banner232
banner203
banner230
banner165
banner15

Arif Gülen’den Devlet Bahçeli’ye açık mektup;
banner234

30 Mart yerel seçimlerinde MHP’den Darıca Belediye Başkan adayı olan ve partisinin oylarını katlayan Arif Gülen’in adaylığını o dönem bizzat MHP lideri Devlet Bahçeli Darıca’ya gelerek açıklamıştı. Bahçeli’ye yakınlığı ve sadakati ile bilinen Arif Gülen, erken genel seçimlerde ise MHP Kocaeli Milletvekili adayı oldu. Seçim çalışması boyunca en aktif isim olarak göze çarpan, kapı kapı gezip MHP’ye oy isteyen Arif Gülen, seçim süresince yaptığı açıklamada, “Amacımız HDP’yi Kocaeli’de bitirmek. Lütfü bey meclise girerse kendimi başarılı bulmuş olurum” demişti. Seçim sonuçlarına en çok üzülen isimlerden biri de Arif Gülen oldu. Gülen yine beklenmedik bir çıkış yaparak genel başkanı Devlet Bahçeli’ye şok bir mektup yazdı. 

 

İŞTE O MEKTUP:

Benim Liderim, Türkmenbeyim

Benim liderim dürüst, ilkeli, prensip sahibi, yardımsever,  ülke sevdalısı ve adıyla özdeş iyi bir devlet adamıdır.  Elif gi bi dik, eğilmeyen karakter sahibidir.

Bu söylediklerimin tamamına sadece ülkücüler değil necip TÜRK Milleti de katılacaktır.   

Liderimize ve partimize eleştiri yapalım derken özellikle sosyal medyadan meydan okurcasına, hayasız bir  üslup ve tarzda eleştirmek tartışmasız yanlış ve saygısızcadır. Hele ki bunu yapan, bir şekilde kendini camiamıza ait hisseden yönetici,  ülküdaş ise hepten yanlıştır. 

Fakat en az bu kadar yanlış olan birsey daha vardır. O yanlış, parti içi iktidar savaşında siyasi ikbal, mevki , makam korkusu ile konuşamayan, sinsi sinsi dinleyen, her gelenin kayığına binip alkışlayan, başarıda pay sahibi olmak isteyip başarısızlıkta sorumluluk üstlenmeyen arkadaşlarımızın tavrıdır. 

Daha açıkça belirtmek gerekirse, adabı muhaşeret kuralları çerçevesinde herkes tartışılabilir, eleştirilebilir. Buna Sn. Devlet Bahçeli de, partimizin mevcut siyaseti de , şu anda geldiğimiz durum da dahildir. Tabii ki edep ve izanla.

Gelelim asıl konuya;

Canımı, servetimi gözümü kırpmadan verebileceğim ülkem ve davam 1 Kasım seçimleri ile ciddi bir sınavdan geçmiştir. 

Mensubu olmaktan şeref duyduğum Ülkücü davamın tek ve yegâne siyasi adresi olan MHP maalesef bu sınavdan yenilgi ile çıkmamış,  tabiri caiz ise hezimete uğramıştır. Sonuç ortadadır.  Bunun aksini savunmak sadece ve sadece kendimizi kandırmak olur.

Peki bu hezimetin sorumlusu kimdir?

Elbette ki buradaki en büyük pay, görevi ve konumu gereği Sn.Devlet Bahçeli'nindir.  

Peki sadece bu kadar mıdır?  

Tabii ki hayır.  

Danışmanlarından,  Divan Kurulu'na, MYK üyelerimizden mevcut milletvekillerine, benim de içinde bulunduğum vekil adaylarından il, ilçe,  mahalle teşkilatlarına kadar sandık görevlilerimiz, "ben ülkücüyüm,  MHP liyim " diyen hepimizin sorumluluğu vardır.   

Kimimiz yeterince siyaset üretemedik,  Kimimiz ürettiği siyaseti anlatamadık,  Kimimiz koltuk ve ünvan endişesinden eleştiri yapamadık.  

Kimimiz küstük.

Kimimiz evimizdeki ailemizin oyunu bile alamadık. 

Kimimiz kahvehanelerde, sokaklarda partimizi eleştirirken zarar verdik. 

Ama bugün bir gerçekle karşı karşıyayız:

*MHP 40 milletvekili ile Meclis 'in sonuncu partisi olmuştur. 

*Genel Merkez yöneticileri kendi seçim bölgelerinden milletvekili olarak çıkamamışlardır.

* Liderimizin ve Belediyesi bizde olan Liderimizin memleketinde ve Belediyelerimizin olduğu illerde bile birinci parti olamamışız. 

*Sadece 24 ilde varlık göstermiş ve Milletvekili çıkartmışız.

*Uğruna canımızı vereceğimiz vatan  toprağının her kilometre karesinde oy kaybetmişiz. 

Şimdi bu bariz başarısızlığımızı  başkalarının başarısı üzerinden kamufle etmek davamıza ihanet ve kendimize haksızlık olur.

Ben partinin bir neferi, ülkücü bir kardeşiniz ve bu seçimde milletvekili adayı olarak;

Gece gündüz, sokak sokak halkın içinde idim. Peki neyle mi karşılaştım?  

Kendi partililerim başta olmak üzere abartısız 10 kişiden 8 tanesine liderimizi savunmak zorunda kaldım. 

Her şeye hayır diyen bir parti  olmadığımızı anlatmak zorunda kaldım. 

Milletvekilliği liste sıralamasını anlatmak zorunda kaldım. 

Meral Aksener'i, Sinan Oğan'ı anlatmak zorunda kaldım. 

CHPli hemsehrilerimize AKP'nin koltuk değneği olmadığımızı, 

AKPli hemşehrilerimize de CHP’nin arka bahçesi olmadığımızı anlatmak zorunda kaldım.  

Niçin kadın kollarımızın, teşkilatlarımızın seçim sathı mahalli dışında çalışma yapmadıkları soruları ile muhatap oldum. 

Tüm bunlara yanıt bulmaya çalışıp seçim kampanyası yürüttüm.  

Gelin görün ki ben siyaset ve proje anlatmaya zaman bulamadım.  Bunları sadece ben değil eminim ki Türkiye genelindeki gerçekten çalışan ve gerçekten halka inen bütün aday arkadaşlarım yaşamıştır.  

Değerli Dava Arkadaşlarım, 

Bu seçimin kaybedeni MHP olarak görünebilir ve siyaseten de sayısal olarak da doğrudur.  Herkes bilmelidir ki bu seçimin mağlubu, davamızın özü, temel siyaseti, inançları ve değerleri değildir.  Bu seçimin mağlubu başta genel merkezimiz olmak üzere hepimiziz.  

Gün birlik ve beraberlik günüdür.  Gün birbirimize sahip çıkma günüdür. Gün birbirimizi tehdit ederek sosyal medyadan saldırarak ya da gereksiz ve şuursuz savunma yapma günü değildir.  Rakip sevindirmemeliyiz.  Kimse haddini aşmamalıdır ama kimse kraldan fazla kralcı da olmamalıdır. 

Liderimiz Sn. Devlet Bahçeli'nin yerinde olsam şunu yapardım:  

Aktif siyaseti  bırakarak,  dışarıda kalan ya da dışarıya gönderdiğim, bu partiye emeği geçen ve kendi şahsında birer değer olan evlatlarımı 3 hilalli gök kubbenin altına çağırır ve görüşürdüm. Onların fikirlerini alırdım.  Genel Başkan adayı olmamak şartı ile kurultay kararı aldırır, şu anda sosyal medyada ismi geçen tüm  nitelikli ülkücü kadroların ve gençlerin önünü açardım.  Güçlü bir kadro ve MYK listesi oluşumuna katkıda bulunur, kendi elimle ve yılların getirdiği tecrübemle MHP nin yeniden dizayn edilmesine mihmandarlık ederdim. Tüm ülkücülerin ve MHPlilerin Başbuğ'dan sonra "Bilge Lider"i olarak efsaneleşirdim. 

Peki böyle yapmazsa  ne olur? 

Davamız yara almakla kalmaz dağılmaya yüz tutar. Ya da kendisini çok sevdiğim liderimiz Devlet Bey ilk kurultayda yarışı kaybederek kendisi bırakmak zorunda kalır.  Bu ne benim ne herhangi bir ülkücünün ne de ülkücü siyasi tarihinin görmek istediği bir tablodur. 

Liderimiz  bu öncülüğü yaptıktan sonra Ona yakışırdığım makam, Türkiye Cumhuriyeti'nin önümüzdeki  cumhurbaşkanlığı seçiminde cumhurbaşkanı olmasıdır.  Bu makama gelmesini eminim ki ve inanıyorum ki sadece ülkücüler değil yazımın ilk başında belirttiğim Devlet Bey'n kişisel özelliklerinden dolayı herkes ister. 

Ben ülkücüyüm ve MHP liyim. Ama benim hayalimdeki MHP %11 ile %16 arasında bir oy oranına sıkışmış, muhalefete mahkum bir MHP değildir.  Benim idealim ve hedefimdeki MHP, ülkeyi yöneten ve iktidar olan MHP dir. Genç ve dinamik kadrolar ile çağın gereklerine uygun ülkücü duruşu olan siyaset üretmeliyiz. Ve sadece seçim zamanı değil her zaman çalışmalıyız.  

Unutulmamalıdır ki ''Dinlenmemek üzere yola çıkanlar asla yenilmezler''.

banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner121

banner235

banner182

banner202

banner144

banner237