banner203
banner142
banner165

Hürriyet: Türk siyaseti beni o üç cümle ile tanıyacak
banner234
Hem Kocaeli hem de Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki birçok sorunu Meclis kürsüsünden defalarca dile getirdi ama Meclis’te yapılan Anayasa değişikliği teklifi görüşmelerinde uğradığı saldırının ardından sarf ettiği sözlerle bir kez daha tanındı CHP Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet. Zaten röportajımızda kendisi de bu durumu “Türk siyaseti beni üç cümleyle tanıyacak” diyerek ifade etti. Bu haftaki Salı röportajlarımızın konuğu, Paşa’nın kızı, CHP Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet oldu. Kendine has, sıcakkanlı tavrıyla keyifli geçen röportajımızda birbirinden önemli konulara değinen Hürriyet ile konuştuğumuz ilk konu tabii ki Meclis’te yaşadığı saldırı oldu. Hürriyet, yaşadığı olayı bir travma olarak nitelendirdi, “Sözlü şiddet zaten vardı ama fiziki şiddet de bana denk geldi” dedi. CHP’li vekillerin Meclis’te verdiği mücadeleyi ise “Bu sefer gerçekten büyük bir cesaretle ve birliktelikle mücadele ettik” cümlesiyle açıkladı. Hürriyet, referandumdan ‘evet’ çıkması durumunda yaşanacakları ise “Gece yarısı çıkan kanunların bu ülkeye getirilerini bilen bir hukukçu olarak söylüyorum bunu bu Anayasa geçerse vay halimize. Bir daha dönüşü yok” dedi. Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet, Meclis’te yaptığı konuşmanın bu kadar etkili olmasını neye bağladı? Anayasanın geçmesi durumunda yaşanacakları hangi cümlelerle anlattı? Hürriyet’in referandum tahmini ne? Kocaeli’nin milletvekillerini yeterli buluyor mu? AKP’li vekilleri ne için eleştirdi? AKP’nin kadın milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu için neler söyledi? Kocaeli’de yapılan yatırımlar için neler söyledi? “İleride belediye başkanı olmak gibi bir hedefiniz var mı?” sorusuna ne cevap verdi? Hepsi ve çok daha fazlası röportajımızda. Keyifle okumanız dileğiyle…
 
MUHTEŞEM MÜCADELE VERDİK
*Meclis’te anayasa değişiklik teklifi görüşmeleri nedeniyle yoğun bir dönem atlattınız. Şu an baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz, gerekeni yaptı mı CHP’li vekiller?
-Öyle bir hırsla mücadele etti ki AKP bizimle, gözü dönmüş bir hırsla. Neredeyse anayasa meydan muharebesine döndü görüşmeler. Tabii biz niyetlerini biliyoruz. Bu sefer gerçekten büyük bir cesaretle ve birliktelikle mücadele ettik. Önümüze ilk metin geldiği andan itibaren bu kadarı da olmaz dediğimiz bir anayasa metni. Birinci sınıf hukuk öğrencisine hazırlatsanız daha güzel hazırlayacak. Neresinden tutsanız elinizde kalacak bir anayasa metni. Garabet bir sistem ve garabet maddeler.
Cumhuriyet’in yıkılışı ve tek adam diktatörlüğü. Buna karşı çok ciddi bir mücadele vermemiz gerekiyordu. Bunun için de büyük bir cesaretle Meclis’te muhteşem bir mücadele verdik. O kadar olanaksızlıklara, sansürlere, iktidarın ‘halk duymasın, bilmesin’ çabasına rağmen, biz amacımıza ulaştık. Meclis’teki oylamada ‘Hayır’ oylarını artıramayacağımızı biliyorduk ama vatandaşa ‘bakın burada sizin geleceğiniz ile ilgili bir şeyler oylanıyor, konuşuluyor, bilin, görün, öğrenin’ dedik. Bütün sansürleri yıktık. Bir yandan yayınlar yaptık, bir yandan bilgiler paylaştık. Bir yandan Meclis’te mücadele ettik. Neden ‘hayır’ denmesi gerektiğini, ne planlandığını dolu dolu bir altyapıyla muhteşem bir şekilde anlattık.

BİRBİRİNİZE PULLARINIZI MI GÖSTERİYORSUNUZ?
*Meclis’e Anayasa görüşmeleri kadar damga vuran bir olay daha vardı ki o da milletvekilleri arasında yaşanan gerginlikler. Siz de bir kadın milletvekili olarak bu tartışma ve saldırıların tam ortasında kaldınız? Nasıldı o süreç sizin için?
-İlk günlerde güç zehirlenmesiyle birlikte göz göre göre suç işlediler. ‘Sana ne lan, bak göstere göstere oy kullanıyorum’ diyen bakanları gördü bu ülke. Biz de ‘mücadele edeceğiz’ dedik ve çekmeye başladık. AKP suç işlemeyi sevdi ama suçüstü yakalanmaktan da hiç hoşlanmıyor. O stresle birlikte, bir yandan da Saray’a tabiler. Saray talimat veriyor, toplumda algı oluşuyor. Çünkü bizden sonra ‘Aa ne oluyor?’ diyenlerin sayısı artmaya başladı. O hırsla birlikte sürekli bir şiddet, bir baskı benim yaşadığımla başladı ve devamı geldi. Sözlü şiddet zaten vardı ama fiziki şiddet de bana denk geldi. Bütçe görüşmelerine benim tanıttığım kitap damga vurmuştu, toplumdan tepki aldı, uluslararası basında da yer aldı ve gözlerine batmaya başladı. Öyle dedik olmadı, böyle dedik olmadı biz de izahı olmayan şeylerin mizahı olur diyerek, bana arkadaşımın anlattığı bir hikayeyi kabine uyarladık ve ‘3 AKP’li vekil niye tek kabinde oy kullanıyor, derdiniz ne?’  dedik. Birlikte mi oy kullanıyorsunuz, birbirinize pullarınızı mı gösteriyorsunuz? Birbirinizin FETÖ’cü olup olmadığını mı kontrol ediyorsunuz? Hepsine hayır. O zaman ne yapıyorsunuz üçünüz kabinde?

BİR TRAVMAYDI…
*Asıl amacınız neydi?
- Bunları yaparak toplumun da dikkatini çekmek istedik. Toplum kendi hayat akışı içerisinde bakamıyor dedik, ilgi çeksin dedik ve muhteşem bir etki yarattı. Anlatmak zorundayız. Gözümüzün içine baka baka, pişkin pişkin suç işliyorlar. Oradan da bir gözlerine batmıştım. Ertesi gün beni hedef seçmelerinin nedeni de oydu bence. Tam canlı yayındaydım o esnada ve dolayısıyla her şey yansıdı. Boynumu arkadaşlar söyledi, bir baktım kıpkırmızı. O gün çok canım yandı, üzüldüm, bir travma bu. Bir milletvekilisin, kadınsın ve bir erkeğin şiddetine maruz kalıyorsun. Hem de milletin Meclisi’nde yaşıyorsun bunu, hoş bir şey değil.

*Sizden özür dilediler mi?
- Sonradan hakkımızı aradık, tepki gösterdik ona da tahammülleri olmadı, bir özür bile dilemediler. Orada istenmeyen olaylar yaşanabiliyor ama kadına şiddet orada ilk defaydı, o da beni buldu. Bilinçliydi çünkü bizim oradaki duruşumuz, muhalefetimiz çok etkiliydi, insanlar izlemeye başlamıştı. İnsanları çok etkiledi bundan rahatsız oldukları için şiddetin hedefi ben oldum. Aslında uzamasın diye kürsüye çıkmayacaktım. Pişkin pişkin ‘mağduruz’ diyerek söz aldıkları için ben de kürsüye yeniden çıktım.

TÜRK SİYASETİ BENİ 3 CÜMLEYLE TANIYACAK
*Kürsüde yaptığınız konuşmanın yankısı fazla oldu, siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
- Mağdur olan ben, darp edilen ben, hikaye anlatan onlar kürsüde. Ben de söz istedim. O kürsüdeki konuşma inanılmaz bir kırılma yarattı Türkiye’de. İnanın günlerce konuşma hazırlasam, planlasam herhalde bu etkiyi yaratmazdı. O bir milletvekili değil bir vatandaşın isyanıydı. Aklımda da çıkarken hiçbir şey yoktu. O kadar üzgündüm o kadar ağlamaklıyım ki kendimi nasıl ifade edebileceğimi bilemedim. Bir nevi içimdeki küfür gibiydi ve o geldi aklıma. Bir kadına müdahale edebilecek kadar, şiddet uygulayabilecek kadar gözlerini hırs bürümüş olması kabul edilebilir bir şey değil. Neredeyse insan öldürecek duruma geldiler. Böyle bir şey olabilir mi? Kırılma da burada oldu. Vatandaş kendi söyleyemediği şeyi vekilden hırsla, öfkeyle, o heyecanla söylenince kendini buldu. Yıllardır AKP’ye kızan öfkelenen vatandaş kendini buldu. O kadar konuştum, o kadar kürsü konuşmaları yaptım hazırlandım, saatlerce konuşmalarımız da oldu ama 3 cümle yetti, herkes o 3 cümleyi biliyor. O 3 cümle 15 yılın özeti. O üç cümleyi tekrar ediyorum: Yere batsın saraylarınız, yere batsın başkanlığınız, yere batsın anayasanız…

*Neden bu kadar etkili oldu sadece üç cümle?
- Saray’a bir isyandı aslında. Vatandaşın kendi iç mevzularıydı. Bir anlık ruh halimdi aslında ama herkesin ruh haliymiş. Bundan sonra Türk siyaseti sanırım beni o 3 cümle ile tanıyacak. Kendimizi kaptırmadan, dik durarak mücadele ettik. İçimde inanılmaz bir mücadele azmi vardı. Bu seferki çıkışım ne söyleyeceğimi bilmeme rağmen çok kararlıydı. Oraya çıkarken çok gururluydum. İçimdeki haklı isyan bana böyle bir kuvvet verdi. Haklıydım çünkü. Mağdur olan bendim. O anki durumun ardından da iyi bir kırılma yaşandı. Toplum o saate kadar suskundu, tartışmalar artmaya başladı, kadınlar konuşmaya başladı, kadın örgütleri daha çok konuşmaya başladı, barolar, hukukçular tartışmaya, ses çıkarmaya başladı.



*Kadın vekillerin, kadın ve engelli milletvekillerine tavrı da çok tartışıldı...
-Tabii şiddet sadece erkek eliyle olmuyor. Bir kadının kadına şiddeti de bitmiyor. Gökçen Özdoğan Enç’in, Şafak Pavey’e şiddetini herkes seyretti. Bu fotoğraflar bile her şeyin bir özetiydi ve insanların patlama noktasıydı. Şafak Hanım herkesin de çok değer verdiği bir kadın. Böyle bir mücadele dönemi geçirdik. Her ne kadar ‘evet’ oylarıyla geçse de bu mücadelemizin vatandaşımızda muhteşem bir etki bıraktığını düşünüyorum. En azından vatandaşın cesaretini artırma noktasında iyi bir mücadele dönemi geçirdik. Çok koordineydik. Çok birlik içerisinde hareket ettik. Grup başkan vekillerimiz bizi çok iyi koordine ettiler. Konuşmalarımızın hepsi dolu doluydu. Neden bu anayasanın geçmemesi gerektiği noktasında çok altı dolu eleştiriler yaptık. Tarihten, dünyadan örnekler verdik. Gelecekte neler olabileceğine dair eleştiriler yaptık.

KURULMUŞ BEBEK GİBİ…
*AKP’nin anlattıkları tatmin edici oldu mu hem milletvekilleri hem de vatandaşlar için?
- AKP’li vekillere bakın hepsi kurulmuş bebek gibi aynı şeyleri söylediler. “Biz Meclis’in yetkilerini artırıyoruz”, “Millete sormak istiyoruz”, “Biz ülkeyi uçuracağız”, “Diktatörlük değil yetki bölüşmesi”… Hep aynı cümleleri kullandılar. Bizim verdiğimiz gerekçeler altyapı hem bilimsel, hem siyasal hem de sosyolojik açıdan çok ayağı yere basan gerekçelerdi. Eleştirilerimizin büyük bir kısmı da basında yankı buldu. Meclis’e geldikten sonra herkes Anayasa’yı gördüğü için eleştirilerini de o saatten sonra yapmaya başlamıştı. Biz hazırlıklarımızı çok öncesinde tamamlamıştık. Ben üzerimize düşeni fazlasıyla yerine getirdiğimizi düşünüyorum. Mücadeleyi de insanları bilinçlendirmeyi de. Basın görevini de yaptık, tartışmamızı da yaptık. İnsanız gerilebiliyoruz. Bir güç zehirlenmesi var. Ülke, dünya umurlarında değil. Birkaç milletvekili ‘Biz bu işe kellemizi koyduk’ dedi. Bunlar siyasette çok yanlış söylemler.

*Ne olacak bu Anayasa geçerse?
- Gece yarısı çıkan kanunların bu ülkeye getirilerini bilen bir hukukçu olarak söylüyorum bunu; bu Anayasa geçerse vay halimize. Bir daha dönüşü yok. Bu anayasa bu ülkeyi parçalar, batırır, başka hiçbir açıklaması yok. Neresinden tutsan elinde kalıyor. “Tek adam diktası” de, “Ferman anayasası” de. Padişahta bile bu kadar yetki yoktu. Devletin anahtarını al herhangi bir kişiye ver. Kişiye bakmıyoruz. Bugün Tayyip Bey olur yarın farklı bir insan olur. Biz kişinin şahsıyla meşgul değiliz. Bunu her fırsatta söylüyoruz. Tayyip Bey’den sonra gelen adam keyfi bu yetkileri uyguladığında denetleyebileceğiniz hiçbir mekanizma yok. Onu durdurmanın yolu zorla yetkileri almaktır. Başka ülkelerde darbelere yol açmasının nedeni budur. Bugün Recep Bey, yarın başka biri olur. Devletin bütün yetkilerini, kurumlarını keyfi olarak veriyorsun.

YARGILANMANIN ÖNÜ KAPATILIYOR
Bir cumhurbaşkanını seçeceğiz ve gerisini o seçecek, artı yargılanamayacak. Adam öldürdü nasıl yargılayacaksın? 600’e 400 imza lazım. Partili cumhurbaşkanlığını düşündüğünüzde 400 milletvekili şu şartlarda imza verir mi? Vermez. Diyelim ki aralarında anlaşmazlık oldu, 400 vekil yargılanmasını istedi, 400’üncü imzayı tamamlamadan ‘Meclis’i fes ediyorum’ dese kaldırabilir. 400 milletvekilinin yerine de başka vekilleri getirir ve yargılanmaktan kurtulur. Diyelim ki Yüce Divan’a sevk etti. Yüce Divan neresi, Anayasa Mahkemesi. Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12 tanesini kim belirliyor, Cumhurbaşkanı. 3 tanesini de Cumhurbaşkanının partisinin çoğunlukta olduğu Meclis belirleyecek. Kendisinin belirlediği bir Yüce Divan onu yargılar mı? Yargılanmanın önünü kapatmak için bir mekanizma geliştirmişler. Bir koruma kalkanı. Atatürk’te bile olmayan, padişahlarda bile olmayan yetkiler. Bu yetkilerle kim seçilirse seçilsin bu ülkenin lideri değil, diktatörü olur.

CUMHURBAŞKANLIĞI GÖRÜNÜMLÜ BAŞKANLIK
*Parti ya da kişi meselesi olarak, bu yüzden mi bakılmamalı yani?
-Evet. Bu kadar yetkiyle donatılan bir tek adam rejimini benim partim de getirmeye kalksa yine “Hayır” derim. Bunun kişiyle alakası yok. Sabah o kişi kalkacak, canı ne istiyorsa yapacak. Ben kaldırdım Savunma Bakanlığı’nı dese kaldırır. Meclis’in yetkisi kalmayacak. Bakanlar normalde kanun görüşmelerinde Meclis’te durmalıydı, öyle bir zorunlulukları da kalmayacak. İsterse gelip locadan takip edebilecek. Başbakanlık kalkıyor zaten başkan yardımcıları var. Onlar da millete değil başkana sorumlu olacak. Onlar Cumhurbaşkanlığı sistemi diyorlar. Daha isim olarak bile karar veremedikleri bir şeyden bahsediyorlar ama hani doğan görünümlü şahinler olur ya, bu da Cumhurbaşkanlığı görünümlü başkanlıktan başka bir şey değil.

BU SİSTEM DÜNYADA YOK
*Bu sisteme baktığınızda bahsedildiği gibi örnekleri var mı yoksa Türkiye’ye özgü bir sistem mi gelecek?
-Tek bir kişi senin maaşına, SGK primine, nerede yaşayacağına, hangi kurallara göre yaşayacağına her şeye o karar verecek. Böyle bir sistem hiçbir yerde yok. ABD’yi örnek gösteriyorlar. Trump bir karar verdi hakimden döndü, hadi hakimin ötesinde bir karar versin. Yalan politikalarla, insanları kandırarak siyaset yapıyor AKP. Burada çok önemli bir kriter var, 2010 referandumu. 2010 referandumu bu ülkede sivil darbeydi. Orada AKP, FETÖ çetesi ile birlikte kol kola 15 Temmuz bombalarının temelini attı. Çok önemliydi. O dönemde de bas bas bağırdık: “Yargıyla bu kadar çok oynarsanız gün gelir o çete size darbe yapar” dedik. Tüm kayıtlarda var. Kamer Genç, ‘Gün gelecek o yılan sizi sokacak’ dediğinde üzerine yürüdüler adamın ve haklı çıktık. Ne oldu şimdi, onlar da FETÖ der oldu muhterem hocaya(!) Gene haklıyız. Haklılığımızı kanıtlayacak çok şey oldu tarihte. Oradan herkesin ders alması lazım.

HAYIRLI OLACAĞINA İNANIYORUM
*Süreci nasıl değerlendiriyorsunuz peki? Şu an sizin açınızdan görünen sonuç ne?
- Şu açıdan rahatım. O dönemde algı farklıydı. ‘Yetmez ama ‘evet’çileri düşünün. Orada 82 anayasasının değiştirilmesi ile ilgili bir algı vardı ve yıkmakta zorlandık. Bu dönem farklı. O dönemde yapılması gereken değişiklik ile şimdiki değişiklik çok farklı. Şu andaki Anayasa ile getirilmek istenen tek adam sistemi o dönemde Apo ile FETÖ ile kol kola kurgulanmıştı ama o dönem uygulamaya koyamadılar. Sindire sindire alıştıra alıştıra 2010’daki anayasayı getirdiler. MHP tabanının sağduyulu davranması bizim için önemliydi. Şimdi daha çok hayat koşturmacasıyla gündemi takip edemeyen, kafası karışık olan kesime bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz. İlçelerde ev ziyaretleri yapıyoruz. Ben sabahtan akşama kadar onlarca evin kapısını 5 dakika çalarak ‘hayır’ de demenin çok faydalı bir propaganda olduğuna inanmıyorum. Onu yapmaktansa üç eve giderek tanışarak, bir şeyler paylaşmak daha çok işe yarıyor. İkna etmeye çalışacağız. Ben olumluyum, umutluyum. Bu işin sonucunun hayırlı olacağına da inanıyorum açıkçası.

ŞİKAYET ETMEK İÇİN DAHA SÜREM VAR
*Bu arada Meclis’te yaşananlardan bahsettik ama şikayetçi olmadınız. Neden?
-Şu anda bulunmadım. Onun için hala sürem var. Benim şahsi meseleme dönmesini istemiyorum. Parti olarak karar vermek daha doğru. Her şey ortada, yargı ortada. Herkes gergin. Bugün AKP’nin idari amirini yargılayacak bir hakim savcı bulmak çok zor. Onun yerine bizimkileri gözaltına alıyorlar. Onların çok da önemli değil somut bir ceza alması. Mesele siyasi arenada vatandaşa bunu anlatabilmemiz. Altı ay sürem var şikayet etmek için o yüzden de o hakkımı saklı tutuyorum. O akşam rapor alamadım, fırsatım da olmadı ama çok da önemli değil, delillerim fazlasıyla var, sonraki aşamada değerlendireceğim.

‘FETÖ’CÜ DEĞİLİM’ AÇIKLAMASI OLMUŞ
*AKP İl Kadın Kolları Başkanı Serpil Yılmaz’ın da bir açıklaması oldu sizin yaşadığınız olayın ardından. Ne düşündünüz okuduktan sonra?
-Serpil Hanım, benim mevkiidaşım olmadığı için muhatap almam da doğru değil. İstediği açıklamayı herkes yapabilir. Siyaset yapıyoruz ama yaptığı açıklama ona yakışmamış. Talihsiz, kötü bir açıklama. Nezaket kurallarına, insani yönümüze aykırı, vicdan muhasebemize aykırı bir açıklama olmuş. İl Kadın Kolları Başkanım da gerekli cevabı vermiş zaten. Aynı düşünmüşüz. Kendilerini FETÖ’den aklamak gibi bir düşünceleri var. Meclis’te de gördük aynılarını. FETÖ’cü değilim demenin başka bir açıklaması hanımefendinin yaptığı şey. Hiç kale almıyorum, benim nezdimde önemli açıklamalar değil.



KENTİN VEKİLİ OLARAK SESİ ÇIKMALIYDI

*AKP Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu’ndan bir açıklama gelmedi ama sizi arayarak ya da yan yana geldiğinizde geçmiş olsun dileklerini iletti mi ya da bir yorum yaptı mı bu konu ile ilgili?
- Radiye Hanım’ın zaten bugüne kadar benimle ilgili değil, kendi kitlelerinden olmayan hiçbir kadınla ilgili ben bir açıklamasını duymadım. Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nda görev yapan CHP’li milletvekilleri olarak çok rahatsızız. Bu konuyla ilgili de bir açıklama yapmayı düşünüyorduk. Biz nasıl komisyonuz? Kadına şiddet oluyor, isterse senin görüşünden olmasın üyelerini de yanına alıp açıklama yapmak zorundasın, en azından kınamak zorundasın. Bütün partilerin katılımıyla oluşan bir komisyonun başısın sen. Sen orada sadece AKP’yi temsil etmiyorsun, bütün kitleyi temsil ediyorsun. Otobüste şortlu kadın tekme yiyor bizim komisyonumuzun sesi çıkmıyor, çocuklar tecavüze uğruyor komisyonumuzun sesi çıkmıyor. Gece yarısı bakan çantasından çıkartıp tecavüzü ve tecavüzcüyü aklayacak önerge veriyor, bırak karşı çıkmayı ona oyunla destek veriyorsun. Kentin bir milletvekili olarak, Meclis’te birlikte görev yapan mevkiidaşlar olarak, kadın olarak sesinin çıkması gerekiyordu.

*Sizin tepkiniz ne olurdu aksini düşünsek?
- Aynı durum onların başına gelse biz kendi partilimiz de olsa kınardık. Benim olayımdan sonra ertesi gün bir algı oluştu ya, ertesi gün kadınları organize etmişler ve bizim kadınlarımızı lafla sözle tahrik ederek kavga çıkarma ve mağdur olma durumunun gayreti içindeydiler. Artık içlerini okuyoruz ve bu oyuna gelmedik. Kadınlar baskılarıyla öyle üzerimize geldiler ki ama buna pirim vermedik.
Kütahya Belediyesi’nin dağıttığı kitabı kadın bakana söyledim güldü geçti, böyle bir saçmalık olamaz. Bugün benim belediyem yapsa gerekeni yaparım, kınarım, müdahale ederim. Çünkü en önce kadınım ben. Ama aynı duruşu, desteğini AKP’li kadın vekillerden görmedik. Aynı ilin vekili olmamıza rağmen Radiye Hanım’da da göremedik. Yurt dışında da Başkanlık propagandası yapmaya çalıştılar ve ben de müdahale ettim hemen. AKP Kadın Kolu gibi müdahale etmeye ve tecavüz önergesini savunmaya kalktı. Tepki gösterince bile çatıştığımız dönemler oldu.

*Kocaelili milletvekillerinin Meclis’teki performanslarına baktığınız zaman, çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz, Kocaeli’yi yeterince temsil edebiliyor musunuz, edebiliyorlar mı?
-Kendimizi değerlendireyim önce. Mutlaka eksiğimiz vardır, yetişemediklerimiz vardır. Benim de el atamadığım, çözemediğim, kulak veremediğim konular oluyor ama 3 vekil olarak aramızda muhteşem bir birlik var. Birbirimize destek oluyoruz, rekabet etmiyoruz. Birbirimizle istişareli gidiyoruz. Birimiz konuyu aldığında diğerimiz destek oluyor. Yaptığımız önemli şeylerde hep bir arada olmaya çalışıyoruz, kentle çok ilgiliyiz. Haftanın 3 günü Ankara’da isek 4 günü buradayız ve sürekli sahadayız. Verdiğimiz 10 önergeden 9’u Kocaeli ile ilgili. Her fırsatta Kocaeli’yi konuşmaya çalışıyoruz. AKP vekillerine bakıyorum, bizim kadar sahada değiller. Hiç karşılaşmıyoruz onlarla. Belli açılışlarda, daha çok kendi kitlelerinin programları varsa orada karşılaşıyoruz. Ne sokakta, bireysel çalışmada hiç rastlamadım, yolda yürürken hiç görmedim.

“O İŞLE CHP İLGİLENİYOR” DEMİŞ
Vatandaşın da size şikayeti oluyor mu?

Tabii ki. Vatandaşın da bize söylediği bu. Bir sorun oluyor, mesela tramvayla ilgili soruyoruz “Bizden başka gelen oldu mu?” Cevap “Hayır” oluyor. Bir yerde sorun yoksa her şey güllük gülistanlıksa mutlu yüzler görüyorsan orada AKP milletvekilleri var. Bir sorun varsa bir hak arama varsa bir işçi direnişi varsa kentte yaşayan insanların yaşadığı sorun varsa sorunu dile getirecek yetkili ortada yok. Şu ana kadar hiçbir işçi grevinde ben AKP’yi görmedim. Sonuçta işçi devlete karşı greve çıkmıyor ki patronuna karşı çıkıyor. Dolayısıyla AKP’lilerin taraf olup olmamaları çok önemli ama hiç göremiyoruz. Kenti iyi temsil ettiklerini, sorunları yeterince dile getirdiklerini düşünmüyorum. AKP milletvekilleri, iktidar olmanın rahatlığını yaşıyorlar. Belediye onlarda “Belediye halletsin”, Bakan onlarda “Bakan halletsin” düşüncesindeler. SCA işçileri vardı Gebze’de, ben onların direnişlerine çok katılmıştım. Meclis’e iktidar vekilleriyle görüşmeye gelmişlerdi. Milletvekillerinden biri ‘Bu işlerle CHP milletvekilleri ilgileniyor onlara götürün” demiş. Çok facia bir şey.  Birisi “Çay ocağına bırakın, biz oradan alırız “ demiş. Biz desek bunu olay olur. Yeterli değiller. Bir sorun varsa ve bununla ilgili bir mücadele gündeme geldiyse bunu yapanlar yine belediye ve devlet kurumları oluyor.
Körfez petrole bulandı, bir tane açıklamalarını duymadık, tam tersine bilgileri gizliyorlar. Böyle durumlarda kaçaklar. Elle tutulur bilgi vermediler. Orada bir ihmal var ama ne kadar kirlilik oluştu, ne kadar alanı etkiledi, ne kadar canlıyı kaybettik, 2-3 yıl sonra tarıma, sanayiye, toprağımıza etkili nasıl sonuçlar alacağız? Net bir cevap almadık.

TARTIŞILACAK BİR KONU DEĞİL
*Parti içerisinde son dönemde gündem olan ve partililer tarafından da eleştirilen noktalardan biri de Cuma Karavar’ın CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun danışmanı olmasıydı. Sizin fikriniz nedir bu konuda?

-Ben çok net bilmiyorum. Ben de danışmanımı seçerken kimseye sormam. Parti içinde de çok dile getirilecek bir konu değil. Bir sürü danışmanı var. Genel Başkan bir şeyleri danışma ihtiyacı hissedebilir. Hiçbirimizin sorgulamak hakkı değil. Parti içerisinde zaman zaman yanlış anlaşılmalar, anlık refleksler olabilir ama tartışılacak bir konu değil.

*CHP’nin referandum çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz şu anda Kocaeli’de?
-Bu konuda daha dinamik bir örgüt var. Bir memleket ve ülke meselesi. AKP-CHP meselesi değil, Erdoğan- Kılıçdaroğlu çekişmesi de değil. Kimse parti seçimi yapmayacak. O nedenle de biraz daha rahatız, örgütün dışında da çalışmalara destek verecek bir kitle var. “Hayır” diyecek insanların elini taşın altına koyması bizim için önemli. MHP tabanının çalışacak olması bizim için önemli. SP’nin tabanı “Hayır” diyor. Onların da kendi tabanlarında bu çalışmayı yapıyor olması önemli.

MHP TABANINDA KIRILMA VAR
*Sahada MHP tabanının tepkisi nasıl şu an?
-Sahada MHP’de acayip bir parçalanma ve büyük bir tepki var. Olmaması da mümkün değil. Bu Anayasa, MHP’nin bütün ilkelerine aykırı. Seçim bildirgesine, parti tüzüğüne, ilkelerine, parti programına, ideolojisine her şeyine aykırı. Ulus devleti, ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunan, üniter yapıyı savunan, tek devlet, tek millet, tek bayrak ideolojisine sahip bir kitlenin bölünme anayasasına, ülkenin batış belgesine, federasyonu getirecek yapılanmalara yol açacak bir anayasaya ‘evet’ dedirtmek imkansız ve bu nedenle de müthiş bir kırılma var MHP tabanında. Sağduyulu, ciddi bir ülkücü kitle var. Saha çalışmalarımızda da ‘Devlet Bey’e rağmen ‘hayır’ diyeceğiz diyen çok fazla kesim var. Bu Anayasa gelirse MHP biter. Onlar da farkında. Bir CHP kalır, bir AKP kalır. Bu insanlar partilerinin bitiş belgesine göz göre göre neden izin versinler ki? Şu anda gündem terör, konuşmamız gereken emekliler, işçiler, terör olayları, birçok sıkıntı varken bizim Başkanlık konuşuyor olmamız herkesin kafasında bir soru işareti yaratıyor. MHP’de bu sağduyuya sahip bir tabana sahip olduğu için ‘Hayır’ demeleri çok normal.

*Referandumdan ‘Hayır’ çıkması durumunda ülkenin erken seçime gideceği de konuşuluyor. Olur mu sizce böyle bir durum?
“Hayır” çıkarsa seçim olsa da olmasa da ülke rahatlayacak. Bu baskı ortamının son bulması için bir adım olacak en azından. Artık bu baskı ortamında nefes alamaz duruma geldik. En azından sorunları konuşmak için bir mecra oluşma durumu var. Bu ülke seçimlere alışkın. Ben bununla ilgili kaygı yaratılması taraftarı değilim. Şu anda OHAL var ve Cumhurbaşkanı “Ben bugün seçim yapıyorum” dese yapar onda bir sıkıntı yok. Zaten eleştirilerimiz o yönde ya. 15 yıldır iktidardasınız, ne istediniz de yapamadınız. Tek başınasınız. OHAL’i devam ettirip seçimi de yapabilir. Gerilecek bir nokta değil. Erdoğan’ın ve AKP’nin seçim riski alabileceklerini ben düşünmüyorum. AKP’ye bir mesaj verecek vatandaş. ‘Artık tek kişinin hedeflerini konuşmak yerine oturun ülkenin sorunlarını konuşun’ sonucu çıkacak o “Hayır”dan ve AKP buna mecbur kalacak. İktidarının devamını istiyorsa daha büyük bir uzlaşı kurmak zorunda kalacak. Şimdiye kadar inkar politikalarıyla, yok sayarak, görmezden gelerek, umursamayarak, ben bilirim edalarıyla ülkeyi yönetti. “Hayır” denmesi ile birlikte artık bunların işe yaramayacağını, vatandaşın artık rahatsız olduğunu anlaması için bir tokat olacak.


Fatma Kaplan Hürriyet'in eşi Murat Hürriyet'te röportaj sırasında hazır bulundu...

“EVET” ÇIKARSA SEÇİM İHTİMALİ DAHA YÜKSEK
*“Evet” çıkarsa sizce seçim ihtimali var mı?

-Evet, çıkarsa yeniden seçime götürme ihtimali daha yüksek. Partisini temizlemek gibi bir gayreti var ve bir strateji olacak onun için. “Evet” çıksa da yetmeyecek. Partinin başına geçecek, partiyi idare etmesi lazım. Partinin içerisinde hala ciddi anlamda FETÖ’cü, Bylockçular var. Onları başka türlü nasıl ayıklayacak? Kırmadan dökmeden de yapması gerekiyor. Onların ‘dış güçler’ dediği, bizim emperyalist güçler dediklerimiz de boş durmayacak. Bir Ortadoğu savaşı sürüyor ve biz de o savaşın içindeyiz. Üç terör örgütü ile mücadele ediyoruz. “Evet”ten sonra da bir kaos olma riski çok fazla bu ülkede. Biz sadece kendi mücadelemizi vermiyoruz ki. Bizim üzerimizde oynanan oyunlar var. Başka ülkelerin topraklarındayız ve o ülkelerin bizimle ilgili planları yok mu? Var. Kıbrıs’ı kaybetmek üzereyiz. Kıbrıs bizim için çok önemli bir nokta, çok önemli bir toprak. Rusya boşuna mı savaş gemilerini orada tutuyor? Bizim topraklarımızı almak isteyen, iç savaşla birlikte emellerine ulaşmak isteyen bir sürü ülke var. Büyük Ortadoğu projesi bunun örneklerinden biri değil miydi?

“HAYIR”I TETİKLEYECEK
*Kocaeli’de ne olur sonuç?
-İyi bir sonuç çıkacağını düşünüyorum. AKP’nin yüzde 60 hedefi kesinlikle tutmayacak. Kocaeli eski Kocaeli değil. Bu kadar ülkeyi kalkındırırken buradaki insanların yaşam kalitelerinin hala eskisiyle aynı olması insanlarda da soru işareti oluyor. Suriyeli meselesi bir kırılma yaratıyor. Bunlar da “Hayır” oylarını tetikleyecek.

KOCAELİ, KİMLİKSİZ BİR KENT
*Kocaeli’de yapılan yatırımlara baktığınızda projeleri ve çalışmalarıyla ayrı tuttuğunuz bir belediye başkanı var mı?
-Maalesef yok, hep günlük projeler. Günü kurtarma projeleri yapıyorlar. Aslında belediyelerin müthiş bütçeleri var. Kentin 10-20 sonrasına değer katacak projelere harcanmıyor. Bir çakılı çivileri, dikili bir ağaçları yok. Yaptıkları projeler daha çok makyaj. Bir yağmur yağdığında, kar yağdığında alt yapı çöküyor. Üç dönemdir vaatleri, tramvay yapacaklar, üç dönemdir beceremediler şimdi de İzmit’in her yerini kazdılar. Böyle bir mantık yok. Yol yaptık diye övünüyorlar, şehre giriyorsun çıkamıyorsun, çıkıyorsun giremiyorsun. Bilmeyen müteahhitleri dışarıdan getiriyorlar, birilerini zengin ediyorlar, yandaşlarına kazandırıyorlar ama ortaya çıkan işe bakıyorsun kente değer katmıyor. Yapılan köprüler depreme dayanıklı değil. Çimi, çiçeği, parkı güzel yapabilirler ama kent bunlardan ibaret değil. Kocaeli betona doydu artık. Kocaeli kimliksiz bir kent. Sanayimiz var tam anlamıyla sanayi kenti diyebiliyor muyuz, hayır. Denizimiz var turizm kentiyiz diyebiliyor muyuz? Hayır. Sağlık alanında yapılabilecek yatırımlar var, sağlık turizmi yapabilirsin o da yok. Festivaller yapabilirsin burası geçiş alanı ama o da yok. Sanat alanında geliştirilemiyor. Altında tarih yatıyor. Muhteşem bir turizm potansiyeli var. Bu kent hak ettiği gibi yönetilmiyor. Plaket alabilirler, ödül alabilirler ama yine kendilerine ödül veriyorlar.

BİR DÖNEM DAHA DEVAM EDERİM, ÇOK DA KALMAM
*İleride bir gün belediye başkanlığına aday olarak görebilir miyiz sizi? İzmit’in yeni bir Leyla Atakan’ı olabilir mi?
-Şu an hiç öyle bir planım yok. Vekillik daha 1 sene oldu. Önce hakkını vereceğim. Ben vekilliği sevdim. Türkiye’de yapılacak çok şey var. Ben mücadele etmeyi seviyorum. Yerel yönetimler ile ilgili hiçbir planım yok. Belediyeleri almak ve aldırmak ile ilgili çok büyük bir hırsım var. Çünkü belediyeleri almadan gerçekten hiçbir şey olmuyor. Kiminle kazanacaksak da o olsun ama mutlaka almak zorundayız. Ben vekillik yetkimi 12 ilçeye bölmeye çalışıyorum ki yarın o ilçeden aday olacak arkadaşlarımıza katkı olsun. Bir dönem daha vekilliğe devam ederim diye düşünüyorum. Çok da kalmam. Yeni insanlara da yer açmak lazım.
banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner235

banner274

banner144

banner202