banner232
banner203
banner230
banner231
banner15

TSK DÜŞMANI  AB
banner234

 

AB ve ABD ülkeyi Yugoslavya gibi parçalama stratejinde önünde

en büyük engel olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ni görüyor, o nedenle

Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmak Türk milletinin gözünde küçük düşürmek için

elinden gelen tüm gayreti gösteriyordu.

Harp Akademileri Komutanlığı 7-8 Ocak 2002’de

“Türkiye’nin Etrafında Barış Kuşağı nasıl Oluşturulur” konulu

bir konferans düzenliyordu. Konferans da önce Erol Manisalı söz alıyor,

ardından dönemin Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Tuncer Kılınç

konuşmasını yapıyordu. Kılınç’ın konuşmasına geçmeden önce

Manisalı’nın sözlerine bir kulak verelim:

***

“AB, kısa ya da uzun vade de Türkiye’yi tam üye olarak içine almayacaktır;

AB Türkiye’den almak istediği her şeyi 1995 Gümrük Birliği belgesi ile hem de sıfır maliyetle elde etmiştir. AB, Türkiye’yi içine alacak olsa Kıbrıs, Ege, Güneydoğu, sözde Ermeni soykırımı, Avrupa Ordusu (AGSP) konuşlarında Türkiye’yi bu denli sıkıştırmazdı.

AB, Türkiye’yi kendisine tek yanlı bağımlı hale getirme çabasındadır.

AB’ndeki Uluslararası şirketlerin Türkiye pazarındaki egemenlikleri hızla artmaktadır.

Birçok imalat sanayi alanında Türk firmalar AB firmalarınca satın alınmaktadırlar.

Türkiye, kısa bir zaman içinde AB’ne tek taraflı bağımlı bir ülke haline getirilecek ve

ulusal güçlerin bile değiştiremeyeceği kemikleşen bir bağlanmaya sürüklenecektir.

***

AB, Türkiye’nin Ege’de, Yunanistan ve AB’nin haklarını çiğnediğini ileri sürerek

Ege’yi AB’nin Kıbrıs Politikasındaki sertlik, tek yanlılık ve Rum kesimini

AB içine almadaki aceleciliği, Türkiye’yi AB’ne politikasının bir sonucudur.

AB, PKK’yı kendi güdümünde siyasallaştırarak Anadolu’dan Kuzey Irak’taki

Amerikan-İngiliz girişimini dengelemek istemektedir.

AB, Türkiye’yi dışlamayacak ancak AB içine de almayacaktır.

AB’nin Türkiye’ye yönelik politikası birçok konuda çatışma içindedir ve

eğer Türkiye, AB ile tek yanlı bağımlılığı sürdürürse Kıbrıs, Ege, PKK, Ermeni ve

AGSP konularında orta ve uzun vadede stratejik ödünler vermek zorunda kalacaktır.

AB ve ABD’nin Türkiye’nin ulusal çıkışları ile bağdaşmayan ortak bir zemin üzerinde

bulundukları görülmektedir. Türkiye kaçınılmaz olarak, AB’nin yakın bölge üzerindeki

olumsuz etkilerini telafi edecek dengeleri kurmak zorundadır…”

***

Erol Manisalı’nın ardından söz alan dönemin Milli Güvenlik Kurulu

Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, tarihi değerlere sahip olan

şu sözleri söylüyordu:

“Sayın Manisalı’nın sözlerine aynen katılıyorum.

Türkiye milli menfaatleriyle ilgili sorunlarda AB’den hiçbir destek görmüyor.

AB, Türkiye’yi ilgilendiren sorunlara menfi bakıyor. Rusya’da bir yalnızlık içinde.

Dolayısıyla Amerika’yı göz ardı etmeksizin mümkünse İran’ı da içine alan

yeni bir arayışa girmek gerektiğini düşünüyorum…”

Dönemin MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç’ın bu sözleri ülkemiz açısından

son derece önemli ve oldukça olumlu açıklamalardı.

Türk milletinin her zaman ve her zemin ve her ortamda görüşlerine

çok büyük önem verdiği TSK’nın, bir üst düzey komutanının ağzından çıkan sözler

kaçınılmaz olarak Türk milletinin düşüncelerini de etkileyecekti.

***

Kılınç’ın açıklaması kısa ve net olmasının yanında, ülkeyi kurtuluşa götürecek

yeni bir yönelişin habercisiydi. Kılınç, Türk halkının gözünü açmış ve önce tarihteki

onurlu yerini almış, ardından Ergenekon tertibiyle Silivri cezaevindeki koğuşunun da

yolunu yapmıştı. Tıpkı kendinden önce konuşma yapan Erol Manisalı,

bu konuşmayı yaptığı dönemde yardımcısı olan ve daha sonra

Genelkurmay Başkanlığına kadar yükselen İlker Başbuğ gibi…

O günlerde paşanın bu konuşmalarına karşı çıkan, tepki gösteren; Mehmet Altan,

Taha Akyol, Murat Belge, Murat Yetkin, İsmet Berkan, M. Ali Birand, Cengiz Çandar,

Ali Bayramoğlu, Abdurrahman Dilipak bugün de Ergenekon tertibiyle paşalar dahil

Atatürkçü vatanseverlerin içeri atılması karşısında adeta zil takıp oynuyorlardı.

***

Metin Aydoğan, “Avrupa Birliği’nin Neresindeyiz” adlı kitabında,

Ülkerlerin ortaklarından olan Efes Pilsen biralarının Türkiye temsilcisi

Tuncay Özilhan’ın, Kılınç aleyhindeki girişim ve konuşmalarına şöyle yer veriyordu:

“Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) açıklamadan beş gün sonra;

kendileri ve örgütleri için 2002 yılının değişmez gündem maddesinin,

Avrupa Birliği lobisi faaliyetleri olduğunu açıkladı.

Meydan okurcasına yapılan açıklamadan sonra Tuncay Özilhan başkanlığında

ve içlerinde; Muharrem Kayhan, Aldo Koslowski, Cem Duna, Perkin Baran,

Arnold Hornfeld, Haluk Tükel, Till Becker, Yavuz Canevi ve Soli Özer

gibi isimlerin bulunduğu TÜSİAD heyeti Almanya’ya gitti.

Heyet, 12 Mart 2002’de gün boyunca BDI Başkanı Dr. Michael Rogowski,

Meclis Başkan Yardımcısı Rudolf Seiters, SPD Genel Sekreteri Franz Müntefgering

ile görüştüler ve ‘lobi faaliyetlerinde’ bulundular…”

TÜSİAD heyeti, Almanya’daki “Lobi faaliyetlerinden’ güç almış olacaklar ki,

dernek başkanı Tuncay Özilhan ertesi gün yaptığı açıklamada

Orgeneral Tuncer Kılınç’ı adeta tehdit ediyor ve şunları söylüyordu:

***

“Almanya’yı ziyaretimizden çok memnun kaldık. Anadilde eğitim ve yayından,

idam cezasının kaldırılmasına kadar son adımları da

Türkiye’nin artık atması gerekiyor. Türkiye üzerine düşeni yapmalıdır ondan sonra

AB ağırdan alamaz. Bence artık nehir denize kavuşuyor.

Nehri tersine döndürüp denize dökülmesini engelleyemezsiniz.

Türkiye’nin AB’ne doğru gidişinin önünde kimse duramaz…”

Kendilerine “işadamı” diyen ve varlıklarının ve zenginliklerini

Kurtuluş savaşı veren bir ordunun gazi ve şehitlerine borçlu olan bir takım insanlar,

TSK ile adeta bir çekişme ve çatışmayı başlatıyordu.

“Türkiye’nin AB’ne doğru gidişinin önünde kimse duramaz diyen”

şeklinde hayalperestçe konuşan Özilhan’ın bu söylediklerinin yalan olduğu

çok geçmeden ortaya çıkıyordu.

***

Türkiye’nin idamı kaldırması, ana dilde TV dahil her ortam yaratılmasına rağmen,

AB yolunda bir arpa boyu bile yol alınamıyordu.

Tuncay Özilhan’ın ardından AB Komisyonu Türkiye temsilcisi ve

Tunceli’ye gittiğinde Atatürk posterleri ve Türk bayrakları görünce korkudan

küçük dilini yutan ve ziyaretin ardından “Ben Tunceli’de sarı-yeşil-kırmızı bayraklar

göreceğimi düşünmüştüm” şeklinde akla ziyan açıklamalarda bulunan

Karen Fogg söz alarak şunları söylüyordu:

“Türkiye’de bazı unsurlar AB’ni anlama ve katılım stratejisi çerçevesinde

ilerleme kaydetme rolünde hala kuşkulu iseler, bu elbette ki, üzüntü vericidir.

Bu unsurlar, dedikodu ve karalamaya başvuruyor ve AB’ni kötülemeye çalışıyorlarsa

bu daha da üzücüdür…”

***

Karen Fogg, 24 Temmuz 2001’de “Tayyip Erdoğan, Türkiye solunun

boşluğunu dolduracak” türünden herzeler de yumurtlamıştı.

09.03.2002 tarihli Cumhuriyet Gazetesi; “Ordu ağırlığını korumak istiyor”

başlığı ile AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Başkanı Joos Lagendijk’in,

Paşa’nın açıklamalarından bir gün sonra Türk Ordusu’na saldıran

şu sözlerini yayınlıyordu:

“Bu tür çıkışlar, Türkiye’nin AB perspektifine gölge düşürüyor.

Kılınç’ın açıklaması, Türk ordusunun siyasetteki ağırlığının

hala sürdüğünü göstermektedir.

Ordu, siyasetteki ağırlığını yitirmemek için AB üyeliğine karşı çıkıyor…”

Türkiye, Karen Fogg, Joos lagendijk ve Tuncay Özilhan’ın AB’ye girme

sözlerine rağmen AB’ye giremediği gibi bu yolda bir arpa boyu yol alamadı.

Ama O gün AB karşıtı konuşma yapan Tuncer Kılınç, Erol Manisalı ve

Tuncer Kılınç’ın yardımcısı İlker Başbuğ ve AB karşıtı askerler

Silivri zindanlarına girdi.

 

banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner121

banner235

banner182

banner202

banner144

banner237