Gerçekten zor bir haftayı geride bıraktık. Ülkenin kaderini belirleyen Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerinin ardından, hayat bildiğimiz gibi.

Kimileri umut etmeye aşık oldu ve geleceğe ‘ince’ camlı gözlüklerle bakmaya başladı, kimileri istikrar için ‘devam’ kararı aldı, kimileri de şaşkın şaşkın hala seçimlerin etkisi altında.

Patavatsızlıkla açık sözlülük arasında yaşanan kültürel farkı da öğretti bu seçimler bizlere.

Sükûnetle sonuca saygı duymayı öğretti, şehir efsanelerinin komikliğini ve sözde gazetecilerin anlamsız patavatsızlıklarını gösterdi hepimize!

Ben her şeyi geçen pazara bıraktım bile.

Patatesin seçimler sonrası günbegün fiyat düşüşünü takip ettim!

(Beni tanıyanlar patatesin hayatımın olmazsa olmazı olduğunu bilir. İşte bu yüzden patates gibi adamım!)

Canım okurum; dedim ya hayat devam ediyor.

Ne İnce’nin müstakbel eşi kaçırıldı, ne de Erdoğan’ın boyu bir santim uzadı.

Yani artık İnce’ye, Erdoğan’a çemkirmenin anlamı kalmadı.

Yani adam kazandı, adamın dibi de kabul etti!

(Haa, Kılıçdaroğlu ile ilgili hassas terazimin virgül sonrası yansımalarını bir ara yazacağım o ayrı!)

Siyasette sonuç bellidir; vardır ya da yoktur.

İnce, mağlubeti mağrur endamıyla kabul etmiş bir adam.

Bu duruşa alışık olmayanlara da cevabım şudur:

Alışın artık, dansöz gibi kıvırmayan ve somut göstergelere göre davranan, umudun adamının yeşermesi için ihtiyacı olan ışığa asla gölge düşüremeyeceksiniz!

Yahu yazıya başlarken seçimlerle ilgili yazmamayı hedeflemiştim, yuh olsun bana!

Zaten canım okurum, sen bu yazıyı okurken ben İpsala sınır kapısından Yunanistan tatilime başlayacak ve Ege’nin riviera’sında, karşı kıyımızda doğan sabah güneşini karşılayacağım.

Hatırlarsan, geçen hafta, “Yeni başlayanlar için Kocaeli” başlıklı malum internet sayfasından söz etmiştim.

Adres, www.eksisozluk.com

Ekşi sözlük yazarları, şehrimiz hakkında dışarıdan bakan gözlerle bir takım olumlu olumsuz eleştirilerde bulunuyordu.

Yeni başlayanlar için Kocaeli devam ediyor;

  • Havalar ısınmaya başlayınca, mutlaka Değirmendere'ye uğrayın. Depremin izlerini görün. Değirmendere çay bahçesinde çay için, simit yiyin. Denizin hemen kıyısında oturmanın, denizin kokusunun keyfini sürün. Ya da kârlı bir günün erken saatinde ulaşın Değirmendere’ye. O gri - beyaz sessizliği dinleyin, huzur bulun.
  • Sanayi alanlarıyla ormanlık alanlarının büyüklüğü aynı olan, her soluk alışınızda ciğerlerin tencereye dalmış bulaşık süngerine döndüğünü düşündüren bir havası olan, ama çevre dağlarına, doğal güzelliklerine ulaştıkça bin bir renk ve florayla karşılaşılabilecek, Orhan mahallesinden Balaban'a uzanan bir antik şehir üstüne kurulmuş ama göçebelikten çıkamayan toplumumuzun talanına ve çarpık, çirkin kent yerleşimine rastlayabileceğiniz nadide şehirdir.
  • Üniversite öğrencisi için oldukça pahalı, müşteri sıfatını omuzlarından atamayacakları, sosyal çevrelerini sağladıktan sonra, özellikle de ebeveynlerinden uzakta iseler terki zor bir kenttir.
  • Gitgide yobazlaşan, yozlaşan, rantın eline, birkaç insanın diline mahkûm bir şehir halini almaktadır.
  • Gezilebilecek yerler, Karamürsel dağ köyleri, Değirmendere, Derbent - Balaban, Yuvacık, merkezde Orhan Mahallesi civarı sit alanları, Kapanca Sokak, Pembe Köşk, Sırrı Paşa Köşkü, Sekapark, Gebze - Darıca milli parkı, Ballıkayalar.
  • Civarında kafa dinlenilecek ve enfes balık ve et çeşitleri yenilecek güzel mekânları da vardır.
  • Maliye Bakanlığı’na göre vergi borcuna en sadık mükelleflerin yaşadığı il.
  • İlk gittiğim zaman kafama kül yağdıran şehir.
  • Kargalara dikkat edin. Yürüyüş yolunu keşfettikten sonra mümkünse yan kaldırımlardan yürüyün, ya da yürüyüş yolunda ısrarlıysanız karga sesi duyduğunuz anda koşar adım ilerleyin.
  • Şehri kargaların gazabından kurtarmak için ilginç çözümler deneyen bir belediyeye sahip şehir. Kargaları korkutur umudu ile ağaçlara CD asılmış, bu da yetmemiş ağaçlara tüneyen kargalara projektör ile ışık tutulmuştur zamanında.
  • Yemek yediğiniz yerlere dikkat edin. Tavuk döner diye yediğiniz şey aslında martı olabilir!
  • Değirmendere’ye uğramadan etmeyin. Denize ve Tüpraş’ın gece manzarasına karşı bir iki bira yuvarlamadan ayrılmayın.
  • Ne yönden gelirseniz gelin Dilovası civarında burnunuzu, Gebze civarında gözünüzü kapatın.
  • Esnafla muhabbet kurmanız birçok işinizde size yardımcı olur. Çünkü şehir esnafının tanımadığı kimse yoktur. Tanımasanız da bir kaç kere selam verdikten sonra yüzünüzü hatırlayan esnaf, size kırk yıllık arkadaşı gibi davranabilir.
  • Eğer İstanbul’dan trenle gitmeye karar verdiyseniz, Gebze’den sonra ineceğiniz durağa kadar kendinizi koruyun. Özellikle Diliskelesi civarında tren, şeytan taşlanır gibi taşlanıyor. Temkinli olun!
  • Yelkenlileri seyredin. Mümkünse yelken kullanmayı da öğrenin. Ama onlara sörfçü demeyin kızabiliyorlar.
  • İzmit ilin adı değil, merkez ilçenin adı. Fakat insanlar, "Kocaeli'ne gidiyorum" demezler, "İzmit'e gidiyorum" derler, karıştırmayın.
  • (Yazar bu kısımda bir zamanlar Kanal D Ana Haber için çırpınan bendenizden bahsediyor) İstanbul’la arasını gözünüzde büyütmeyin. Her gün İzmit - İstanbul arası mekik dokuyanlara uzaylılarmış gibi bakmayın. O kadar da uzak değil.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.