banner203
banner165
banner308
Bu ülkede solculuk-sosyalistlik zordur, meşakkatlidir.

Adınız Mustafa Suphi ise, bir gece 14 yoldaşınızla birlikte Karadeniz'de boğulursunuz.

Adınız Şefik Hüsnü ise, yıllarca hapislerde çürütülür, sürgünde öldürülürsünüz.

Türkiye'nin dört yanındaki işkence tezgahlarında can verirsiniz, “intihar etti” diye kayıtlara geçirilirsiniz.

Ya da adınız faili meçhul kayıtlara düşürülür.

Bir gece vakti kaybedilirsiniz; mezarınız bile bilinmez olur.

Nurhak'ta, Kızıldere'de, Mirik Mezrası'nda; Şişli, Beyazıt, Taksim Meydanları'nda katledilirsiniz.

Darağaçlarına çıkarılırsınız. Öyle ki, yaşınız büyütülerek asılırsınız.

Madımak'ta abla ve ağabeylerinizle birlikte 12 yaşında yakılırsınız. 14 yaşınızda cebinizde oyun oynadığınız bilyelerle vurulursunuz. 19 yaşınızda sokakta kıstırıp sopalarla öldürülürsünüz.

Solculuk-sosyalistlik zordur, meşakkatlidir.

En başta yazdığımız o isim var ya, Mustafa Suphi işte o, 14 yoldaşıyla birlikte 96 yıl önce bugün Karadeniz'de öldürüldü.

Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının öldüren kişi, Kayıkçılar Kâhyası “Yahya Kahya” veya “Yahya Kaptan” adlı ile anılan zat.

Yahya Kaptan adını duyunca biraz irkildiniz değil mi? bahsi geçen o “Yahya”, İzmit’in kurtuluşu için büyük mücadele vermiş ve bu uğurda şehit olmuş, “Yahya Kaptan” değil. 

Yahya Kaptan, o günlerde Moskova’da bulunan Enver Paşa’ya bağlı idi, Paşa’nın Anadolu’ya gelip Mustafa Kemal’in yerini alması ve Milli Mücade’nin başına geçmesi için çaba gösterenlerdendi, hem Enver Paşa, hem de diğer İttihatçılar ile yakın temas içerisindeydi ve Mustafa Kemal’in muhalifi idi.. Ama bizim sosyalistler Mustafa Suphi’nin öldürülmesinde hep Mustafa Kemal’i sorumlu tuttular. Bu cinayetin Ankara’nın talimatı ile işlendiğini yazdılar durdular. Oysa bu acı olayı Mustafa Kemal ve Ankara hükümetine bağlayacak bir belge, ne bir söz, nede başka bir şey yoktu.

Türkiye’deki sosyalist sol çizginin Mustafa Kemal ile kopuşu beklide bu yüzden başladı. Anlamsız bir biçimde Mustafa Suphi’nin öldürülmesi olayını Mustafa Kemal’e bağlayan bazı sosyalister, Atatürk’e öyle bir düşman kesildi ki şeriatçılar onların yanında masum bebek gibi kaldı.

Geçtiğimiz yıl Gazeteci Murat Bardakçı çok önemli bir belge yayınlamıştı. Mustafa Suphi’nin öldürülme emiri veren kişi olduğu iddia edilen bir isim daha vardı. O da Enver Paşa… 

Enver Paşa, Moskova’dan 24 Nisan 1921’de o sırada Berlin’de bulunan hanımı Naciye Sultan’a gönderdiği mektubunda, cinayetten şöyle bahsediyordu:

“...Komünist Partisi Reisi Suphi Bey, Bakü’de aleyhimde bulunduğu için bîçareyi Trabzon’da evvelâ karla, tükürükle hamallar epeyce ıslattıktan sonra bir motorbotla Batum’a iade etmek üzere yola çıkarmışlar. Halbuki yanında yüz yirmi bin Rus altını olduğundan kendisini zanlarınca yolda öldürmüşler, paralarını almışlar. Maamafih bunu benim için yaptıklarından memnun olduğumu ve başkasına söylememelerini tembih ettim. Bence düşman da olsa madem ki Müslüman, böyle olmamalıydı. Fakat ne çare, yazılan çekilirmiş...”.

Bu mektubun ardında o solcular çarp edip, “Tüh yanlış düşünmüşüz meğerse Mustafa Suphi’yi Mustafa Kemal değil, Enver Paşa öldürmüş” demeye başladılar. Bu mektuptan bunu çıkarmayı nasıl başardılar o daha acayip bir mesele.

Enver Paşa mektubunda “Mustafa Suphi’yi ben öldürttüm” falan demiyor, aksine apaçık şekilde “Aleyhimde bulunduğu için Mustafa Suphi’yi Batum’a geri göndereceklermiş ama yanında çok para varmış, bu para yüzünden öldürüldüğü zannediliyor” diye yazıyor, hatta “Böyle olmamalıydı” diye üzüntüsünü bile söylüyor.

Mustafa Suphi’nin öldürülmesi konusu hala büyük bir karanlık. Cinayeti birilerinin üzerine yıkmak anlamsız ve saçma. Çünkü ortada cinayeti tam olarak aydınlatabilecek ne bir belge var nede bir başka delil…

Buradan gelelim asıl bizi ilgilendiren konuya. 

Mustafa Suphi ile beraber ödüllen o 14 kişi içinde “Cemil Nazmi” isimli bir kişi daha var. Kayıtlarda geçen ismi ise “Kandıralı Cemil Nazmi Bin İbrahim” daha doğru telaffuzla İbrahim oğlu Kandıralı Cemil Nazmi…

Peki kim bu Kandıralı Cemil Nazmi? 

Hakkında ne tek bir bilgi var nede bir kayıt var. Mustafa Suphi ile nerede biraya gelmişlerdi, nasıl tanışmışlar ya da TKP’deki görevi neydi, maalesef hiçbir bilgi yok.

Mustafa Suphi’nin Sinop’a sürüldükten sonra oradan bir grup arkadaşı ile birlikte Rusya’ya kaçtığı biliniyor. Acaba Kandıralı Cemil Nazmi ile o yolculukta mı beraberledir, yoksa Mustafa Suphi Rusya’da esir Türklerle çalışma yaparken mi biraya gelmişlerdi belli değil.

Kandıralı Cemil Nazmi’yi kimse tanımıyor, hakkında hiçbir bilgi yayınlamamış. Bilinen tek gerçek ise vahşi bir cinayete kurban gittiği.

Umarım bir gün bir araştırmacı çıkar da Cemil Nazmi hakkında bir şeyler bulur, yayınlarda bizde öğrenmiş oluruz.

Bu vesile ilde Mustafa Suphi ve yoldaşlarında saygıya anıyorum…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet Esmer. 4 ay önce

Mustafa Suphi'nin TKP'sini 1.Dünya Savaşından sonra Kafkaslarda ve Rusya'nın çeşitli bölgelerinde esir kalan Türk-İslam askerleri içerisinde örgütledi.Çerkesler Gürcüler de vardır.Kandıra yöresi Gürcü ve Çerkes kökenlilerinde göç ettikleri alanlardan biridir..Bence tamda dediğiniz gibidir bu ilişki.Yazınıza teşekkür ederim.Murat Bardakçı'nın konuyla ilgili yayını önemli bir belge olmuş..Kolay gelsin..

banner235

banner274

banner325