banner422

Ülkücü Yazar Meral Akşener'in Ağabeyi olan Ülkücülerin Nihat Abisini ve aileyi anlattı...
Değişimin ana katelörüzeri olarak ortaya çıkan ve gönüllerde yer bulan Meral Akşener'in kolay lokma olmadığını ve alt yapısının atılacak çamurların üzerine yapışmayacağını bilenler Topuklu efenin alt yapısını bilenler ve kurultaydan kaçanlardır.

Tahir Ömer Bey ve Sıddıka Hanım’ın oğulları, MHP İl eski Başkanı ve eski İzmit Ticaret Odası Başkanı Nihat Gürer… Aramızdan zamansız bir şekilde ayrılan ve dün İzmit Fevziye Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Gündoğdu’da aile kabristanlığına defnedilen Nihat Gürer’in cenazesinde adeta izdiham gibi bir kalabalık vardı. MHP Genel Başkan adaylarından Kocaeli ve İstanbul eski Milletvekili, TBMM eski Başkan Vekili Meral Akşener’in de ağabeyi olan Gürer’in cenazesine değişim hareketine karşı olan isimler de katılmıştı.

Yani cenazeye yoğun katılım olması sadece Akşener’in ağabeyi olmasından kaynaklı değildi, Gürer kentte her kesim tarafından sevilen ve saygı gören bir isimdi. Pek çok kişinin, özellikle de Ülkücülerin Nihat ağabeyiydi. İşte dün sonsuzluğa uğurlanan Nihat Gürer ile ilgili belki de pek az kişinin bildiği anılardan oluşan bir yazı kaleme alındı. Yazıyı kaleme alan Yeniçağ gazetesinin Ülkücü Yazarı Yavuz Selim Demirağ idi. “Bizim yitik kuşak için ’12 Eylül 1980’ milattır” diyerek söze giren Demirağ, yazı içeriğinde ise şöyle bir cümle kuruyor: “Siyah-beyaz filmleri hatırlatan o ateşten günlerde, bir değil, iki değil, üç-beş değil; bazı günler 8-10 ayrı vakanın yaşandığı firar maceralarının menzilindeki Nihat Gürer, bir gün olsun ‘Üf’ dememiştir.”

İşte Meral Akşener'mayası budur Böyle bir Baba ocağından ve ülkücülüğü yaşam bilmiş ağabeyden feyzlerle büyümüş gerçek bir ASENADIR.Aileyi yakından Tanıyan Yavuz Selim Demirdağ Son zamanlarda Efsaneleşen Meral Akşeneri ve Gelişimini Ülkücülere hatırlatmalarla çok ta güzel özetlemiş,

İşte Yavuz Selim Demirağ’ın o yazısı:

Ülkücülerin Nihat Abisi...

Bizim yitik kuşak için “12 Eylül 1980” milat gibidir. Aradan 36 yıl geçmiş olsa da gerek sohbetlerimizde, gerekse yazılarımızda istem dışı "12 Eylül öncesi" ya da "12 Eylül'den sonra" deriz. Öncesi ve sonrasında yaşanan acıları yüreğinde halen hisseden, o günlerin kimsesizliği ve çaresizlik anlarını; duyanlar, okuyanlar değil yaşayanlar bilir. Ankara ile İstanbul arasında iki sığınma alanı vardı bizim kuşağın. Biri Kocaeli, diğeri Adapazarı (Sakarya). İstanbul'da başı derde giren, poliste kaydı olup kaçağa düşen İzmir'e, Ankara'dakiler de Adapazarı'na sığınırdı. Adapazarı'na sığınıp orada yıllarca sabır ile saklanıp finalinde olağanüstü eylemler yapanların öykülerini umarım Hamdi Kılıçaslan'ın anlatımları ile sevgili Yalçın Demir yazar. Hele Sapanca Hendek köylerindeki derin muhabbetler ile kırık aşk hikayeleri bellidir. Günün birinde sinema filmi olur.
 
İzmit'e gelince... Haydarpaşa-İzmit arasındaki trenlerin dili olsa da konuşsa... Gebze ile İzmit arasındaki kamyon ve otobüslerdeki kimlik kontrolleri… Kaçış istikametlerinde yaşanan soluk kesici maceralar... Köşe başlarında simitçi ve kahvehanelerde garson kılığındaki istihbaratçıları atlatıp, manav dükkanına sığınıp, "Nihat Başkan'a ulaşmak" için yaşananlardan kaç roman çıkar ama; bizim yitik olduğu kadar yazma konusunda tembel kuşağımız için, edebi anıların ortaya konması gereken eserleri, koyu sohbetlerin hüzünlü anıları olmaktan öteye varamamıştır. Siyah-beyaz filmleri hatırlatan o ateşten günlerde, bir değil, iki değil, üç-beş değil; bazı günler 8-10 ayrı vakanın yaşandığı firar maceralarının menzilindeki Nihat Gürer, birgün olsun "Üf!.." dememiştir. Bazılarının cebine harçlık koyup, bazılarına günlerce, aylarca barınacağı mekânı bulup yerleştirirken aileleri ile haberleşmeleri, bağlı bulundukları teşkilatı bilgilendirmek, hukuki durumlarına çare aramak gibi aynı anda farklı işleri bir koltuğa sığdırıp, öte yandan o göreve gelenin peşinen giydiği kefen ile görevini başarıyla yerine getirmek gibi bir mucizeyi başarıyla gerçekleştirirdi. Allah uzun ve sağlıklı ömürler versin, İstanbul-İzmit arası yaşananların canlı tanıkları Orhan Çakıroğlu ve Yılma Durak'tır. İsimlerini tek tek zikredemediklerim beni bağışlasın. O yıllarda tanık olduklarımın kaynaklarıdır. Sadece İstanbul'da değil o yıllar hızla sanayileşen İzmit'e Anadolu'nun çeşitli  bölgelerinden sığınanlara fabrikalarda iş bulmak, sürgüne gönderilen öğrencileri okula yerleştirip diploma almalarını sağlamak, avukat bulmak, hiç bir sosyal güvencesi olmayan garibanları doktora götürüp ilaç bulmak da Nihat Abi'nin sayısız  görevleri arasındaydı. Birbirimizi yıllarca görmediğimiz halde özel bir gönül köprüsü kurulmuştu aramızda. 80'den sonra da bir kuru selam ile yolladığımız bir Allah'ın kulunu geri çevirmedi. Darbede düdük çalınıp siyasi tutuklamaları başladığında bir kenara çekilip işine gücüne sarılmak yerine maphustakilerin geride kalanlarına kucak açtı. Zonguldak'ın, Karabük'ün çevre il ve ilçelerinin bağlı olduğu Sıkıyönetim mahkemesi ile tutuklananların tıkıldığı Seymen Askeri Cezaevinin müdavimlerinin de o yıllarda çalabileceği yegane kapı Gürerlerin eviydi. Evlisi, nişanlısı, yavuklusu... Duruşmaları, görüş günleri, mektupları Nihat Abi'den geçerdi. Her birinin trajik öykülerine dökülecek gözyaşlarını içine akıttı hep.Tebessüm ile çaresizliğe, yılgınlığa umut vermek gibi ağır bir misyon üstlenmişti. Keder yüklü hüzünlü gecelerde gözlerine uyku girmez, sabahlara kadar bir yaraya merhem olmanın formüllerini arardı. Bütün bu yorgunluğa rağmen ülkücülerin "Nihat Başkanı", "Nihat Abisi" olmaktan bıkmadı. Yakalandığı amansız hastalık takatten düşürdüğünde nöbeti Bacısına devretti... Ülkücülerin "Nihat Başkanı"nın yerine "Ülkücülerin Meral Ablası" yüklendi görevi.. Başımız sağolsun Meral Abla...Başınız sağolsun Ülkücüler...

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ayhan 9 ay önce

Alllah sabır versin geleceğin Başbakanı meral ablamı rabbim başımızdan eksik etmesin bu ÜLKENİN ona ihtiyacı var hemde çoook ihtiyacı var inşAllah başbakanımız olacak bizleri kurtaracak bu baskıdan terörden yolsuzluktan cami dilli yalancılardan

banner354

banner328

Advertisement

banner276