banner768
banner598

Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) ne derece yakın olduğumu herkes bilir.

Bugün AKP’yi telefonla aramaya kalksam faturama “galaksiler arası görüşme tarifesi” yansır.

Ancak yiğidi öldürsek de hakkını yememek lazım.

AKP çok büyük bir iş başardı Kocaeli’de.

Kadının adını siyasete yazdırdı.

Kadın Kolları Başkanı Azize Sibel Gönül hemen ardından Radiye Sezer Katırcıoğlu ve şimdi de Emine Zeybek AKP listelerinden meclise, Ankara’ya gönderildi.

Kadının siyasette yer alması önemli.

Bir kadın, anne olabilen bir canlı hangi siyasi görüşte olursa olsun ne kadar kötü olabilir ki?

AKP’nin Kocaeli’de görev verdiği isimler kadın kolları genel başkanlığına, milletvekilliğine, meclis komisyon başkanlığına kadar yükseldi.

Son olarak Emine Zeybek AKP’nin büyük kongresinde MKYK’ya girdi.

Aslında mesele kadına değer vermek değil, mesele emeğe değer vermek…

CHP’de 2015 yılında ilk defa Kocaeli’de bir kadın ismin vekil olarak görevlendirildiğini bir kenara düşüp, Emine Zeybek’le birlikte kentte emek veren bir CHP’li ile küçük bir kıyaslama yapalım, AKP ile CHP arasındaki anlayış farkını da görelim.

Emine Zeybek, Kocaeli Barosu’nda Cengiz Sarıbay’ın başkanlık yaptığı dönemde Fahri Örengül’le birlikte yönetim kurulunda görev aldı.

Daha sonra İzmit Belediyesi’nde birlikte 2 dönem meclis üyeliği yaptılar.

Emek verdiler.

Fahri Örengül’ün partisine il başkanı, kente baro başkanı olarak ayrıca hizmetleri de oldu.

Fahri Örengül 2014’te meclis üyeliğinden ayrıldı, Emine Zeybek ise meclis üyeliğine devam etti.

Peki ne oldu?

Emine Zeybek bugün milletvekili, meclis komisyon sözcüsü ve MKYK üyesi. Fahri Örengül ise sade partili.

Zeybek ve Örengül gibi örneklendirmeleri onlarla, yüzlerle ifade edebiliriz.

Pek çok isim sayabiliriz.

AKP ile CHP arasındaki temel anlayış farkı da bu.

AKP emeğe değer veriyor.

CHP’de ise pek çok iş Ankara’da çözülüyor.

Neredeyse kimse emek terazisine çıkmıyor.

Evet, AKP’de Erdoğan ne isterse o oluyor ancak görünen bir gerçek var, damat gibi bir iki münferit örnek hariç Erdoğan parti ve kent emeğine saygı gösteriyor.

Konu başlığını tekrar etmekten çekinmiyorum.

Emeğe değer verdiği, kadının ismini bu kentte siyasette var ettiği için helal olsun Erdoğan’a, helal olsun AKP’ye.

MİNİBÜSÇÜLERİN GAZINI ALDINIZ MI?

Güzel bir tatili geride bıraktım.

Yediğimin, içtiğimin hesabı yok.

Yol üzeri lezzetleri ilerleyen günlerde azar azar anlatırım.

Her sene olduğu gibi bu sene de anladım ki tatil yapmak bana göre değil.

Her yıl belirli bir dönemde “çalışmama” fikri insanı hayvanlaştırıyor.

Bir at gibi, bir tazı gibi önünüzdeki havuca, tavşana yani yıllık izne odaklanıp bir sene boyunca hiç durmadan çalışmanız gerçekten modern kölelik.

Şükür, benim için öyle bir durum yok.

Bir başka açından, bir başka vahim durumla karşı karşıyayım.

Anlatayım.

Ben “mesai” kavramı olmadan yaşıyorum.

Saat 17.00 oldu hadi eve gideyim gibi bir durum söz konusu değil.

Kimine göre yazık bir şekilde, sürekli olarak “gazeteci” olarak yaşıyorum.

Attığım her adımda, yürüdüğüm her sokakta, her bir saniyelik bakış ve algılama anımda mesleğimi icra ediyorum.

Haliyle bu durumda ne haftalık iznim, ne yıllık iznim tam anlamıyla bir izin, tam anlamıyla bir ödüllendirme olmuyor.

Olmaması da iyi.

Ben yarı zamandan hiç hazzetmedim.

Bir ya tam anlamıyla, mükemmel bir şekilde olmalı, ya da hiç olmamalı.

Rahmetli ananem “”Ya hep ya hiç olmaz oğlum” derdi.

Astsubay eşiydi, aza tamah etmeyi, şükretmeyi bilirdi.

Ben bilmem.

Bu sebeple gazetecilikte de şükredemiyorum.

“Bu kadarı yeter” diyemiyorum.

Sabah koşuya çıktığında, kahvaltımı yaparken, akşam yemeğinde, rakı sofrasında, dost sohbetinde zihnimin bir bölümü sürekli gazetelik yapıyor.

Konuşulan her cümleyi, anlatılan her olayı, geçilen her sokağı, varılan her durağı haber gözüyle inceliyorum.

*

Sözün özü “Aman tanrım, tatil bitti” gibi bir havaya hiç girmedim.

Tatilin ilk günü ne ise son günü de o oldu.

Tatilin ilk günü ne ise mesainin ilk günü de o oldu.

Şükür, patron da bendeki “tam zamanlı meslek” felsefesinin farkında.

İşyerinde sıkıldığım anda dışarı çıkıp gezebiliyor, arkadaşlarımla oturup bir şeyler yiyip içebiliyorum.

Ben işime değer veriyorum, önemsiyorum.

İşyerim de bana hak ettiğim özgürlüğü tanıyor.

Bu konuda elbette zaman zaman ufak tartışmalar yaşadım.

Mesleğe başladığım ilk günden bu yana çalıştığım bütün kurumlarda aynı rahatlıktaydım.

Ben sürekli üretebildiğim ve hayatımın bir bölümünü değil tamamını gazeteci olarak yaşayabildiğim için özgürüm.

Ben özgür olduğum için sürekli üretebiliyor ve hayatımın bir bölümünü değil tamamını gazeteci olarak yaşayabiliyorum.

Bir anlamda sürekli tatil yapıyor, bir anlamda sürekli çalışıyorum.

Karmaşık bir durum.

*

Sözün özünü anlattığıma göre sözün başlangıcına döneyim; “Konuşulan her cümleyi, anlatılan her olayı, geçilen her sokağı, varılan her durağı haber gözüyle inceliyorum” dedim.

Tatil dönüşünü mesainin ilk gününde Kocaeli Büyükşehir Belediye Meclisi Ağustos Ayı toplantısı vardı.

Toplantıda Minibüsçüler Odası Başkanı Mustafa Kurt’un basın kuruluşlarına “ücretsiz ulaşım isyanı” olarak yansıyan çıkışı çok dikkatimi çekti.

Bana sorarsınız söz konusu çıkış bir danışıklı dövüştü.

Sanki toplantı öncesi başkan uyarılmış, ücretsiz ulaşımla ilgili bir çıkış yapılacağı belirtilmiş gibiydi.

Mustafa Kurt isyan etmedi, hepi topu 2-3 cümle kurdu.

Başkanı bulunduğu odanın üyelerinin gazını almak istedi.

Yarın öbür gün üyeler “Sen bizim için ne yaptın” derse, “Büyükşehir’de isyan ettim” diyebilecek artık.

Başkan Mustafa Kurt’un, tiyatro tekstinden okuyormuş gibi sergilediği performansı İbrahim Karaosmanoğlu hiç şaşırmadan izledi.

Kurt’u bir iki kelime ile susturdu.

“Yeri burası değil” dedi.

Mustafa Kurt’un meclis toplantısını bölen çıkışında tek bir belediye görevlisi Kurt’a doğru yönelmedi, susturmaya çalışmadı.

Aklıma İzmit ve Büyükşehir belediye meclislerinde tepkisini dile getiren Alkollü Eğlence Mekanı İşletmecileri ve pek çok vatandaş geldi.

Daha ağızlarını açamadan zabıta üzerlerine çullanıyordu.

Mustafa Kurt ve İbrahim Karaosmanoğlu tarafından sergilenen oyunda bu yaşanmadı.

Kurt söyleyeceklerini söyledi ve yerine oturdu.

Kimse yanına gitmedi, meclisten çıkarmayı düşünen bile olmadı.

Meclis toplantısına katılan üyeler, belediye görevlileri ve diğer gazeteciler ne düşündü bilemem.

Ama ben, hayatının her anını sorgulayarak, inceleyerek geçiren ben Mustafa Kurt’un performansının zerresine inanmadım!

SEVDİĞİM DİZELER

“Atlara kalırsa çoktan kaybettik savaşı,

Mızraklar kırıldı, kalkanlar delindi, ganimetler paylaşıldı.”

Küçük İskender

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mert GÜL 2018-08-19 11:27:11

Bir kadın ancak ; AKP’li Kadınlar kadar kötü olabilir... Kendi saltanatları için, binlerce masum kadının linç edilip bezaretlerde, hapishanelerde işkece görmesine, yıllarca sebebsiz hapis yatmasına, ailelerin parçalanmasına, binlerce çocuk ve bebeğin hapishane kölelerinde büyümesine,binlerce kadının mesleğinden ve işinden edelmesine ve daha onlarca zülme razı AKP’li kadınlar; NASUMLARIN KANI ve GÖZYAŞI ÜZERİNE SALTANAT KURAN AKP’li KADINLAR , DÜNYANIN EN KÖTÜ KADINLARIDIRLAR... Bunları yakın tarih yazacak, millet olarak tiksineceğiz...

banner354

banner630

banner328

banner599

banner733

banner482