banner232
banner203
banner230
banner165
banner15

Hurşit Güneş’e göre “CHP’yi iktidar yapacak yol”
banner234

7 Haziran seçimlerinde yeniden aday gösterilmeyen, bu sebeple CHP Genel Merkezi’ne büyük eleştirilerde buluna eski milletvekili Hurşit Güneş CHP’nin durumu ve geleceği ile ilgili çok önemli bir yazı kaleme aldı. CHP’deki Genel başkanlık makamı, CHP’nin politikalarında değişim ve sağa kayma gibi konula değinerek çok ciddi elentilerini sıraladı.

 

İşte Hurşit Güneş’in o yazısı;
2015 Haziran seçimleri sonucunda AKP tek başına iktidar  olamayınca muhalefet kesiminde koalisyon umutları doğmuştu. Kısmen bu umutlarla, kısmen de olası koalisyonun müzakere, mütalaa ve münakaşa sürecinin uzamasıyla ortaya çıkan sonuçlar bir türlü değerlendirilemedi. Ta ki Kasım seçimlerine kadar. (Bu yazının konusu farklı olmakla beraber, 2015 Haziran seçimleri de AKP açısından bir başarıdır, çünkü 4. kez -ve girdiği her- genel seçimde birinci parti olmayı başardığı anlaşılmıştır. Nihayet, seçimleri tekrarlatarak olağanüstü bir biçimde tek başına iktidara gelmesini de böyle değerlendirmek gerekir) Kasım seçimlerindeki AKP’nin olağanüstü başarısının şokuyla muhalefet de şimdi kendi içinde bir hesaplaşma sürecine girmiş görünüyor.

 

Muhalefetin iç hesaplaşması

Ana-muhalefetten başlarsak; 2015 Haziranında CHP 2011 seçimlerinde aldığı oy oranını yakayamadı. Oysa ki, o oran bile yetersizdi. Bununla beraber o tarihte kimse sonuca itiraz etmedi çünkü uzayan koalisyon pazarlıklarıyla CHP yönetimi zamanmaya çalışıyor, ama aslında AKP’nin oyununa düşüp Cumhurbaşkanının seçimleri yeniletmesi için gerekli süreyi ona kazandırıyordu. Ancak Kasım seçimlerinde koalisyon umutları suya düşünce ve AKP de inanılmaz bir yükseliş gösterince CHP tabanındaki rahatsızlık su yüzüne çıkıverdi.

MHP’ye gelince. Aslında bu parti Haziran 2015 seçimlerinde göreli ve önemli bir oy artışı sağlamıştı. Bununla beraber bu oy sıçramasını Kasım ayında (sürdürmek bir yana) tümüyle kaybedip, hatta 2011 seçimlerindeki performansın altına düşünce, bu parti de kendi içinde bir hesaplaşma sürecine girdi. Bu kadar kısa bir sürede bu denli oy kaybı kayda değerdi. Özetle şöyle denebilir: Haziran seçimleri sonucu karşısında MHP iktidar arzusunu ortaya koymayınca ve yükselen teröre ilişkin AKP de ciddi bir milliyetçi çizgi sergileyince oy kayması kaçınılmaz oldu.

Şimdi her iki partide de birden çok genel başkan adayı ortaya çıkmış bulunuyor. Gerçi mevcut genel başkanlar partilerinin olası seçim hüsranlarını görüp rakiplerinin milletvekili olma fırsatını ortadan kaldırsa da, MHP’deki lider adayları daha çok parti örgütü kökenli olduğu için bu önem taşımıyor. CHP’de liderlik için adı geçen birçok ismin de parti örgütü ile alakalı olmaması gayet doğal. Çünkü zaten CHP’nin mevcut genel başkanı da, diğer yöneticileri de, hatta son dönemlerdeki milletvekillerinin önemli bir kısmı da CHP örgütünden gelmiyor.

 

Sorunu ve çıkışı kişide arama

CHP şimdi 2019 seçimlerine hangi umutla ve hangi projeyle yönelecek? Mevcut yapıyla yeni bir momentum yakalamak ya da yaratmak çok zor.. Üstelik mevcut yapının sorunlu olan tarafını belirlemeden CHP’nin içinde bulunduğu anlamak olanaksız. CHP’nin bugünkü bu durumunu tamamıyla genel başkanın yetersizliğine bağlayanlar var. Kimileri de Genel Başkanı ayırarak yönetimin yetersizliğine ya da yapılan hatalara bağlıyor. Alternatif olarak partinin belli bir kişi tarafından yönetilmesi halinde durumun düzeleceğini ve partinin oylarının artacağını savunuyorlar. Bunu da kendi kişilik ve becerilerinin başlı başına başarı yaratacağını düşünüyorlar. Kısacası, CHP’nin içinde bulunduğu durum fikirsel zeminden ya da toplumsal kökenden kopararak kişisel zemine çekiyorlar. Bu da çıkışı ya da yeni bir hareketi bir o kadar daha zorlaştırıyor.

 

Pekiyi CHP oylarını neden artıramıyor? CHP yönetimi son dönemde aydın kesimden aldığı siyasal desteğin bir doygunluk noktasına geldiğini görerek, temel eksiğini gidermek için eğitimsiz ya da yoksul kesimlere yönelen bir hayli adım attı. Örneğin son seçimlerde yoksul kesimleri kucaklayacak bazı seçim vaatlerinde bulundu. Yine de sonuç başarılı olmadı. Neden?

 

Birincisi, CHP seçim vaatleri partinin genel bir sol anlayışının canlandığını göstermez. Nihayet bunlar seçim öncesindeki sözlerden ibarettir.. Kaldı ki, AKP ile koalisyon kurulduğunda (AKP de bu vaatleri üstlendiğine göre) doğrudan AKP’ye oy vermek daha rasyonel bir seçmen davranışı haline geldi. CHP bir büyük sol ve ilerici dönüşümü yaptığı izlenimi vermek bir yana sürekli farklı ve karmaşık öykünmeler sergiledi.

 

CHP sağa kayıyor mu?

CHP’nin fikri temeldeki duruşunu belirlemeden bir analiz yapmak elbette anlamsız olur. CHP son dönemde eklektik, her fikrin yer aldığı bir siyasal oluşum mu olmaya çalışmaktadır yoksa kimilerinin önerdiği gibi bir merkez partisi mi? Bize göre bu konuda bir belirgin irade de yoktur.

 

Kimileri CHP’nin sağa kaydığını iddia etmektedir. Ancak partinin tümüyle henüz sağcı bir parti haline geldiği savunulamaz. Çünkü örgüt yapısı egemen olarak solcudur ve her ne kadar sağdan birçok aday devşirilse de bunlar arasında bir uyum gözlenmemektedir. Bununla beraber bu yeni pozisyonda partinin evrensel soldan uzaklaştığı açıktır. Öylesine ki, CHP seçimlerin hemen öncesinde Suriyeli misafirlerin yarattığı ekonomik ve sosyal sıkıntılardan yakınarak (tıpkı batıdaki radikal sağ partiler gibi) dışlamacı bir dil kullanmıştır. Öte yandan yoğun biçimde sağ kökenli adaylarla girilen seçimler, seçmen gözünde sosyal adaletçi dağıtım politikalarının inandırıcılığını sekteye uğratmaktadır.

 

Zaten “Herkes için CHP” ya da “CHP: Türkiye’nin birleştirici gücü” gibi sloganlar sosyal sınıf ve adalet kavramlarından uzaklaştığı için soldan uzaklaşma olarak görülmelidir. CHP’nin egemen ve varlıklı kesime ezdirmeyeceğini; onlar için bir sığınak oluşturacağını ve refahın hakça paylaşımı yoluyla onların yaşam yüklerinin hafifletileceğini göstermek yerine, her görüş ve toplumsal kesimin yer bulabileceği bir siyasal oluşum olmayı hedeflemesi sağcı bir yönelimdir.

 

Şu anda CHP’nin gerek vitrinine, gerekse örgüt yapısına baktığımızda emek kesiminden temsilcinin bir hayli az olduğu görülür. Haziran seçimlerinde sendika kökenli tek milletvekili vardı. Kasım seçimlerinde bu sayı ikiye çıktı. Küçük esnaf, çiftçi ya da sendikalarla bu denli zayıflayan bir siyasal ilişki biçiminde elbette partinin sağcılaştığını iddia edenler de oluşabilir.

 

Son yıllarda sınıf üzerinden siyasetin önem yitirdiği ya da bunun yanı sıra başka unsurların da siyasette etkili hale geldiği biliniyor. Örneğin kimlikler de artık siyasette etkili oluyor. Hatta son yıllarda bu unsurlar neredeyse siyasal partilerin ana belirleyicisi oluyor.

Mamafih, Alevi yurttaşlar CHP’ye rağbet etseler de, Kürt seçmenler arasında CHP’nin durumu hayli kötü. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde milletvekili çıkaramadığımız gibi, CHP adeta bir bölge partisi olarak haritanın batısına sıkışıyor. CHP’nin kendisinden açık-seçik tutum ve çözüm önerisi beklenen birçok konuda olduğu gibi Kimliklerin özgürce ifadesi konusunda da (müphem ifadelerle birden fazla yoruma açık bir şekilde tavır almak yerine) CHP çok daha açık ve ilerici bir politika izlemesi gerekir.

 

Bununla beraber, CHP yönetiminin Türkiye’deki siyasal düzene analitik bakışında oldukça doğru, ancak çözümünde çok yanlış bir anlayışın geliştiği gözlenmektedir. Gerçekten de Türkiye’de siyasal düzen sosyo-ekonomik ya da sınıfsal temelden çok sosyo-kültürel temele dayanmaktadır. Bir yanda aydın-batılı seçkinler, diğer yandan da batılılaşmaya tepki duyan geniş muhafazakâr kesim. (Hatta son dönemde iyiden iyiye otoriterleşmeyle alaşımlı bir siyasal yaklaşım). Temel olarak yaşam tarzı üzerinden gelişen bu ayrımı kuşkusuz CHP’nin değiştirmesi gerekir.

 

Aksi halde CHP sürekli bu aydınlanmacı kesimin temsilcisi olarak azınlıkta ya da muhalefette kalacaktır. Mevcut CHP yönetimi ise bu bu sorunu görerek, çıkmazdan çıkmak için (sıklıkla “mütedeyyin” sözcüğünü kullanarak) muhafazakâr değerlere ağırlık veriyor. Bir yandan parlamentoya ya da parti yönetimine muhafazakâr isimleri taşırken, diğer yandan Parti Genel Merkezine mescit yaptırıyor. Bu durumda da hem sosyal adaletçi açılım örselenmiş oluyor, hem de aydınlanmacı ve laisizm ilkesinden sapılarak, muhafazakâr siyasete öykünülüyor.

 

Siyasal düzenin ana eksenlerinin değişmesi

 

Türkiye’de muhafazakârlık ile kültürel (özellikle dini) değerler üzerinden siyaseti sürdürenlere karşı sürdürülecek en doğru strateji ne tutuculuğa öykünmek, ne de o kültürel değerlere karşı açık bir mücadele içinde olmaktır. Asıl yapılması gereken çok daha kökten biçimde siyasal düzenin ana eksenlerinin değiştirilmesidir. Her türlü adalet ve özgürlüklerden yana olanlar ile egemen sosyo-ekonomik düzenin değişimine karşı çıkanlar olarak siyasal eksenler biçimlenirse, CHP kısa sürede çoğunluğun partisi haline gelebilir. Çünkü ülkede adalet isteyenler ile özgürlük arayışında olanlar çoğunluktadır. Kaldı ki, böylelikle çağdaşlık ve laiklik de çoğunluğun tarafında kalır.

 

Her şeye rağmen, CHP’nin diğer partilere göre daha demokratik bir yapısının olduğu ortadadır. Aksi de düşünülemez. CHP’nin doğal lideri partiye yüklediği tarihsel misyonla doğal olarak bir toplumsal destek ve bir siyasal taban sağlamaktadır. Bu nedenle parti yönetimi de o tabana saygı göstermek ve gücü ona bırakmak durumundadır. Oysaki AKP’nin lideri ve kurucusu R. Tayyip Erdoğan’dır. Bu nedenle de parti içinde bir hegemonik güce sahip olması anlaşılabilir. Ancak CHP tarihinde hiçbir genel başkan böylesi bir güce sahip olmadığı gibi, böyle bir güce sahip olmayı da arzu etmemiştir.

 

Bununla birlikte CHP’nin doğal lideri Atatürk bile (göğsünde CHP rozeti taşıdığı) 10. Yıl nutkunda “az zamanda çok işler yaptık” derken, birinci çoğul şahıs kullanmış, böylece CHP’nin kurumsal kimliğini, kendisi dâhil, her şeyin üstüne taşımıştır. Böylece CHP’de hiçbir genel başkan birinci tekil şahıs kullanmamıştır.

 

CHP’nin önümüzdeki dönemi

Yeni ve daha demokratik bir tüzüğe elbette CHP’de ihtiyaç vardır. CHP’de yönetimin sorumlu olduğu merci belli değildir. MYK parti içinden atanmaktadır. Atayan (veya görevden alan) Genel Başkanın oluşturduğu kurulun fiilen ve hukuken karar alma yetkisi olamaz. Çünkü adeta ita amiri vardır ve karar onun tarafından alınmaktadır. Bu değişmelidir.

CHP’de örgüt sorumluluğu (eski Genel Sekreter ya da Örgütten Sorumlu G.B. Yardımcısı) görevde alma ya da atama işlevini üstlenmiştir. Oysa örgüt üyelerden oluşur ve asıl önemlisi onların kaydı, eğitimi ve etkinliğini düzenlemektir. Bu da “içe dönük” değil, “dışa ya da etkinliğe yönelik” bir örgüt yapısı sağlar.

CHP milletvekilleri sıklıkla medyada yer alabilmek için mecliste nümayişler, gösteriler, ya da TBMM dışında da çeşitli aktiviteler yapıyor. Bunlar da medyada yer alıyor. Ancak medyada yer alan her haber siyasal karşılık bulmuyor. Bu siyaset yönteminin yahut da hamasetle yapılan muhalefetin geniş toplumsal kesimlerde bir siyasal etkisi olsaydı, bu türde siyaset izlemeyen diğer partilerde önemli kayıplara neden olması gerekirdi. Dolayısıyla, CHP’nin hızla topluma bir yeni Hedefler Beyannamesi hazırlayarak kamuoyuna sunması ve önümüzdeki dönemi bu Beyanname çerçevesinde siyaset izlemesi gerekir. Beraberinde de yetenekli, birikimli ve siyasal deneyimi olan bir kadroyu halkın karşısına çıkararak ülkenin daha iyi yönetilebileceği iddiasını ortaya koyması zorunludur. Özellikle dış politika, tarım, çevre, kentleşme, kamu yönetimi ve ekonomi alanlarında CHP’nin daha güçlü bir görüntü vermesi gerekir.

 

Nihayet siyasetin ana kuralı olan şu gerçeği belirtelim: halk yanlışları nedeniyle bir iktidar partisine oy vermekten vazgeçmez. Halk ancak beğendiği, kendi yaşamında önemli bir farklılık sağlayacağı ve gerçekçi bulduğu bir umudu yakaladığında o partiye oy verir.

banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner121

banner235

banner182

banner202

banner144

banner237