banner422
banner465
banner454

“Türkiye, İslam’dan vazgeçmeden modernleşmek istiyor”

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. İsmail Kara,  9. Kocaeli Kitap Fuarına konuk oldu.  “Cumhuriyet Türkiye’sinde bir mesele olarak İslam” konulu söyleşi gerçekleştiren Prof. Dr. Kara, geniş bir perspektifteki anlatımıyla Türkiye’deki din meselesini 1919’dan itibaren günümüze kadar ele aldı. Prof. Dr. Kara, “İslam dünyasındaki modernleşme teşebbüsleri aslında modernleşme ile din arasında bir yakınlaşma arıyor. Yani İslam’dan vazgeçmeden modernleşmek istiyor” dedi.

İSLAMDAN VAZGEÇMEDEN MODERNLEŞME İSTEĞİ
Prof. Dr. Kara’nın Yahya Kaptan Salonu’nda gerçekleştirdiği söyleşiyi okurlar ilgiyle izledi. Konuşmasının başında batı ve İslam dünyası arasındaki dini tecrübeleri ele alan Prof. Dr. Kara, modern düşüncenin batı tecrübesinde, dine mesafeli olduğunu söyledi. Bu durumun İslam tecrübesinde ise farklı olduğunun kaydeden Prof. Dr. İsmail Kara, “İslam dünyasındaki modernleşme teşebbüsleri aslında modernleşme ile din arasında bir yakınlaşma arıyor. Yani İslam’dan vazgeçmeden modernleşmek istiyor. Bunun tarihi de Cumhuriyet’ten çok önce 2-2,5 asıra kadar uzanır” dedi. Prof. Dr. Kara, İslam dininin bir problem alanı haline gelişinin esas sebebini de söz konusu modernleşme ve yakınlaşma ilişkisine bağladı. 

ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİ
İlgiyle izlenen söyleşide Prof. Dr. İsmail Kara, İslam meselesinin Cumhuriyet döneminde geçirdiği serüveni verdiği örnekler ve tarihi bilgiler ışığında ele aldı. Prof. Dr. Kara bu dönemi iki alana ayırarak özetledi. Birinci alanı 1919-3 Mart 1924 dönemi olduğunu kaydeden Prof. Kara, “Buna erken Cumhuriyet dönemi deniyor. 1919-1924 arası aslında din-siyaset ilişkileri İslam açısından Osmanlı modernleşmesinin beklenebilir bir devamıdır. Meclisin dualar ve Cuma namazının ardından açılması ya da meclisteki ayet-i kerime buna örnektir” dedi. 

İLK KIRILMA 3 MART 1924’TE BAŞLIYOR
Cumhuriyet döneminde İslam meselesindeki kırılmanın 3 Mart 1924 ile başladığının anlatan Prof. Dr. Kara şöyle konuştu; “Bu dönemde Halifelik kalkıyor, medreselerin kapatılmasının önü açılıyor. Din eğitimi büyük ölçüde ortadan kaldırılıyor. Şerriye ve evkaf vekaleti bakanlıktan genel müdürlük düzeyine indiriliyor. Dini vakıflar dini kimliğinden soyutlanıyor, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlanıyor. Dini alanda ilgili olan bütün unsurlar neredeyse ya ortadan kaldırılıyor, ya aşağıya indiriliyor ya da biçimsizleştiriliyor. Bu yıllarda İslam meselesinin problemlerinin arttığını, derinleştiğini ve bugünkü problemlerimize kaynaklık ettiğini görüyoruz.”

İKİNCİ DÖNEM VE 1940’LI YILLAR
1940’larda ise İkinci Dünya Savaşı sonraki dönemi izleyenleriyle paylaşan Prof. Dr. İslam Kara, bu dönemin de yine kuvvetli değişikliklere işaret ettiğine dikkat çekti. Tek partili yıllarındaki İslam meselesinin farklılaşan bir çizgiye evrildiğini ifade eden Prof. Dr. Kara, “1924’ten sonra ilk cami yapma yaşatma derneği, 1944 yılında kuruluyor. Bu da Kocatepe Camiidir. Bu caminin kaderi çok uzun sürecek ve cami 1986’da açılacaktır. 1947’de ilk kez hacca izin verilecektir. Tüccar olarak gidenler olmuştur, ama resmen hacca gitmek kanunen değil ama fiilen yasaktır. Bu 1980’li yıllara kadar sürdü. 1947-49’da din eğitimi yeniden konuşulmaya başlandı. İmam Hatip kursları ve İlahiyat Fakülteleri açıldı” dedi.

1950’Lİ YILLARDA DEVREYE HALK GİRİYOR
İslam meselesini dönemler halinde ele alan Prof. Dr. Kara, 1950’li yıllarda ise artık devreye halkın girdiğini anlattı. “Türkiye’de din meselesini iyileştiren ana unsurlar arasında dindar Türk halkı önemli bir yer tutar” şeklinde konuşan Prof. Dr. Kara, “1980’li yıllara kadar Türkiye’deki camileri bu fakir halk yaptı. Çünkü camilerin inşaatı yıllarca sürerdi. Türkiye’deki mütedeyyin halk, dini meselelerin aslında siyasi bir tartışma konusu olmasını istemez. Kapının dibinde bekler ama o kapıyı asla zorlamaz” dedi.

4. DÖNEM 1960 İHTİLALİYLE BAŞLIYOR
Prof. Dr. Kara, 1960’lı yıllarla birlikte döneme askeri darbelerin ışığından baktı. Askeri darbelerin Türkiye’deki din meselesinde önemli yer tuttuğuna vurgu yapan Prof. Dr. Kara, “Çift taraflı olarak darbeyi yapanlar ya da arkasındakiler din meselesi ile uğraşmışlardır. 60, 80 darbeleri bu bakımdan önemlidir. 15 Temmuz ise bambaşka bir hadisedir. Darbeler dinle uğraşırken siyasi merkez problemli alanları kontrol etmek ister, aynı zamanda önüne açmak istediği bir dini alan da vardır. Türkiye’deki dini hayatın siyasi sistem için tehlike arz etmemesi için uğraşır. 1960’dan sonraki 4. dönem ihtilallerle kesilen ve iyi kavranması gereken bir çizgidir” diye konuştu. 

1924’TEN BU YANA DEĞİŞMEYEN KALIN ÇİZGİLER
Söyleşinin ikinci bölümünde ise Prof. Dr. Kara, 1924’ten günümüze kadar olan dönemde değişmeyen kalın çizgilere vurgu yaptı. “Dinle ilgili bütün meseleler hem mevzuat, hem de uygulama olarak muğlak ve müphem bırakılmıştır” diyerek birinci kalın çizgiye dikkat çeken Prof. Dr. Kara, “Mesela Diyanet İşleri Başkanlığı dini mi, laik mi bir kurumdur? Bu sorunun cevabı yoktur. Dışarda vatandaşa sorduğumda insanlar bize dini kurum der. Esasta böyle değil. Dini kurum tarafı var tabi. Ana sorunun cevabı yok. İmam Hatipler, İlahiyat Fakülteleri dini mi, laik kurumlar mı? Bunun da cevabı yok. Ayasofya 1934’te müze yapılıyor. Ayasofya Camii diye bir kurum yok. Medreseleri hukuken bakanlık kapatmıyor. Mevzuatın,  muğlak ve müphem olarak kullanılması yerine göre kullanılmıştır” diye konuştu. Söyleşide, Cumhuriyet tarihi boyuncu ikinci kalın çizgisinin batıdaki gibi bir laiklik anlayışına sahip olmadığı kaydedildi.  Prof. Dr. Kara, benimsenen şeyin, dinin devletin içinde fakat kontrol altında tutulması istikametindeki bir tercih olduğunu anlattı.  

ÜÇÜNCÜ DEĞİŞMEYEN DAMAR
Prof. Dr. Kara, Cumhuriyet dönemindeki İslam meselesinin üçüncü ve son değişmeyen damarının ise dış irtibatlara yönelik dini düşüncelere karşı takınılan hassas tavır olduğunu söyledi. “Türkiye kendi içinde din meselesinin öneminin farkındadır ve buraya dış müdahalelere açık alanların olması konusunda Osmanlıdan devraldıkları bir hassasiyeti göstermişlerdir” diyen Prof. Dr. Kara, “1924’ten sonra siyasi merkez dini alanı dar bir alana alıyor. Aynı zamanda misyoner hareketlerine karşı titiz bir takip gösteriyor. Bu hareketlerin yer bulmasını kesinlikle benimsemiyor ve mücadele ediyor. Misyoner okulların hâkimiyeti Osmanlı’dan daha da fazla kontrol altına alınmıştır” dedi. Prof. Dr. Kara söyleşinin sonunda izleyenlerden gelen sorulara yanıt verdi. Prof. Dr. Kara daha sonra Kitap Fuarı’ndaki standında okurları için kitaplarını imzaladı.
 

banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner354

banner328

banner482