAK, KİMİN NE HADDİNE!

****Ciddi bir Atatürk aşığı var karşımda, ne güzel…

Bizim aynı zamanda aylık olarak hazırladığımız bir Rumeli dergimiz var ve bu dergide her ay yazmış olduğum bir yazım çıkar. Yine bir gün dergide ki yazımı hazırladım. Tam dergiyi basıma verecekken, şu an ismini vermek istemediğim bir yerel televizyon kanalını izlerken, içerisinde Atatürk ve Kenan Evren’in bulunduğu bir postere basıldığını gördüm. Bu olayda açıkçası hiç hoşuma gitmedi ve dergi için hazırladığım yazımı değiştirip, yerine bu konuyla ilgili bir yazı yazdım. Bence bu tarz şeylere kesinlikle dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü o lideri bırakın Türkiye’yi dünya tanıyor ve lider olarak kabul etmiş. Bizden de ancak cahil bir insan Atatürk’e laf söyleyebilir.  Zaten başta, öyle bir öndere dil uzatmak, kimin ne haddine?

 

***Dernek başkanlığı yapmışsınız. Peki, hiç siyaset ile ilgilendiniz mi? Teklif gelmiştir muhakkak diye düşünüyorum.

Evet, teklif geldi ama siyaseti hiç düşünmedim. Tabiri caizse hiç bulaşmadım derler ya hani bende aynı hesap hiç düşünmedim ve düşünmüyorum da.

 

BEŞİKTAŞLI OLMAK VARMIŞ

***Konuyu değiştireyim o halde. Hangi takımlısınız?

Aslında Galatasaraylıyım ama Beşiktaşlı olmak isterdim. Nedeni de renklerinden dolayı. Belki biliyorsunuzdur,  Balkan savaşları kaybedilince takım siyah forma ile maça çıkıyor ve balkanları geri alana kadar da siyah forma ile maç oynuyor.

 

***Dağarcığınızda böyle bir bilgi varken, nasıl oldu da Galatasaraylı oldunuz?

Sonradan öğrendim desem sanırım durumu kurtarırım. Biz her ne kadar Balkanlarda yaşasak da, aslında büyük bir Türk özlemi ile yetiştik. Çünkü aileden hemen hemen herkes Türkiye’ye göç etmişti. Biz de hali ile büyük bir özlem duyuyorduk derken, 80’li yıllarda Bukreş’de Galatasaray’ın maçı vardı. Tabi Türkler maça geldiler ancak Romanya kapısını Romenler kapatmış ve dolayısı ile Romanya’ya giremediler ve haliyle Bulgaristan sınırları içerisinde kaldılar. Bizim de Türkiye’den maçı izlemek için gelenlerin arasında,  bir arkadaşın akrabası vardı. Tabi o yıllar Türklerle konuşmak yasak olduğu için biz de polislerden izin alarak onların yanında maçı izledik. Onların o coşkulu halleri ve Galatasaray’ı sahiplenip destek vermeleri beni etkilemiş olacak ki, o saatten sonra Galatasaray’ı kendime daha yakın hissettim ve o günden bu yana da beni Galatasaraylı olarak bilirler ama dediğim gibi Beşiktaş’a ve geçmişine baktığımızda Beşiktaşlı olmak varmış diyorum.

 

BELKİ BUYÜZDEN BAŞARILIYIZ

***İş dışında boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?  Neler yaparsınız mesela?

Kayak yapmayı çok seviyorum. Spor da yaparım ancak bu sene yürüyüş dahi yapamadım çünkü geçen sene maalesef kayak yaparken bir sakatlık geçirdim. Gerçi kayak yapmak biraz tehlikeli bir spor. Bu yüzden, bu tarz problemlerle karşılaşmamız çok normal ancak tehlikeli şeyleri seviyorum sanırım. Çünkü daha önceleri de motosiklet yarışçılığı yapmıştım. Çok da seviyordum ama ta ki kayak ile tanışana kadar. İnşallah bu durum düzelecek ve yeniden en kısa zamanda yine yürüyüş yapmaya başlayacağız. İşimizden dolayı zamanda kalmıyor. Ama işimi seviyorum. Gezmeyi çok seviyorum. Belki de bu yüzden başarıyı yakaladık.

 

*** Peki, o topraklara bir daha geri dönmeyi düşünür müsünüz?

İşimiz gereği hep o topraklardayız ama şimdi biz taşınmadan önce benim yaşadığım köy kırk ailelik bir köydü ve biz göç ederken o topraklarda sadece bir aile kalmıştı. Gerçi şimdi sekiz, on aile kadar olmuş. Oralar çok güzel. Havası, suyu bambaşka. Tam yaşanılacak bir yer ama insanın olması da gerekiyor. Yalnız yaşanılmaz, olmaz açıkçası.

 

***Rıfat bey, Yükselen Değereler katıldığınız için çok teşekkür ediyorum. Başarılarınız daim olsun.

Gebze’ye kadar geldiniz, bizi dinlediniz, gazetenizde yer verdiniz. Asıl ben teşekkür ederim. Gazete Barış okuyucularına selam olsun.

banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner121

banner235

banner182

banner202

banner144

banner237