banner232
banner203
banner221
banner231
banner15

Temiz Barış'ın ilk startı Boğaziçi Üniversitesinden
banner234
Uluslararası Yalnızca Barışa Tarafız Kültür ve Sanat Derneği, Dünya barışını Anadolu topraklarından başlatmak için sürdürülebilir sanat etkinliklerine aralıksız devam ediyor.


Geçtiğimiz aylar da 41 ülkede eşzamanlı olarak gerçekleştirdiği Yalnızca Barışa Tarafız karma sergiler ile bir anda dünya sanat camiasının tüm dikkatlerini üzerinde toplayan oluşum "TEMİZ BARIŞ" sloganı ile sanatsal çalışmalarını akademik kurumlarda izleyici ile buluşturuyor.

2016 Yılı ajandasında Türkiye de 6 Üniversite de açılacak Barış sergilerinde toplam da 300 Bin üniversite öğrencisine sanatın birleştirici gücü ile TEMİZ BARIŞ’ı izletmeyi hedefleyen oluşum startını Boğaziçi Üniversitesi’nden başlattı.

25 Akademisyen sanatçının sanat eserinin sergilendiği Yalnızca Barışa Tarafız Sergisi Boğaziçi Üniversitesi Açılış Galasını Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Sn Prof Dr Biray KULLUOĞLU, Arkeolog Prof Dr Ayşe ÇALIK ROOS ile Birlikte Dernek Başkanı Vedat ÇALIK Dernek Başkan Yardımcısı Fatma GEDİKSİZ Beraber gerçekleştirdi.

Sergi açılış galasın da bir konuşma yapan dernek başkanı Çalık, konuşmasında,

İnsan türünün bir birikimi olan sanat, insan olmanın da birikimidir. Sanatın tarihi , aslında insanca yücelişin tarihidir. Sanatın hangi alanına bakarsak bakalım merkezinde insanı görüyoruz. Sanat daha iyi yaşama tutkusunun da kurgulandığı bir alandır. Bu yüzden '' BARIŞ '' düşüncesi çağdaş sanatın ve sanatçının kafa yorması gereken bir olgu olarak gündemden hiç düşmüyor. İnsanların savaştan, yokluktan, açıktan kırıldığı bir dünyaya herhangi bir İnsanın kayıtsız kalması düşünülemez zaten. Sanat- Edebiyat insanının ‘Kötü’ye karşı tavrını, bu açıklığıyla kavramsallaştırmış olarak ilk Homeros'un kaleminden okumuş olsak da bu tavır çok daha eskilere uzanıyor olmalı.

Tarih boyunca barış ve insanın barış algılayışı farklılıklar göstermişse de; günümüz dünyasında insanlığın  savaşa karşı geliştirdiği bilinç küçümsenemez boyutlar kazanmıştır.

İnsani duyarlılık, gelecek adına yaşamsal olan her şeyin korunması savaşa karşı Yalnızca Barışa Taraf olmayı görür ve değerlendirir. Artık anlaşılmıştır ki barışı savunmak, yarını ve insanın geleceğini savunmaktır.

Savaşsızlık durumu, yani insanların şiddete baş vurmadığı ortam bir başına barış kavramının içini doldurmaya ve içeriğini yansıtmaya yetmez. Barış savaşın yokluğundan daha fazlasıdır. Toplumsal adalet, eşitlik, ve özgürlük olmadan barış olmaz. Bu kavramlarla pekiştirilmemiş bir barış eksik bir barıştır. Barış, taraflar arasında bir eşitlik, karşılıklı varsayma ve kabullenme temelinde yeşerir. İnsan, grup ya da toplum olarak temel haklara sahipsek söz konusu olabilir.

Barış kavramı da ters - yüz edilerek koflaştırılmaya, içi boşaltılmaya çalışılıyor. Barış, sadece silahların susması olarak algılanır oldu. Bu kavramın, özgürlük, eşitlik ve adalet gibi değerleri de kapsadığı göz ardı ediliyor ya da kimilerince bilinçli bir şekilde böyle algılanması isteniyor.

Barış; sömürünün, açlığın, zulmün, ortadan kalktığı bir dünyaya duyulan özlemdir. Barış savunuculuğu da; özlemi duyulan böyle bir dünyanın yaratılması için somut mücadele gerektiren bir olgudur. Bize belli kalıplar ve şablonlarla sunulmuş görüntülerin ve oluşturulmuş manipülasyonların ardındaki gerçekleri boşa çıkarmadan gidişata yön vermek kolay olmayacaktır. Barış ancak sömürge düzen ve sistemlere karşı sürdürülen mücadeleler içinde anlam bulabilir.

Özgürlüğün, eşitlik ve adaletin olmadığı yerde barış yoktur. Savaşın olmaması şiddetin olmaması anlamına gelmez her zaman. Şiddet sömürünün her türünde ve yaşamın her alanında sürüyor aslında. İnsanı açlığa mahkum etmek de şiddet uygulamaktır. Sınıfın sınıfı sömürdüğü , erkeğin kadını ezdiği yapılar da birer şiddet ortamı değil midir ?

Hayatın içindeki tüm insanlık dışı uygulamaları ifade ettiğimiz ölçüde barış imgesi anlam kazanabilir. Hayatı oluşturan unsurlar arasındaki uyum ve denge sağlanmadan, her tür doğa nimetinin huzur içinde paylaşımı gerçekleşmeden, şiddeti yaratan ekonomik ve sosyal etmenleri ele almadan demokratik hak ve özgürlükleri gerçekleştirmeden barış kavramı kanamaya devam edecektir. 

Sanat ve barış kavramları; insanın, insanlaşma sürecinin ayrılmaz parçaları durumundadır. Bu anlamıyla Yalnızca Barışa Taraf olmak, sanatçının kimliğinden gelen  sorumluluğunu da belirler. Bu sorumluluk, insan bilincinin barışın gerçekleşmesine engel olabilecek her türlü önyargı ve koşullandırmanın karşısında bir kalkan görevi üstlenmesiyle anlam kazanabilir, bunun yolu da barış için mücadele etmekten geçer ve bu mücadele tarih boyunca sömürülen halkların ve sınıfların ezenlere karşı yürüttüğü tüm mücadelenin de ifadesidir. Çünkü modern toplumun efendileri, barbar toplumların Dehak'larından  daha az zalim değildir. Değişen şey mızrakların ve kılıçların yerini, tankların, topların ve bombaların almasıdır. Bütün özgürlüklerin yok olmasıdır.

Sanat söyleyecek sözü olanların işi olduğuna göre , barış kavramı da bu duyarlılıkta insanlaşma sürecinin ayrılmaz bir parçası olmak durumundadır. Bu anlamıyla Yalnızca Barışa Taraf olmak sanatçının aydın kimliğinde gelen sorumluluğunu da vurgular. Bu sorumluluk insan bilincinin barış idealinin gerçekleşmesine engel olabilecek her türlü ön yargı ve koşullandırmanın karşısında bir kalkan görevi üstlenmesiyle anlam kazanır.

İnsanların savaştan, açlıktan, zorbalıktan ve yokluktan kırıldığı bir dünyaya kimse kayıtsız kalamaz. Hele sanat ve edebiyat insanı '' Kötü '' ye karşı çok net tavır içerisinde olmalıdır.

Dostoyevski'ye göre insan, özgür bir varlık olarak kötüden sorumludur. Ona göre, kötü olan her şeyle mücadele edilmelidir. Goethe, büyük sanatçıların hepsinin insanlık sorununa yöneldiklerini, bu yönelimin dünya barışını sağlamada önemli katkılar sağlayacağını söylüyordu.

A. Camus'un sanatçıya yüklediği misyon, zorbalığa karşı çıkma işlevi açık seçiktir. O ne susmayı, ne de yansız kalmayı benimser. Acı çeken kitleler sustukça birilerinin onların yerine konuşması gerektiğini söyler- ama sanatı bir türlü toplumsal din dersine dönüştürmeme koşuluyla 1950'lerde Camus '' Tehlikelere göğüs germekten başka çaremiz yok '' diyor ve şunu hemen ekliyordu; '' Elbette sanat tek başına doğruluk ve özgürlük getirecek bir dirilişi sağlayamaz ama sanat olmadıkça bu diriliş biçimini bulamaz''

Solohov, bir yazarın kendisini karşıt güçlerin çarpışması üstünde, Olimpos Tepeleri'ne yükselmiş ve insan ızdıraplarına kayıtsız kalan bir tür ilah olarak değil, kendi milletinin evladı, insanlığın ufacık bir parçası olarak görmesi gerektiğini, bir görevinin de dünyada barış için mücadele etmek ve barış mücadelesi verenlerin sözlerinin ulaşabildiği her yerde yüreklendirmek olduğunu belirtir.

'' İnsan ve onun geleceğine dair kalbimizi sıkıştıran endişeye rağmen, korku ve umutsuzluk doğmamalı. Korku değil cesaretle savaşların karşısına dikilmek zorundayız. Tüm kültür yaratıcılarının en büyük görevlerinden biri budur diyor Cengiz Aytamatov.

Sanatçının sesi bu paralellikte; Brecht Seghers; Satre, Aragon, Nazım ve Neruda'larla daha da gürleşmiş ve duyulur hale gelmiştir.

Sanatçı, insanı insan yapan duyguları yüreğinde duyduğu, insanoğluna olan ilgi ve sevgisini duygusal olmaktan çıkarıp düşünsel düzeyde  belleğinde var ettiği sürece insanoğlunun onuruna, kişiliğine, özgürlüğüne ve varoluşuna yönelik her eylemin karşısında yer alır. Böyle bir duruş sanatın da varoluş nedenlerindendir. Sanatçı, savaşın topuna- tüfeğine karşı kalemini, fırçasını, notasını koymasının bir zorunluluk olduğu anlamına gelir. İşte o zaman insanın özüne ilişkin o gizli güç Eluard'ın deyişiyle '' Asıl Adalet''e dönüşür.

'' İnsanlarda en sıcak kanun Suyu ışık yapmaları, Düşü gerçek yapmaları Düşmanı kardeş yapmaları''dır..

Savaşın kahredici ortamına dayanamayarak yenik düşen yazarlar da olmuştur. Virgina Woolf 2. Dünya Savaşı'nın devam ettiği günlerde eşine yazdığı kısa mektupta; '' Çıldıracağım, bu tüyler ürpertici günlerde yaşamımı sürdüremeyeceğim gibi bir duygu var içimde. Bu duyguyu yenmeye çalıştım, olmuyor '' diyordu. Bilindiği gibi bu Woolf'un son mektubudur.

Sanatçı her insan gibi kendisini ilgilendirmeyen işler olduğu gerekçesiyle vicdanını yatıştırmaya çalışmamalı. Ne diyordu H. Cibran; '' Zalim zulmünü işletirken, Ak ellilerin elleri temiz olamaz ''

Barış içinde bir yaşamı hazırlamada kendine insanım diyen herkese görev düşüyor Düşünce ve amaçları ne olursa olsun her kesimin ve onları temsil eden kitle örgütlerinin bu konuda aktif rol üstlenmeleri gerekir. Ancak bu sayede savaşı kışkırtan politikaların önüne geçilebilir.

Evet “BARIŞ” Konusunda herkese sorumluluk düşüyor. En çok da sanatçılara, şairlere, yazarlara, aydınlarımıza.

Bu bağlam da ülkemizin güzide kurumu olan '' Boğaziçi Üniversitesi '' yetkililerine, Derneğimizin dünya barışını Anadolu topraklarından başlatma ideali olan, sürdürülebilir YALNIZCA BARIŞA TARAFIZ karma sergimize kapılarını ardına kadar açarak bu tarihi mekan da dünya barışını seslendirme olanağını tanıdıkları için   teşekkürü bir borç biliriz…”






banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner121

banner235

banner182

banner202

banner144

banner237