banner203
banner165
banner308
1940’lı yıllar. Hem dünya hem de Türkiye çok sıkıntılı günler yaşıyor. Hitler faşizminin başlattığı 2. Dünya Savaşı tüm hızıyla hem de Aman kuvvetlerini acımasız işgalleri ile sürüyor. Türkiye savaştan kendini uzak tutulmaya çalışır ama etkilenmemesi mümkün değil. 

O yılarda Kocaeli savaş nedeniyle bozulan ekonomi ve zor şartlarda yaşamını sürdürmeye çalışırken farklı bir savaş daha veriyor. 

Bugün artık pek kalmasa da bildiğiniz gibi o yıllarda il sınırları içinde çok sayıda bataklık alan vardı. Eğer bir bölgede bataklık varsa orada sivrisinek vardır. Eğer sivrisinek varsa mutlaka sıtma hastalığı kaçınılmaz bir gerçekti. 

Ülke zor günler yaşasa da, sıtma kaynağı olan bataklıklarının kurutulması için her yıl bütçeye para ilave edilir ve yıl yıl yapılan çalışmalarla sorun çözülmeye çalışılırdı. Ama savaş şartları bataklıkların kurutulması işini aksatıyordu. Çünkü bu işte çalıştırılacak uzman kişilerin birçoğu silahaltına alınmıştı.

Kocaeli’de 1940 yılının temmuz ayında, 70 köyde yapılan taramada sıtma hastalığına rastlandı. Derince ve Tütünçiftlik köylerinde sıtmayla birlikte tifüs de görülmeye başlandı. Nüfusunun bir kısmı Romanya muhaciri olan Tütünçiftlik’te aynı yıl 60 kişi bu hastalıktan öldü. Köyü dere yatağına kurmak gibi hayati bir hata yapılmıştı ve hastalıktan kurtulmak isteyen köy ahalisi Tütünçiftlik’i terk etmeyi çare olarak görmekteydi. 

Benzer örneklerin Kocaeli genelinde sıkça görülmesi üzerine 1940 yaz döneminde sıtma mücadelesi çalışmalarına hız verildi. Çalışma kapsamında hastalığın kaynağı olarak görülen çeltik ekimi bile yasaklandı. Ama sıtma ile mücadelede süreklilik sağlanamayınca sivrisinekler yeniden ürüyorlar hastalıklar yeniden ortaya çıkıyordu. 1945 yılına gelindiğinde ise köylerine dönen askerlerin yarattığı hareketlilik sıtma mücadelesine adeta darbe indirdi.

Sıtmanın dışında çok tehlikeli bir hastalık daha Kocaeli’de ortaya çıkmaya ve can almaya başladı. O hastalık tifüstü…

1941 yılında Tütünçiftlik ve Derince’de görülen tifüs, 1943 yılından itibaren İzmit için önemli bir sağlık sorunu olmaya başladı. Bitle geçen ve vücutta pembe lekeler bırakan bu hastalık nedeniyle özellikle toplu taşıma araçları ve yaşam alanlarında özel önlemler alınması gerekiyordu. Kent yöneticileri tifüsün daha fazla yayılmaması ve önüne geçilmesi için işe önce İzmit’teki hamallar ve sokakta yaşayan kişilerden başladı. Hamallar ve az da olsa İzmit sokaklarında yaşayan kişiler hamamlara gönderilerek temizlendiler. 

Bununla yetinmeyen yetkililer çok ilginç ama o dönemin şartları içinde düşünüldüğünde ise belki de elzem bir karar verdi. Hastalığın daha fazla yayılamaması için para cezası uygulaması başlatıldı. Alınan kararla üzerinde bit görülen kimselerden 25 lira para cezası alınacağı ilan edildi. Belediye zabıta memurları otel ve hanlarda bit taraması bile yaptılar. 

Hastalık Gebze ve Karamürsel gibi diğer yerleşim birimlerine de sıçradı. Karamürsel’de görülen iki vakanın nedeni mevcut hamamın yakacak olmaması nedeniyle çalışmaması ve kişilerin gereken temizliklerini yapamamalarıydı. Temizlik konusuna sürekli vurgu yapılmasına ve alınan önlemlere rağmen 1944 yılının kasım ayında vilayet dâhilinde 25 tifüs vakası görülmüştü.

Sıtma ve tüfüs vakaları ile mücadele sürerken o yıllarda Kandıra’nın derdi ise farklı bir hastalıktı, frengi…

Kandıra’da çok sayıda frengi hastası vardı. Kazanın deniz kenarında ve balıkçılıkla uğraşan köylerinde tanısı konulan hastalığın görülmesinin nedeni halkın İstanbullularla temasta olmasıydı ve hastalığı İstanbulluların bulaştırdığı yönünde yaygın bir inanış vardı. 1941 yılında Müfettiş Rahmi Apak’a ait rapora göre, Kandıra’ya bağlı Akçaova’da 194, Salmanlı’da 49, Şeyhler’de 31, Kandıra merkezde 140 frengili hasta vardı ve rakamlar durumun ciddi olduğunu gösteriyordu. 

Kocaeli bu denli büyük sağlık sıkıntıları yaşarken hastalıklarla mücadele için gerekli olan sağlık personeli ve kurumlar da yetersiz kalıyordu. O yıllarda İzmit’in en büyük hastanesi olan İzmit Memleket Hastanesi’nde 1940 yılında 1.724 hasta yatarak muayene edilmiş, servis polikliniklerinde ayakta tedavi edilen hasta sayısı ise 12 bin 670’i bulmuştu. Kayıtlara göre 390 hastaya cerrahi ameliyat yapılan hastaneye gelen hastalar arasında 122 ölüm vakası yaşanmış. 

1941 yılında Kocaeli’nde 50 ve 15 yataklı 2 hastane, 5’er yataklı 5 dispanser olduğu düşünülünce Kocaeli’nin sağlık durumuyla ilgili ne denli zor bir dönem geçirdiği daha iyi anlaşılabilir umarım.

Sağlık kurumu eksikliğinin giderilmesi için yeni planlar hazırlandı. O dönem adı “İzmit Memleket Hastanesi” olan Kocaeli Devlet Hastanesi’nin yanına ek bir birim inşa ederek yatak kapasitesini artırmak istedi. Baç Mezarlığı’nın karşısındaki bostanların olduğu alan uygun görüldü ve burada 20 dönüm arazi istimlâk edildi. Fakat ek birimin inşaat kararı çıkmadan İzmit Memleket Hastanesi 1943 yılında yaşanan bir yangınla büyük zarar gördü. Hastanenin genişletilmesi konusu Kasım 1944’te tekrar gündeme getirildiyse de pek bir şey yapılamadı. Bunun üzerine İzmit Belediyesi bir verem savaş dispanseri açmaya çalıştı. 1944 yılının ekim ayında dispanser kurulması için karar alınsa da bir türlü dispanser kurulamadı. İzmit’in en gelişmiş hastanesi ancak 1952 yılında Memleket ve Verem Hastanesi adıyla açılabildi. Baç Semti İnönü Caddesi üzerinde kurulan bu hastane günümüzün Kocaeli Devlet Hastanesi’dir.

Verem hastalığının tedavisi için Gebze’ye bağlı Eskihisar’da bulunan ve günümüzde müze olarak kullanılan Osman Hamdi Bey’e ait evin satın alınarak sanatoryum yapılması da plan olarak kaldı. 

Sağlık kurumlarının sayısı artırılamadığı gibi personel sayısı da aynı seviyede kalıyordu. Sağlık personeli yetiştirmek zordu. Belirli bir ihtisas ve mesai de gerektirmekteydi ve bu arada İzmit’te yükseköğretime insan yetiştirecek bir lise dahi yoktu. Mevcut sağlık personeline destek olmak adına İzmit Halkevi tarafından gönüllü hastabakıcılık kursları açıldı. Teorik eğitimin İzmit Halkevi’nde, uygulamalı eğitimin askerî hastanede verildiği kursa çoğunluğu öğretmen 42 kadın katıldı.

Büyük yokluk ve imkânsızlıklar içinde hastalıklara karşı Kocaeli’de büyük bir mücadele verildi. Biraz başarı oldu biraz da başarısız ama mücadele hiç bitmedi.

Kaynak: İkinci Dünya Savaşı Yıllarında Kocaeli’nin Sosyo-Ekonomik Durumu Üzerine Bir İnceleme – Doç. Dr. Safiye Kıranlar Sakarya Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
MURAT 5 ay önce

O YILLARDA SAKARYA'NIN TAMAMI KOCAELİ'YE BAĞLIYDI.YANİ ADAPAZARI KOCAELİ'NİN BİR İLÇESİYDİ.SAKARYA DİYE BİR İL YOKTU,Taa ki 1954 yılına kadar.....1940'da Kandırada Frengi hastalığı görülmesi çok ilginç.Bu hastalık cinsel yolla yada kan nakliyle bulaşabilir ve 4 aşamalı hastalıktır.3. evreye geldiğinde tedavisi imkansızlaşır,öldürücüdür.Hastalık ilk çıktığı ülke Fransa'dır.

Avatar
Medeni 5 ay önce

Cumhuriyet döneminde İzmit'te ilk lise 1945'de açılan İzmit Lisesi'dir.....Osmanlı döneminde Sultan Abdülhamit bugünkü GAZİ LİSESİ'nin olduğu binayı Lise olarak (Sultani) açmıştır...1.dünya savaşında bu lise hastane olarak hizmet vermiş 1922 'de ortaokul olarak devam etmiş 1993 de Gazi Lisesi olmuştur.

banner276

banner332

banner328

banner325

Advertisement

banner202