banner598

*Son bir kaç gündür çöl sıcaklarını yaşıyoruz. Yıllardır bitiremediğim ve ‘aldatma’ üzerine yazdığım kitabımın giriş bölümünü (sansürsüz) okumaya ne dersiniz? 

İçimden ona “yanınıza oturabilir miyim ?” demek geçiyordu. Gençti ve alımlıydı. Sahildeki yüzlerce güzel kadından sadece bir tanesiydi. Ama içimde beni ona iten bir şeyler var gibiydi. Öğle sıcağı kendini fazlasıyla hissettirmiş, koltuk altımdan süzülen damlacıklar sıcağa karışıp buharlaşmıştı. Her defasında böyle oluyordu. Bu Temmuz sıcağında ne zaman terlesem, terim üzerimde kuruyor ve vücudum serin sularda şifa buluyordu.
Öğle yemeğinin ve içtiğim birkaç kadeh şarabın verdiği rahatlıkla sabah serildiğim şezlongu aramaya koyuldum. Şansa bak! Benden önce onun vücudu kaplamıştı, az önce bıraktığım yeri. Oysa daha 40–45 dakika önce ben serilmiştim oralara. Çalınmasın diye omzuma attığım havluyu da yemek yediğim masada unutmuştum. Bu öyle bir kararsızlıktı ki, geri dönüp havluyu almalı mıydım? Yoksa güzel kadının yanındaki boş şezlonga oturmalı mıydım?
İyice yanına yaklaştım. Her zaman olmasa da ceylan misali bir ürkeklik kaplamıştı damarlarımı. Kararını vermiş, emin adımlarla hedefine bakan sinsi bir avcı misali seriliverdim güzel kadının yanındaki şezlonga. 
Hayret! Böyle bir tatil beldesinde, böyle güzel bir kadının yalnız başına kalması tuhaf gelmişti bana. Bigünahın simgesi beyaz bikinisi, ona ayrı bir dişilik katıyordu. Masumiyet denilen geçici heveslerin kursağına da parmak atan bir havası vardı. Denizden yeni çıktığı belliydi. Ege’nin tuzlu suyu vücudunun Egemsi kıvrımlarında dans ediyordu. Bembeyaz teni onun buralara yeni geldiğinin bir işaretiydi. Saçları boynuna kadar uzanıyordu. Saç uçlarından dökülen taze damlalar iki gün yetecek susuzluğa yeter de artardı bile! 
Bakışlarımdan ben bile rahatsız olmuştum. Oysa yalnız bile olsa bir kadını böyle tepeden tırnağa süzmek âdetim değildi.
Islak bikinisinin kapladığı göğüsleri ve üşüyünce hafifçe beliren hassas hatları şehvet denilen iradesizliği hatırlatmıştı bana. Tatile ne için gelinir? Gezmek, eğlenmek, dinlenmek ve tabi ki…
Orta yaşını göstermeyen tuhaf bir gençlik vardır bende. Pek çekici olmasam da her zaman ses tonumla etkilerim güzel bayanları! Ona seslenmeliydim. Ama nasıl? Yoksa çıldırmak işten bile değildi.
Binlerce erkek gibi bende tatilinin ilk günlerini yalnız geçirenlerdendim. Sonra bu tekil hal yerini tanışmaya ve kalan süreyi çılgınca sevişmeye bırakır…
Aslında buraya gelirken böyle bir amacım yoktu. Yeni yazdığım kitabımda bir yerlerde takılmış ve kafamı toparlamak için birkaç günlük bekâr dinlencesine yelken açmıştım.
Kitap okuyordu güzel kadın, kitap okuy… Aman Tanrım o da nesi? Bu, bu benim kitabım. Aldatma ve aldatılmama üzerine yazdığım o tuhaf kitabım! İyi de bekâr bir insanın bu kitaba neden ihtiyacı olsun ki? Demek, demek ne yazık ki evliydi ve yakışıklı kocası tatil köyünün hokey turnuvasına katılmıştı!
Kafamdaki milyonlarca teori derin bir rahatlamayla son buldu. Güzel kadının hiçbir parmağında alyans yoktu. İçimden derin bir oh çektim. Peki ya denizde yüzerken düşmemesi için alyansını odasına bıraktıysa? İçimde belirsizce kazınan tırnaklar, tüm organlarımı parçalar gibiydi. Bu bir işaretti. Yüce yaratıcının bana sunduğu bir işaret. “Zaman” dedim, “o zaman içimden geçeni yapmalıydım”. Sonuçta okuduğu kitabın yazarıydım ve “affedersiniz!” diyerek kitabı elinden çekmeyi başardım.
Oldukça sakin bir yüz ifadesiyle bana baktı ve gülümsedi. “Hayırdır, eşiniz sizi aldatıyor mu yoksa ?” dedi.
Hemen bel çantamdan her zaman yanımda taşıdığım kalemimi çıkardım. Gülümsedim ve adını sordum. “Size ne” dedi güzel kadın. Kapağı araladım ve ‘özel isimlerin baş harfleri büyük harfle yazılmalı’ kuralına uyarak kitabın üzerine, “Bayan Size Ne’ye sevgilerimle …” notunu yazarak imzamı attım. 
Son derece ukala ve kendini beğenmiş bu tavrıma anlam veremesem de ‘Bayan Size Ne’yi keşfetmek zorundaydım. Ona ulaşabilmenin en keskin ve kestirme yolunun böyle bir davranış olacağını düşünmüştüm
Yazıyı okumadan kitabı kapattı ve “küstah !” diyerek ayrıldı yanımdan. Hem de az önceki o nazik halinden eser bile bırakmadan. Sert, kararlı ve sinirli bir endamla uzaklaştı.
O yürüdükçe utancımdan arkasına bile bakamadım. Dakikalarca hayalini kurduğum o dolgun kalçalardan kendimi mahrum etmiştim. Argo tabiriyle madara olmuş biri olarak, hala aklım “Bayan Size Ne”nin kalçalarındaydı. Hayalini bile zor kurduğum kalçalarında…

***

    Şu teknoloji denen kolaylık da olmasa nasıl yaşayabilirdik? Ben herhangi bir bilgisayarla yazılarımı yazıyor ve herhangi bir yerden anında gazeteme ulaştırıyordum. Geriye hafta sonları internete girerek yazımı keyifle okumak kalıyor. Herhangi bir dergi okumak istesem sıfır!
Çünkü- yabancı turistin bol olduğu şu beldede ülkemin gazete ve dergisini aramak yeniden ülkeyi fethetme turuna çıkmak gibi geliyor. Hele bazı bayilerin, “Burada Türk gazetesi ve dergisi satmıyoruz !” demesi beni çileden çıkartıyordu.
Tatilimin ortalarındaydım. Aklım hala “Bayan Size Ne”nin eşsiz gözlerindeydi. Kafamı toparlamış hatta birkaç gün erken dönme kararı almıştım egzozu bol şehrime. Fakat tuhaf bir dürtü gitmemi istemiyor gibiydi. Daha beş günüm vardı oysa.
Akşam yemeğinden sonra odama çekilmeye karar verdim. Fakat Ege’deki sahil insanları sanki yeni uyanmış gibiydiler. Gündüz güneşinden yanan sırtlarını biraz daha geç yakmak için uykuyu dizlerinde sallamaya karar vermişlerdi.
Dedim ya teknolojinin çöpçatanlığıyla yaşamak daha kolay oluyor. Diz üstü bilgisayarımı açtım ve internet denilen parmak uçlarımdaki dünyaya açıldım. Tatildeyken elektronik postalarıma bakmak âdetim değildir. Sadece gazete ile yazıştığım programı kullanırım ve diğer okuyucu postalarını biriktiririm. Çünkü tatil dönüşü malzemem ne kadar fazla olursa o kadar şanslı olduğumu düşünürüm.
Ama yine de yayınevinin bana verdiği elektronik posta adresime bakmaya karar verdim. Bu dürtü sanki beynimin benden habersiz parmaklarıma verdiği gizli bir emir gibiydi. Onlarca tebrik, teşekkür, sitem ve bela mektuplarının arasında, “Bayan Size Ne’den Sevgiler!” başlıklı mektubu görünce, sıcak daha da arttı vücudumda. Hemen bir kadeh şarap daha doldurdum. Biraz sonra okuyacağım yazının neler olabileceğinin hayalini uzatmaya koyuldum. İçimdeki heyecanı arttırmak istercesine hareketlerim daha da ağırlaşmıştı. 
Yavaşça dolabıma ilerledim, yeni bir paket sigara açtım. Sigaramı ağır ve son derece emin bir hareketle ucundan yaktım. İçimdeki heyecan, yaz ayında çığ misali büyüyüp odanın her bölümünü kaplamıştı. ‘Bayan Size Ne’ye ulaşmak artık bir tık’ım kadar yakındı. 
Kim bilir neler yazmıştı güzel Bayan Size Ne! Adını bile bilmediğim bu kadın, belki de kalan beş günümün en güzel dakikaları olacaktı. Kesinlikle evli olamazdı, yoksa neden bana mektup yazma gereği duysun ki? Elbette adresimi, kitabın üzerinde yazılan ve adına e-mail denilen, ama benim ısrarla elektronik posta adresi olarak yazdırdığım bölümden almıştı.
O şimdi parmaklarımın ucundaydı. Parmaklarımı tersten gerdirip çıtırdattıktan ve hafifçe ellerimi salladıktan sonra tıkladım nihayet. 
Açılmıyor, off açılmıyordu. Kahrolası teknoloji, şimdi de benimle dalga geçmeye başlamıştı. O kadar ağır hareket etmiş olmalıyım ki bağlantı kopmuştu. 
Bu sefer az evvel yaptığım son derece ağır hareketlere inat, bağlantıyı kurmaya koyuldum en hızlı hareketlerimle.
Sonunda karşımdaydı Bayan Size Ne… Ve aynen şöyle yazmıştı;
“Sevgili yazarım. Kitabını yeni bitirdim. Bu arada yazdığın notu araştırdım. İlk anda kitabın arka sayfasındaki resmine bakmak aklıma gelmedi! Neden sonra seni tanıdım. Aynı sevgileri ben de sana sunmak istiyorum. Hatta daha fazlasını! Ben kitabının son maddesinde yer alan, “Kocan seni aldatıyor, sen de onu aldatıyorsun” grubuna giriyorum. Tatilin bitmediyse ve hala buralardaysan ben de buradayım. Hem de yalnız! Eğer sen de bu grubun bir parçası olmak istiyorsan işte adresim; ………”
Evliydi… Hem de yazdığım yazılara beni de alet etmek isteyen, asi cesaretini keşfe çıkaran bir evli! Sıcak denen o yanılsama, yerini buz gibi bir soğukluğa bırakmıştı. Az önceki hızıma ayak uydurarak cevabı yazmakta gecikmedim;
“Sevgili Bayan, ben yazdıklarımın sadece bir parçası değil bütünüyüm. Sanırım ‘Aldatmama Üzerine’ bölümünü pek fazla okumadınız. Üzgünüm ama sizden çok uzaktayım. Hoş kalın” …

***

Egzoz kokusunu hiç bu kadar özlememiştim. Hatta henüz durakları bile olmayan çiçeği burnunda tramvay şehrime kavuşmuştum nihayet! Şu tatilde geçirdiklerimi yazmalıydım. Aslında bu yaşananlar Bayan Size Ne’nin okuduğu kitapta olsaydı çok daha da farklı olacaktı. 
Neyse şimdi yazmalıyım!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hakan 2017-07-01 11:41:47

Uğur bey merhaba ;

Şu profil fotoğrafınızı değiştirmenizi öneririm. Zira o kaldırdığınız parmağınız insanlar üzerinde bir algı yaratma düşüncesi oluşturmuş. Psikolojik baskı kurmayı mı amaçlıyorsunuz insanlar üzerinde. Bence şu fotoğrafı değiştirmelisiniz. Bir köşe yazarı için kesinlikle uygunsuz bir fotoğraf.

banner761

banner354

banner630

banner328

banner599

banner733

banner482