“Ben bir yere gittim, araştırdım, kızıma yemek veriyor ama yemiyor, süt versin…”
“Korkuyorlarsa bir hastaneye, karakola bıraksınlar. Türkiye'nin neresinde olursa olsun bizim emniyet güçlerimiz var. Onlara yakın bir yere bıraksın. Ben bunu bekliyorum o adamdan. Rica ediyorum. Eğer onda biraz merhamet varsa kızımı bıraksın. Biz perişan durumdayız…”
Bir babanın çaresizliğiydi bu sözler…
Ölümü kızına yediremeyen baba Nihat Aydemir’in sözleri…
Olmadı, o biraz olmasını dilediği merhamet, Leyla’yı kaçıran
yaratıkta yoktu… 4 yaşındaki Leyla’nın cansız bedenine ulaşıldı…
Baba yıkıldı, anne yıkıldı…
Tüm Türkiye yıkıldı. Vicdanlar, yürekler kanadı…
Hüzne, öfke eklendi yine…
O küçücük bedeni, bugün sevenlerinin kolları arasında
kara toprakla buluştu… Gökyüzü kadar mavi gözleri, karanlık
bir mezarda soldu…
Bir cani, bir vicdansız Aydemir ailesinin
gökyüzünü aldı elinden…
Yaşama sevincini yok etti.
Yavrularını, biberonla besledikleri bebeklerini
acımasızca hayattan kopardı…
Hala nefes alıyor, hala ortalıkta dolaşıyor…
Belki de bugün cenazedeydi…
Vicdansızlığını, merhametsizliğini
cenazeye katılıp gözyaşlarıyla gizledi…
Belki de başka bir yerde, yeni bir kurban arıyor kendine…
Taş olsa vicdana gelirdi o babanın yalvarışları karşısında;
acımadı boncuk gözlüye kıydı, onu hayattan kopardı…
Kesin olmayan ilk tespitlere göre; Leyla, aç bırakılarak ölüme terk edildi…
Yani babanın tüm yalvarışlarına, merhamet dilemesine rağmen…
Gel de şimdi buna merhamet eyle, cezaevinde besle…
Ne hayaller kurmuştu ailesi, okuyacaktı Leyla…
Belki doktor, belki avukat, belki öğretmen olacaktı…
Aşık olacaktı, bir Mecnun’a Leyla olacaktı,
evlenecekti, çocukları olacaktı…
Hayaller soldu, tarifsiz bir acı bıraktı geriye…

***

Bir hafta sürer mi bilmiyorum, bugün konuşulur,
yarın konuşulur sonra unutulur…
Ateş düştüğü yerde kalır yine…
Ta ki bir başka kanatsız melek yaşamdan koparılana dek…
Başka bir ocağa ateş düşene dek…

***

Merhamet etmeyene, merhamet olmaz…
Aldığı canın bedelini en ağır şekilde ödemeli
bunu yapan ya da yapanlar…
Ülkeyi yönetenler de idama karşı çıkanlar da
kendi evladı yerine koymalı Leyla’yı, Eylül’ü ve
daha nice kanatsız meleği…
Gözünden sakındığı, saçının teline kıyamadığı
yavrularının yerine koymalı…
İdamın siyasi hesaplaşmalara dönüşme ihtimalinden
korkanlar, “pardon” denilen davaları görüp de
tereddüde kapılanlar; Meclis’in çoğunluğu ile çıkarılacak
cinsel istismar, çocuk cinayeti gibi bu tür vakalara
indirgenmiş bir idama destek vermeli…
Bu tür vakaların caydırıcılığı,
masum bir yavruya bu iğrençliği ve
caniliği yapanların bizimle aynı havayı
solumaya devam etmemesi, canları
yanan ailelerin içlerine bir nebze olsun
su serpilmesi için çocuk istismarcısı
ve katillerine verilebilecek en hafif cezadır idam…
Bir hafta sonra unutmayın Eylül’ü, unutmayın Leyla’yı…
Bir hafta sonra kısılmasın sesiniz; toplumun içini
kanatan bu tür merhametsizliklere, sapkınlıklara
indirgenmiş idam, TBMM’den çıkana dek
yüksek sesle haykırmaya devam edin, edelim…
Eylül de Leyla da canımızı yaktı ama unutacağız…
Sizin Eylül’ünüz, Leyla’nız canımızı yakana dek,
susacaksınız, susacağız biliyorum…
Ama bu kez kısmayın, kısmayalım sesimizi,
daha da yükseltelim…
Sonuç alana dek, bu vahşet son bulana dek…
Kanatsız meleklerin ruhu huzur bulana dek…
Ne olursunuz bu kez susmayın, susmayalım…

***

Sadece idam ile çözülür mü peki?
Tek başına çözüm değil idam, ancak masum bir yavrunun
yaşam hakkını elinden alana yaşam hakkı
tanımanın yakıcılığını düşünün kendinizi o yavruların
ailelerinin yerine koyarak…
Bir vakıfta erkek çocuklarına tecavüz
eden şerefsizlerin de Eylül’leri, Leyla’ları
katledenlerin de sonlanması için
ne gerekiyorsa yapın artık…

***

Leyla’yı kim, neden öldürdü?
Cinsel istismar var mı?
Cinayet ne zaman işlendi?
Cinayeti işleyen cani, ailenin tanıdığı biri mi?
Bu vahşiliği yapan yaratık bulunabilecek mi?
Nasıl bir ruh hali ki bir bebeğe kıyabiliyor?
Tüm bu sorular cevap beklerken
Leyla, sabahın erken saatlerinde
kara toprağa konuldu…
CHP Dilovası İlçe Başkanı olan amcası Kerem Aydemir de
acı haberi alır almaz Ağrı’ya gitti…
Aydemir, Leyla’dan henüz haber alınamamışken
Eylül’e yanan yüreğiyle şu ifadeleri paylaşmıştı
sosyal medyada:
“Öyle ‘taciz’, ‘istismar’, ‘cinayet’, ‘Pedofil’ gibi süslü laflar yazıp gerçeklerden kaçmayın!
Eylül....
Bisiklet sürerken arabasına bindirdi. 25 kilogramlık yavrunun üstüne hayvan gibi çöktü!!! ‘darp’ izi değil vücudundaki bir hayvanın diş izleri!!! İç kanama geçirdi yavru! Çektiği acıdan nefesi kesildi, titreyerek dakikalarca can çekişti! Bir bavula koydu, 1 metrelik bir çukur açtı.
TOPRAK AĞLADI
KÜREK AĞLADI
KARA GECE AĞLADI,
Bu hayvan ağlamadı!!!
5 metre yağlı urganın çözemeyeceği mesele yoktur.
TBMM’nin ilk icraatı İDAM olsun!
Kanatsız melekler huzur bulsun…”
Eylül’e yanan yüreği, şimdi Leyla ile kavruluyor…
Ateş bu kez tam olarak onun yüreğine düştü…
Kerem Aydemir de idam istiyor…
Acısını paylaşıyorum, sabır diliyorum…
Umarım yüreğimiz son kez yanmıştır…
Leyla’nın gözlerindeki gökyüzü,
başka çocuklara miras kalsın;
onların gökyüzü de toprakla kapanmasın…
Ne olur, bırakın seçimi, kavgayı, siyasi
hesaplaşmaları; terörden de beter olan
bu vahşeti durdurun…
Vicdanımız kanıyor…
Bu yarayı kapatın…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.