banner422
24 Kasım 2017 Cuma 09:13
Öğretmenlerin yüzde 80’inin psikolojik sorunları var

Araştırmaya katılan öğretmenlerin yüzde 77’si öğretmenliğin "saygın" bir meslek olma özelliğini kaybettiğini belirtirken, yüzde 75’i daha çok para kazanacağı bir iş imkanı olduğunda öğretmenliği bırakmayı düşünüyor.

Araştırmaya göre, her 5 öğretmenden biri ek iş yapıyor. Öğretmenlerin yüzde 80’inden fazlası gelir yetersizliği nedeniyle psikolojik sorunlar yaşıyor, yüzde 79’u ise mesleğine motive olmakta zorlanıyor.

"Eğitim-İş, 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle öğretmenlerin ekonomik, mesleki ve sosyal durumlarını ortaya koyan bir araştırma yaptı.

Eğitim-İş’in, 26 ilde 906 öğretmenle yüz yüze görüşerek yaptığı “Öğretmenlerin Ekonomik, Mesleki ve Sosyal Durumlarına İlişkin Öğretmen Görüşleri” adlı araştırma sonuçlarına göre öğretmenler en çok geçim sıkıntısından, mesleklerine olan saygınlığın azalmasından şikayetçi. Araştırmaya katılan öğretmenlerin yüzde 77’si öğretmenliğin saygın bir meslek olma özelliğini kaybettiğini belirtirken, yüzde 75’i daha çok para kazanacağı bir iş imkanı olduğunda öğretmenliği bırakmayı düşünüyor.

Araştırmaya göre, öğretmenlerin yüzde 44’ünün ikiden fazla kredi kartı kullanıyor ancak yüzde 24’ü kredi kartının sadece asgari borcunu ödeyebiliyor. Öğretmenlerin yüzde 20’si esnafa, yüzde 23’ü ise şahıslara borcu olduğunu belirtirken, yüzde 36’sı ise annesinden ve babasından maddi destek alıyor. Her 5 öğretmenden biri ek iş yapıyor. Öğretmenlerin yüzde 80’inden fazlası gelir yetersizliği nedeniyle psikolojik sorunlar yaşıyor, yüzde 79’u mesleğine motive olmakta zorlanıyor.

Araştırma sonuçları öğretmenlerin yüzde 91’inin Milli Eğitim Bakanlığı’nın çalışmalarını nitelikli bulmadığını da ortaya koydu. Öğretmenlerin yüzde 85’i liselere giriş sınavı ile ilgili, yüzde 77’si üniversite giriş sınavı ile ilgili yapılan değişiklikleri olumsuz bulduğunu ve onaylamadığını belirtti.

Araştırmanın dikkat çeken sonuçları şöyle:

Araştırmaya katılan öğretmenlerin %44’ü erkek, %51’i ise kadın olduğunu belirtmiş, %5’i ise cinsiyet belirtmemiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %66’sı herhangi bir sendikaya üye olmadıkları, %28’inin herhangi bir sendikaya üye olduğu, %6’sının ise bu ifadeye görüş belirtmediği tespit edilmiştir. Araştırmaya katılanların %41’i ev kredisi ödediğini, %59’u ise ödemediğini ifade etmiştir. Araştırmaya katılanların %24’ü araba kredisi ödediğini ifade etmiştir. Araştırmaya katılanların %27’si kirada oturduğunu belirtmiştir. Araştırmaya katılanların %15’i çocuklarının eğitimi için kredi çektiğini belirtmiştir. Araştırmaya katılanların %44’ü ikiden fazla kredi kartı olduğunu belirtmiştir. Araştırmaya katılanların %21’i ek iş yaptığını belirtmiştir. Bu verilerle her 5 öğretmenden birinin ek iş yaptığı ortaya çıkmaktadır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %20’si esnafa borcu olduğunu belirtmiştir. Öğretmenlerin %44’ünün ikiden fazla kredi kartı olmasına rağmen %20’sinin esnafa borcu olması dikkat çekicidir. Araştırmaya katılanların %23’ü şahıslara borcu olduğunu belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %24’ü kredi kartının sadece asgari borcunu ödeyebildiğini belirtmiştir. Araştırmaya katılanların %3’ü maaşında icra olduğunu belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %9’u maaşına en az bir kez icra geldiğini belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %16’sı gelirlerindeki yetersizlik nedeniyle her ay borç para bulması gerektiğini belirtmiştir. Araştırmaya katılanların %36’sı annesinden, babasından, birinci derece yakınlarından ya da arkadaşlarından maddi yardım aldığını belirtmiştir.

Araştırmaya katılan öğretmenlerin %60’ı son bir yılda hiç tiyatroya gitmediğini belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %37’si son bir yılda hiç sinemaya gitmediğini belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %37’si çocuğunun özel okula gittiğini ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %69’u haftada bir kez bile ailesi ile yemeğe çıkamadığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %68’i otelde tatil yapamadığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %63’ü tatilini evinde ya da köyünde geçirdiğini belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin sadece %19’u her gün bir gazete aldığını belirtmiştir. %80’i ise gazete almadığını ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin sadece %45’i her ay bir kitap aldığını ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin yaklaşık %75’i mesleğinden elde ettiği gelirlerin yetersiz olduğunu ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin yaklaşık %68’i eğitim öğretime hazırlık ödeneğinin yetersiz olduğunu belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %74’ü maaşının düşük olması nedeniyle toplumdaki saygınlığının azaldığını ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %59’u borçları nedeniyle mesleki veriminin düştüğünü, %23’ü ise mesleki veriminin az da olsa düştüğünü belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %28’i gelir yetersizliği nedeniyle psikolojik sorunlar yaşadığını, %27’si orta düzeyde, %24’ü ise az seviyede psikolojik sorunlar yaşadığını belirtmiştir. Katılımcıların sadece %19’u psikolojik sorun yaşamadığını ifade etmiştir.

Öğretmenlerin %80’inden fazlası bu ifadeye az, orta, çok, tam cevapları vererek gelir yetersizliğinin psikolojisine olumsuz etki yaptığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %69’u gelir yetersizliği nedeniyle öğrencilerine örnek olabilecek şekilde giyinemediğini belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %70’i maaşının düşük olması nedeniyle gazete, dergi ve kitap almakta zorlandığını ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin sadece %28’i çocuklarının gıda ihtiyaçlarını tam olarak karşıladığını, %42’si orta seviyede, %18’i az karşıladığını, %10’u ise hiç karşılayamadığını belirtmiştir. Öğretmenlerin neredeyse %30’u çocuklarının gıda ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumdadır. Bu sonuçlar öğretmenlerin kendi çocuklarını bile düzenli ve dengeli besleyemediklerini ortaya koymaktadır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin sadece %22’si çocuklarının kılık kıyafet ihtiyaçlarını tamamen karşıladığını, %42’si orta seviyede, %21’i az, %13’ü ise hiç karşılayamadığını ifade etmiştir. Öğretmenlerin kendi çocuklarının kılık kıyafet ihtiyaçlarını bile tam olarak karşılayamaması ekonomik olarak ne kadar zor durumda olduklarını ortaya koymaktadır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin sadece %15’i tam olarak çocuklarının eğitim ihtiyaçlarını karşılayabildiğini, %40’ı orta, %28’i az seviyede karşılayabildiğini, %14’ü ise hiç karşılayamadığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin sadece %14’ü gelecekten ümitli olduğunu, %23’ü orta, %27’si az seviyede ümitli olduğunu, %35’i ise hiç ümidinin olmadığını ifade etmiştir.

Öğretmenlerin %62’si gelecekten ya ümitli olmadığını ya da az seviyede ümidinin olduğunu belirtmiştir. Grafikteki veriler öğretmenlerin umu düzeyinin çok düşük olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin nerdeyse %85’i liselere giriş sınavı ile ilgili yapılan değişikliği olumsuz bulduğunu ifade etmiştir. Son günlerde ülke kamuoyunu meşgul eden değişiklik öğretmenler arasında kesin olarak olumlu bulunmamıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %77’si üniversite giriş sınavı ile ilgili yapılan değişikliği olumsuz bulmuş ve onaylamadığını belirtmiştir. Ayrıca %13’ü kısmen olumsuz bulmuş, sadece %4’ü kesin olarak olumlu olduğu görüşünü dile getirmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %77’si öğretmenliğin saygın bir meslek olma özelliğini kaybettiğini belirtmiş, sadece %3’ü bu görüşe katılmadığını ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %77’si Devlet okullarında niteliğin düştüğünü belirtmiş, sadece %3’ü bu görüşe tam olarak karşı görüş ifade etmiştir. Grafikteki veriler Devlet okullarındaki niteliğin düştüğünü ve özel okullara olan ilginin artışını ortaya koymaktadır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %79’u mesleğine motive olmakta zorlandığını belirtmiştir. Sadece %10’u bu duruma karşı görüş bildirmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin nerdeyse %75’i daha çok para kazanacağı bir iş imkanı olduğunda mesleğini bırakabileceğini ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin sadece %15’i MEB’in öğretmenlere eşit davrandığını, %19’u orta, %20’si az seviyede eşit davrandığını, %45’i ise kesinlikle eşit davranmadığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %75’i görevden alınma korkusu yaşadığını ifade etmiştir.

Araştırmaya katılan öğretmenlerin sadece %33’ü öğretmenler odasında kendisini özgürce ifade edebildiğini, %66’sı ise bu hususta kendisini tam olarak özgür hissetmediğini ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %68’i devlet okullarında eğitimin niteliğinin düştüğüne kesin olarak katıldığını, %18’i orta, %8’i ise az düzeyde katıldığını belirtmiştir. Araştırmaya katılanların %94’ü Devlet okullarında niteliğin düştüğü hususu yönünde görüş bildirmişlerdir. Araştırmaya katılanların sadece %4’ü devlet okullarında niteliğin düşmediğini belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %82’si okul yöneticilerinin siyasi baskı yaptığı görüşünü tereddütsüz belirtmiş, %10’u orta, %4%ü az baskı yapıldığını ifade etmiştir. Araştırmaya katılanların sadece %3’ü hiç siyasi baskı yapılmadı yönünde görüş bildirmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %78’i öğretmenlerin mülakatla atanmasını doğru bulmadığını, sadece %15’i öğretmenlerin mülakatla atanmasını doğru bulduğunu ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin sadece %5’i serbest kıyafet uygulamasına tam olarak katıldığını, %27’si hiç katılmadığını belirtmiştir. Öğretmenlerin %95’i serbest kıyafet uygulaması ile ilgili tereddütler yaşadığını, uygulamaya kesin olarak destek vermediğini ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %86’sı eğitim yöneticilerinin liyakat esasına göre atanmadığını, sadece %7’si bu görüşün aksine liyakat esasına göre atandığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %62’si imkan bulduğunda başka bir meslek yapabileceğini ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %92’si öğretmenlere getirilen performans sistemini doğru bulmadığını, sadece %4’ü performans sisteminin doğru olduğunu ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %91’i MEB’in çalışmalarını nitelikli bulmadığını belirtmiştir.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Ülkemizde eğitim 2002 yılından bu yana defalarca sistem değişikliği ile karşı karşıya kalmıştır. 15 yıllık AKP iktidarında 6 kez Bakan değişmiş, sistem kaotik bir yapıya sürüklenmiştir.

80 milyonun yaşadığı bir ülkede eğitim sisteminde yapılacak değişiklikler, reformlar büyük bir toplumsal uzlaşıyla ve tamamen pedagojik gerekçelerle yapılması gerekirken eğitim bilimcilerin görüşleri önemsenmeden, bilimsel temellerden yoksun bir şekilde hayata geçirilmiştir. Sistemde yaklaşık 23 milyon (Okulöncesi---Doktora dahil) öğrenci, öğretmen aktif olarak sistemin paydaşı olarak yer almaktadır. Direkt (dolaysız) eğitim nüfusu hane hesabı ile değerlendirildiğinde eğitim sistemi ülke nüfusunun dolaylı ve dolaysız olarak tümünü ilgilendiren yaşamsal bir ögedir. Her hanede ya öğrenci ya öğretmen bulunmaktadır. Dolayısıyla yapılacak düzenlemelerin toplumun ve sistemin tüm paydaşlarının onayı ile olması sistemin, düzenlemenin başarısını da etkilemesi olasılığı yüksektir. Oysa 2002 yılında iş başına gelen ve 15 yıldır tek başına ülkeyi ve dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığını yöneten AKP iktidarı müfredat başta olmak üzere, sistemin bütünlüğü, teşkilat yapılanması ve eğitim mevzuatlarında sayısız düzenlemeleri “emrivaki” bir şekilde yapmış ve istenilen sonuç alınamamıştır.

Türkiye’de eğitimle ilgili temel düzenleyici anlayış Anayasa’nın 42.maddesinde yer almaktadır. Anayasanın 42.maddesi “eğitim-öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.” hükmü yer almıştır. Anayasa’da kesin hükümler varken, son 15 yılda Atatürk İlke ve inkılaplarına aykırı, laiklik karşıtı eğitim merkezleri açılmıştır. Bunun yanı sıra özellikle okul öncesi düzeyde dinsel eğitim veren kaçak binlerce kurum açılmıştır. Bu şekilde açılan okullara Devlet tarafından göz yumulmuş, kapatılmaları hususunda hiçbir çalışma yapılmamıştır. Aksine bu kurumlar görmezden gelinmiştir.

15 yıllık AKP iktidarında Din işlerinin yönetimi ve dini eğitim siyasal ve kişisel çıkar hesapları ile ele alınmıştır. Dini eğitimin siyasi ve kişisel çıkar hesapları ile planlanması eğitimi bilimsellikten ve çağdaşlıktan uzaklaştırmıştır.

Anayasada ve Milli Eğitim genel politikalarını belirleyen 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda belirtilen eğitim şekli “çağdaş, bilimsel ve laik eğitimdir.” 93 yıllık Öğretim Birliği yasası ile Milli Eğitim sistemimiz dogmatik bir yapıdan demokratik bir yapıya kavuşmuş iken son 15 yıllık uygulamalarla Cumhuriyetin eğitim anlayışı yıkılma noktasına gelerek tekrar cumhuriyet öncesi anlayış eğitim sisteminde egemen olmaya başlamıştır.

Eğitim sistemi üzerindeki siyasi abluka, eğitim bütçesindeki sürekli azalma, devlet okullarında nitelik düşüşünün en önemli sebeplerindendir. AKP iktidarı süresince eğitime sadece siyasi amaçla bakmış, eğitim ekonomi ilişkisini görmezden gelmiştir. Ekonomik kalkınma ile eğitimin gelişmesi arasında girift bir ilişki vardır. Geri kalmış ülkelerin kalkınamamalarının nedeni, eğitim yatırımlarına gereken önemi vermemiş olmalarıdır. 2002 yılından bu yana bütçeden eğitim yatırımlarına ayrılan payın sürekli azalma eğilimi gösteriyor olması AKP’nin eğitime bakışını ortaya çıkarmaktadır.

Sekiz yıllık kesintisiz eğitime geçildiği 1998 yılında, MEB yatırımlarına % 30,03, 2002 yılında % 17,18 pay ayrılırken bu oran 2018 yılında %8,36’ya gerilemiştir.

2016 yılında en zengin yüzde onluk kesim ile en yoksul yüzde onluk kesimin eğitim harcamalarında 64 kat fark oluşmuştur.

Yoksul aileler harcayabilecekleri her 100 liranın sadece 50 kuruşunu eğitime ayırabilirken, en zengin yüzde 10’luk kesim ise 100 liralık harcamasının 5,2 lirasını eğitime harcayabilmiştir. Eğitim paydaşları iyi eğitimli küçük bir grup ve nitelikli eğitim alamayan çoğunluk olarak ikiye ayrılmıştır.

Araştırmamızın sonuçları öğretmenlerin ekonomik, mesleki ve sosyal açıdan çok zor günler geçirdiğini ortaya net olarak koymuştur.

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 1827 TL, gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 7056 TL’dir. Öğretmenler yoksulluk sınırının yarısından az maaş almaktadırlar. Öğretmenlerin bu maaşla ailelerinin ve kendilerinin temel ihtiyaçlarını karşılamalarına imkan yoktur.

15 yıl deneyimli bir öğretmenin aldığı net maaş 3040,23 TL’dir. 1.derecenin 4.kademesinde bulunan bir öğretmen ise net 3144,30 TL maaş almaktadır. Bu veriler öğretmenlerin yoksulluk sınırının yarısından az maaş aldığını ortaya koymaktadır.

Yaptığımız araştırma öğretmenlerin ekonomik gelirlerinin yetersizliğinin eğitimin niteliğini düşürdüğünü ortaya çıkarmıştır. Eğitimin nitelik sorununun çözülebilmesi için öncelikli olarak öğretmenlere insanca yaşayabileceği bir ücret ödenmelidir.

2016 Kasım ayından 2017 Kasım ayına kadar, dolar %16,41 oranında artmıştır. Doların artmasına bağlı olarak ülkemizdeki sosyal ve ekonomik yaşam aynı oranda zamlanmıştır. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından buyana öğretmenlerin alım gücü büyük oranda düşmüştür.

Öğretmenlerin son bir yıldaki reel kaybı %16’dan fazladır. Toplu İş Sözleşmesinde 2018 yılı için kamu çalışanlarına 4+3,5 zam verilmiştir. Aylık gıda enflasyonunun yaklaşık %3 olduğu düşünüldüğünde yapılan zamların memurun eline geçmeden buharlaştığı görülecektir.

AKP HÜKÜMETİNE ÖNERİLERİMİZ

24 Kasım Öğretmenler Günü’nde öğretmenlere bir maaş ikramiye verilmelidir.

Öğretmenlerin maaşları yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalıdır.

Öğretmenlerin ek ders ücretleri en az 25 TL olmalıdır.

Öğretmenlere ödenen eğitim öğretime hazırlık ödeneği, tüm eğitim çalışanlarına ödenmeli ve en az bir maaş tutarında olmalıdır.

İnternet hizmeti öğretmenlere ücretsiz olmalıdır.

Öğretmenlere toplu taşıma araçları ücretsiz olmalıdır.

Öğretmenlerin sınav görev ücretleri en az iki katına çıkarılmalıdır.

Öğretmenlere temsil tazminatı ödenmelidir.

Öğretmenlere kira yardımı verilmelidir.

10. Çocuk yardımları artırılmalıdır.

11. 3600 ek gösterge hakkı tanınmalıdır.

12. Yönetici atamalarında liyakat esas alınmalıdır."

Son Güncelleme: 24.11.2017 10:22
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
izmitli 2017-11-24 13:24:42

piskolojik sorunun nedeni rahatlıktır. haftada en fazla dört gün işe gidersen yaz 3 ay tatil kışı bir ay tatil bayramlar zartlar zurtlar üzerine 4 bin tl maaş, rahatlık batar tabi, piskolojis sorunlar başlar.

banner354

banner328

banner498

banner509

banner482