banner232
banner203
banner230
banner165
banner15

Sadaka değil, iş istedi!
banner234

Aysun ÖZCAN ERENKAYA'nın Röportajı

Bazen öyle insanlar tanırsınız ki hayatın size karşı ne kadar cömert davrandığına inanır, yaşadığınız hayata şükredersiniz. O kişinin başından geçen olayların, aynı şekilde sizin başınıza geleceğini düşünüp, halinize şükredersiniz. Anlattıkları karşısında şaşkına döner, uğradığı haksızlıklara ondan çok siz kafa kaldırırsınız. İşte tam da bu duygu karmaşasının içinde buldum kendimi. Bir dost ortamında tanıdım Çiğdem Yurt Hanımefendiyi. Üstünkörü konuştuğumuz, derine inmediğimiz bu sohbetimizi, daha sonra gazetemizde devam ettirdik. Karşımda çaresiz ama güçlü, güçlü ama hangi limana sığınacağını şaşırmış bir anne vardı. Eşini çok erken (39 yaşında) kaybetmenin verdiği üzüntüyü hala üzerinden atamamışken, çocuğu için hayatla mücadeleye başlamış bir anne.

 

Çiğdem Yurt’un hikâyesi aslında günümüz Türkiye’sine hiç yabancı değil. Belki bunun on katı daha kötü durumda olanlar var. Ama bir yerde bir vefasızlık varsa halledilebilir bir sorunu görmezlikten gelen duygusuz ve sorumsuz yöneticiler varsa bunların tek tek ortaya çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. Amacımız kimseye oturduğumuz yerden gözdağı vermek ya da ne bileyim, racon kesmek değil. Fakat birileri insan olduğunu da unutmasın, hatırlasın bir zahmet. Çok ayrıntıya girmeden, Çiğdem Yurt’un yaşadıklarını anlatacağım.

 

Çiğdem Hanım’ın eşi Hakan Yurt, 10 yıl boyunca Hayat Kimya fabrikasının sabun imalat bölümünde çalışmış. Aldığı maaş, o günkü rakamla yani iki yıl evvel 980 lira civarında. Çalışma şartlarının ağır olduğunu bilse de evladı ve eşi için mücadele etmiş. Koskoca buz gibi soğuk, hangar gibi bir yer, içeride makineler ve “Lütfen temas etmeyiniz, kanserojen içerir” uyarısının yazıldığı bir sürü hammadde. Ama o ve onun gibi işçiler bu maddeleri alıp, sabun üretiyor. Dahası o havayı teneffüs ediyor. Yani işçi sağlığı güvenliği konusunda oldukça sıkıntılı bir bölüm olarak anlatıyor Çiğdem Hanım. Neye dayanarak bunu söylüyor, durduk yere koca fabrikayı nasıl töhmet altına atar diye sorabilirsiniz. Eşi Hakan Yurt, canından olmuş ve Çiğdem Hanım, doktorunun söyledikleriyle bu kanıya varıyor? Hikayenin devamını Çiğdem Hanım’dan dinleyelim isterseniz.





GRİP DİYE GİTTİ, ACI GERÇEĞİ ÖĞRENDİ


- Çiğdem Hanım, sizi dinliyorum. Neresinden başlamak isterseniz oradan başlayın lütfen.

Eşim Hakan Yurt, 10 yıl Hayat Kimya’nın sabun bölümünde çalıştı. Aldığımız maaş 980 lira civarındaydı. Sonra biz hastaneye yattığımızda 1250 lira olmuş ama biz hiç o rakamı alamadık.


- Eşinizin rahatsızlığı neydi de hastaneye gittiniz?

Çok ağır grip geçiriyordu. Bilirsiniz, grip gibi hastalıklar, bazı rahatsızlıkların açığa çıkması için öncü olabiliyor. Biz de grip diye gittik, nelerle karşılaştık. Eşim griple beraber boynunun yan kısmında bir ağrıdan şikayet ediyordu. Değirmendere’de oturduğumuz için en yakınımızdaki Gölcük Devlet Hastanesine gittik. Bütün tahlilleri yapıldı, filmleri çekildi ama bir sonuç çıkmadı, daha doğrusu eşimin hastalığına teşhis konulamadı. Daha sonra doktor eşimin boynunda bir beze olduğunu söyledi. O bezeyi iltihap gibi düşünüp, şırıngayla çekmeye çalışınca olan oldu. Eşim daha da kötüleşti, nabız falan gitti.
 

- Eşinizi orada mı kaybettiniz yani?

Hayır, güçlükle müdahale edildi ve yaşama tutundu. Oradaki doktorlar, biz burada gerekeni yaptık, bundan sonra elimizden bir şey gelmez deyip, bizi Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesine gönderdi. Derince’deki doktorumuz çok iyi bir hekimdi. Bizimle o kadar iyi ilgilendi ki asla hakkını ödeyemem.
 

- Derince Hastanesi ne yaptı peki?

Dedim ya çok iyi bir hekime denk geldik. Eşimle o kadar ilgilendi ki, en sonunda hastalığına teşhis konuldu.


GENİZ KANSERİNE YAKALANDI

-
Neymiş hastalığı?

Tıp dilinde “Nazofarenkns” denilen bir hastalık. Yani Türkçesi geniz kanseri. Anlayacağınız eşim, meslek hastalığına yakalanmıştı. Doktorumuz teşhisi koyduktan sonra benimle görüşmek istedi. Dedi ki eşini buradan al, John Hopkins Hastanesi’ne götür. Eşinizin çalıştığı fabrika tedavisini üstlenecektir. Ama bunun için öncelikle yapman gereken şey, eşini meslek hastalıkları hastanesine götürmek olsun dedi. Oradan eşinin bu meslek nedeniyle kanserine yakalandığını rapor ettir ki zaten ortada dedi. O raporla birlikte dediğim hastaneye gidersen eşinin kurtulma şansı olabilir hem sonrası için de o rapora ihtiyacın olacak çünkü senin çocuğun var, zor günler seni bekliyor dedi.
 

- Yani doktor size fabrikanın eşinizi sahiplenmesi için daha doğrusu çalıştığı iş yerindeki koşullar nedeniyle hastalandığını belgeletin demek istedi, öyle mi?

Aynen bunu dedi ama ben o kadar perişan ve o kadar çaresizdim ki o an doktorun ne demek istediğini idrak edemedim, beynim durmuştu adeta. Tek hedefim John Hopkins Hastanesi’ne gitmekti. Öyle de yaptım. Doktorumuzun verdiği adrese ve kişiye ulaştım ama fabrikanın doktoru da benim peşimden geldi. Eşimi ayakta tedavi edebileceklerini söyledi ama bunun olması mümkün değildi. Fabrikanın doktoru ve fabrikanın ilgili müdürüne derdimi bir türlü anlatamadım. Eşim eve gelemezdi ki. Gün gün eriyordu.
 

“AVNİ BEY’E NEDEN GİTTİN?”

- Sonra ne oldu? Eşinizi o hastaneye kabul etmediler mi yani?

Onlar bunun olmaması için ne gerekiyorsa yaptı. Ben de ortak bir tanıdık vasıtasıyla ondan buna derken fabrikanın sahibi Avni Kiğılı’ya ulaştım ve eşimi hastaneye yatırdım. Hatta fabrikanın müdürü bana çok kızdı, neden Avni Bey’e kadar gidiyorsun diye çıkıştı. Allah razı olsun hatta Erol Kiğılı eşimi ziyarete bile geldi ama maalesef kurtaramadık.
 

- Tedavisi ne kadar sürdü peki?

Yaklaşık 7 ay sürdü. İlaçları vücut kabul etmiyordu. Neden biliyor musunuz? Çünkü vücudu kimyasala o kadar bağışıklık kazanmış ki verilen ilaçlar vücuda etki etmiyormuş. En nihayetinde eşimi kaybettik.


- Başınız sağ olsun Çiğdem Hanım. Bu hikayenin sonrasını anlatmasanız bile size bakınca görebiliyorum. Ama buyurun sizi dinliyorum.

Sonrasında sizin de dediğiniz gibi bizim için zor günlerin devamı oldu Aysun Hanım. Eşimin sağlığında bir evladımızla birlikte zaten üç kuruşa hayat mücadelesi veriyorduk ama en azından başımızda o vardı. Bizi derleyip toparlıyordu. O ölünce hepten yalnız kaldım. Benim eşim o fabrikadaki çalışma koşullarından dolayı bu hastalığa yakalandı ama kimse bize halin nedir diye sormadı. Kapımızı açan olmadı. Sağlığında fabrika her işçisine yaptığı gibi yardım paketleri verirdi. Eşim ölür ölmez bu yardım listesinden bile çıkarıldık. Çok mu ağır geldik koca fabrikaya? Hadi onu da bırakın, fabrika yönetiminden kimseler bize baş sağlığına bile gelmedi. Sanki 60-70 yaşında emekli olmuş, eceliyle evde ölmüş biriymiş gibi davrandılar. Daha 39 yaşındaydı ve solunumdan dolayı geniz kanserine yakalanmıştı oysa.


İLGİSİZ, DUYARSIZ, UKALACA

- En çokta bu vefasızlık yıkıyor insanı değil mi?

Hem de nasıl bir yıkım. Siz canınızı feda edin ama sizin emanetlerinize bir başsağlığı bile vermesinler. Onlar bizi arayıp sormayınca zorda kaldığım için ben aradım biliyor musunuz?
 

- Tepkileri nasıldı size karşı?

Nasıl olsun Aysun Hanım, ilgisiz, duyarsız ve ukalaca… ilk önce insan kaynaklarından Mecit Bey ile görüştüm. Halimi arz ettim. 9 yaşında bir kızım var, çok da başarılı. Her gün Değirmendere’den İzmit’e gidip geliyor, konservatuarda okuyor, yetişemiyorum dedim. Babasız kaldı, psikolojisi de bozuldu. Ona mı yanayım, parasızlıktan onu okutamayacağım korkusuyla mı yaşayayım bilemedim diye halimi anlattım. Mecit Bey’in bana dediği tek kelime, “Bakarız Çiğdem Hanım” oldu.
 

- İşte bu çok ağır geliyor…

Çok ağır Aysun Hanım. Eşim 10 yıl boyunca düzenli işine gidip gelmiş, hayatında hiç rapor alıp işi savsaklamamış, işine son derece sadıktı. Şartlar çok kötü ama çocuğumuz için mecburum derdi hep. Ama sonunda canından oldu. Fabrikanın bize verdiği cevap ise “bakarız”dı. Mecit Bey de emir kulu. O da ona söyleneni söylüyor bize. Fabrikanın daha yetkili müdürlerinden olan Süreyya Bey’e konu iletilmiş ve demiş ki; “Biz bakımını üstlendik, daha ne yapalım…”


HABERİ OLDUĞUNU SANMIYORUM

- Siz ne yaptınız peki?

Yani tutunacak dalım yok Aysun Hanım, sonuna kadar şansımı denedim. Çünkü çocuğum var ve okumak istiyor. Hiç olmazsa bir burs vermelerini istedim. Bana direk “Biz burs vermiyoruz” dediler. Ben biraz daha ısrar edince beni bir yardım derneğine yönlendirdiler. Oradan burs alabilirsiniz dediler. Gittim başvurdum, sağ olsunlar çocuğuma burs ayarladılar. Sanırım Kimse Yok mu Derneği’ydi ama onu bile tam hatırlamıyorum. Ayda 300 lira burs alıyordu kızım ama birkaç aydır onu da kestiler. Nedenini hiç bilmiyorum. Eşim öleli iki yıl oldu ama biz acısını bile yaşayamadık.
 

- Gerçekten zor bir mücadele sizi bekliyor Çiğdem Hanım.

Ben o mücadeleye alıştım artık Aysun Hanım. Benim derdim, biz yandık, bari başkaları yanmasın. Herkes bu fabrikanın veya buna benzer yerlerin işçisine nasıl muamele yaptığını görsün. Sapasağlam adam birden geniz kanseri oldu ve gitti işte. Kimin için? Bizi kime bırakıp gitti? İnsan hayatı bu kadar ucuz mu? Ben o gün meslek hastalıkları hastanesine gidip rapor alsaydım o zaman nasıl peşimden koşarlardı. Bir rapor almadım diye bu kadar sahipsiz bırakılır mı? Her şey kağıt üstünde mi olmalı? Bunun hiç vicdanlarda yeri yok mu?
 

- Keşke tekrar Avni Kiğılı’ya ulaşmayı deneseydiniz?

Onu yapamadım, nasıl yapayım? Ama eminim haberi olsa bizi böyle kızımla çaresiz bırakmazdı. 900 lira emekli maaşıyla ne yapacağımı hiç bilmiyorum. Avni Bey’in çok hayırsever biri olduğunu anlatırlardı hep. Zannetmiyorum onun bu yapılanlardan haberi olduğunu. Bir yardım paketi için bile alelacele listeden çıkarıldık ya bunun ötesi var mı? Defalarca arayıp konuştuğum halde kimse oralı olmadı. Sana iş veririz demişlerdi, ondan da ses çıkmadı. Yeter ki iş olsun ben kimseden sadaka istemiyorum. Alnımın teriyle kızım için çalışmaya hazırım ama o da yok. Benim hikayem hem birilerine örnek olsun hem de büyük sandığımız insanların aslında ne kadar küçük yüreklere sahip olduklarına herkes tanık olsun istedim. Beni dinlediğiniz için size çok teşekkür ederim Aysun Hanım.  

 

banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
NEVİN ÖSTÜRK 1 yıl önce

Hem okudum hem ağladım bu fabrikanın pardon bu kenti mahveden işletmenin sahipleri sorarsanız müslüman başları secdeden kalmazlardan allahında bir bildiği vardır kardeşim çok ama çok üzgünüm.

Avatar
ALİ ÖZBİRLİK.. 1 yıl önce

Böylesine bir duyarlılığı gösterenlere teşekkürler kardeşim gazete olarak öncülük edin eylem yapalım ülkeye duyuralım ürünlerini protesto edelim ne derseniz varız çok etkilendim allah kolaylık versin

banner121

banner235

banner182

banner202

banner144

banner237