banner232
banner203
banner230
banner165
banner15

‘Güzel Yaşadım’
banner234
‘Hiçbir  zaman bu meslek dışında bir yerde çalışmayı düşünmedim, bu mesleğe de 60 yılımı verdim’ diyen Tanju Cılızoğlu bu kadar sürede elbette ki sayısız anı ve tecrübe biriktirdi. Mesleğe dair, tanıklık ettiği dönemlere dair birbirinden önemli isimlerle yaşadığı anılarını ise ‘Güzel Yaşadım’ isimli kitabında toplayarak gelecek nesillere bir kaynak bırakmak istedi. Süleyman Demirel’den Yılmaz Güney’e İsmet İnönü’den Bülent Ecevit’e Doğu Perinçek’ten Hüsamettin Cindoruk’a kadar çok sayıda isim ve anıyı bu kitaba sığdırdı. Gazetecilik mesleğinin çok zengin bir meslek olduğunu dile getiren Cılızoğlu, “Evet bu mesleği yaparken belki çok fazla paranız olmaz, belki maaşınızı zamanında alamayabilirsiniz ama bir anı yaşarsınız ve o yaşadığınız anı size hiçbir zenginlik yaşatamaz” diyerek anlatıyor mu mesleğe olan tutkusunu.

KENTE SAHİP ÇIKMAK İSTEDİM
Cılızoğlu  1957’de Hergün gazetesinde gazeteciliğe başladı ve bu yolculuğunu da hala Aydınlık ve Değişim 41 gazetelerinde sürdürüyor. 81 yaşındaki usta gazeteci ile hem yeni kitabı hem de farklı konular üzerine güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. Cılızoğlu gazeteciliğe devam etme nedenini de bu kente sahip çıkmak olarak açıklıyor. Tanju Cılızoğlu, “AKP bu kentte iktidara geldiğinde kentin gazetelerinin de iktidarla birlikte olacağını düşündüm ve bu kente sahip çıkmak adına da bu gazeteyi çıkarmaya başladım. 

KAĞIDI YOK EDİP MÜZESİNİ AÇTINIZ
Bu kentin sorunlarını dile getirmek gerekiyor. Seka bu kentin sanayileşmesindeki ilk adımdır , iktidar SEKA’yı kapattı, müze açtı. Kağıdı yok edip müzesini açıyorsunuz. Sefa Sirmen döneminde bu kent marka olacaktı fakat Sefa Sirmen’den sonra kent sürekli ağaşı doğru gidiyor ve değer kaybediyor. Opera yok, klasik müzik konserleri yok, sergi deseniz o da yok. İki tane sergi yapabileceğiniz salon var bu ilde. Kent sürekli yaşam kaybediyor. Üniversite öğrencileri bu kentte yaşamaktan mutlu değil. Birçok sıkıntıları var. Akşamları kahve içmek dışında yapabilecekleri hiçbir şey yok. 

MUHALEFET YOKLARI OYNUYOR
SDKM’de Sirmen döneminde yapıldı ve orayı kendilerine kalan kötü bir miras olarak görüyorlar. Tiyatro başkanı, cumhurbaşkanını , kralı beklemez. Bu yıl sezon açılışını yaptılar protokol gelecek diye 15 dakika geç başladı tiyatro. İmam namazı bekletiyor mu siz geç kalıyorsunuz diye? Namazın saati var çünkü. Tiyatro da aynı. Bu durumların hiç birisini düzeltmek için de kimse çaba sarf etmiyor. Bu kent bütün üst yapı kurumlarıyla birlikte küme düştü. Kocaeli kültürden kaçan bir kent. Tipik bir Ortaçağ karanlığına kaydı. Birçok sorun var ama çözmeye çalışan yok. Muhalefet yokları oynuyor. Pişmaniyeyle kent olmaz.”

GELECEĞE DİPNOT
Tanju Cılızoğlu çok fazla kitaba imzasını attı. Bu kitabı yazma amacını ise şu cümlelerle anlattı: “Ben anılarımı yazmayı düşündüğüm zaman, anı yazmanın bir tehlikesi var, anı yazan insanlar kendini önemserler. Ben kendimi önemsemekten hep korktum. Bu kitabı yazma nedenim de geleceğe bir not düşmek ve kaynak oluşturmaktı. Gazeteci olayların perde arkasını da yaşar. Şu an gazeteciler Cumhurbaşkanı ile programlara gidiyor uçağa binerek. Şu an orada olan her şeyi yazmazsınız, zamanı geldiğinde yazarsınız. Bunu normal bir habere de ekleyemezsiniz. Bir çok olay, bir çok isim var ve zayi olsunlar istemedim. Ben Karagümrük’te büyümüş, 2. Dünya Savaşı’nın sıkıntılı dönemlerini görmüş, senede 2 kez ayakkabı alınmış, zeytini katık etmiş günler gördüm. Okuldan gelip mutfağa baktığımda tek tencere varsa karalar bağlamış bir çocukluğum vardı çünkü sadece çorba var demekti.

HAPİSHANEDEN KORKMAYIN
Ömrüm sol mücadele ile geçti. 8 ay hapiste yattım, 32 gün hücrede kaldım. Tüm bunların içerisinde ‘Güzel Yaşadım’ demek istedim. Ben ne zaman tutuklandım? 12 Mart’tan sonra Türkiye’de solcuları bir şeyler uydurarak hapishaneye attılar. Biz TKP davası nedeniyle hapse girdik. Sabahattin Eyüboğlu, Harun Karadeniz, İlhan Selçuk. Kimse hapishaneden korkmasın. Orada da kendinizi geliştirirsiniz. Okursunuz yazarsınız askerlik gibi yaşanması gereken bir süreçtir. Yaşadığım hiçbir şeyden utanmadım. Utanmadığınız bir yaşamınız varsa da güzel yaşamışsınızdır. Kitabımın ismini de bu nedenle ‘Güzel Yaşadım’ koydum. Gazetecilik zengin yaşanan bir meslektir. Mesela ben Süleyman Demirel ile Paris’e gittim. Bütün sarayların kapıları bizlere açıldı, konserler, kokteyller. Bunları hangi para ile satın alabilirdim? Hilton Oteli İstanbul’da açılmadan 2 gün önce ben orada 2 gün konakladım. Daha kimse görmeden orada kaldım. Kaç para ile yapabilirsiniz? 

Tanju Cılızoğlu'nun yeni kitabı "Güzel Yaşadım"da Süleyman Demirel başta olmak üzere Türk siyasetine damga vurmuş önemli isimlerle ilgili çok ilginç anekdottalar yer alıyor. İşte onlardan bazıları

DEMİREL’DEN PERİNÇEK’E: “GELSİN BİZİMLE POLİTİKA YAPSIN”
Doğu Perinçek’i Demirel yakından izler, hayranlık duyardı. Demirel, bu konuyu üç kez benimle çeşitli vesilelerle konuştu. Hemen belirteyim ki Demirel’in bir MİT ajanı ile ilgili kimseyle tek kelime konuşması, olası değildir. Perinçek, Silivri Cezaevi’nde, oğlunu da tutuklamışlar. Ankara’da Güniz Sokak’tayım. Demirel, “Doğu Bey nasıllar, sağlığı nasıl?” dedi. “Ben bir sefer duruşmada gördüm. Ama eşi Şule Hanım’dan sağlık haberlerini alıyorum” dedim. Söz, oğlu Mehmet Perinçek’in de tutuklanmasına, vardı. Demirel, bir süre sustu. Ağzından şu sözler dökülüverdi: “Bir insanın oğlundan ne isterler ki!..” Gözleri doldu, yutkundu. Bana aynen şunları söyledi: “Doğu’nun babası ile biz üç dönem Parlamento’da birlikte olduk. Doğu Bey, ülkenin çok değerli bir aydını. Bir gün Sadık Bey’e, “Doğu’nun yazılarını okuyorum. Doğu oğluma söyle, gelsin bizimle politika yapsın. Ne söylüyorsa bizimkilere söylesin” dedim. Sadık Bey bana: “Sayın Başbakanım, bunu ben
TANJU CILIZOĞLU KİMDİR?
29 Ekim 1935’te Sivas’ta doğdu. 1957’de Hergün gazetesinde mesleğe başladı. İstanbul Ekspers, Yeni Tanin, Tercüman, Türk Haberler Ajansı, Akşam, Güneş gazetesinde muhabir ve haber müdürü olarak çalıştı. 1991’te Kocaeli’ye yerleşti. Bir süre Tüpraş’ta basın danışmanlığı, Bizim Kocaeli ve Özgür Kocaeli gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. 2004’te Değişim 41 gazetesini çıkarmaya başladı. 

 
Doğu oğluma söyleyemem. Uygun bulursanız, Doğu oğlunuza siz söyleyin” dedi. Demirel bunları bana söyledi ama pişman olmuşçasına hemen konuyu değiştirdi. Ama Perinçek’in bütün yazılarını, kitaplarını okuduğunu, haftalık Aydınlık Dergisi’nin sadık bir okuru olduğunu da biliyorum. Demirel, yapılması gerekenle yapılabilirlik arasında hep bir denge arardı. Bir gün Çağlayangil bana, “Keşke Atatürk sağlığında Türk Ceza Kanunu’nun 141-142-163’üncü maddelerini hiç kullanmasa, Parlamento bütün düşünce sistemlerinin temsillerine açık olsa, bu ihtilâllere hiç gerek kalmazdı. Meşruiyet, her zaman gizlilikten iyidir” demişti. “Bu konuyu Sayın Demirel’le hiç konuştunuz mu?” diye sordum. “Hayır, konuşmadım. Ama farklı düşüneceğini hiç sanmıyorum. Bu yapılsaydı, demokrasimiz bugün emeklemeyecek, yürüyecekti” yanıtını verdi.

BEDRETTİN DALAN: LİDERİ ÖZAL’A KARŞI DEMİREL’İN YANINDA
Özal, yasakları referanduma götürürken yanlış hesap yapmamıştı. Demirel de bunu biliyordu. “Referandum bıçak sırtında. Eğer kaybedersek, sol kadroların Ecevit’le hesaplaşması yüzünden ülkede biz de zaman kaybedeceğiz” dediğini anımsıyorum. Özal ve ANA VATAN’ın o zamanki ağır topları, “yasaklar kalkmasın” diye çok uğraştılar. ANAP’la siyaset sahnesinde adını parlatmış olanların tümü de Özal’ın demokrasi ile çelişen bu davranışını desteklediler. Bir tek İstanbul Belediye Başkanı Bedrettin Dalan, açık açık, lideri Özal’a rağmen, yasakların kalkması için Demirel’in yanında mücadele etti. Bunu yaparken de “Ben demokrasiyi savunuyorum, kişileri değil” mantığından hareket ediyordu. Ve rahmetli Kırıkoğlu’nun Ecevit’e tepkili kadrosu da yasakların kalkması için çaba harcayanlar arasındaydı. Bu kadro, başta Mustafa Tekay, Abdullah, Emre İleri, Kemal Anadol, Ziya Demirel, Nazmi Balıbey, Güven Çınar olmak üzere Ecevit’in CHP’nin yolunu kesmesine karşı çıkarak kolları sıvamasalar, kıl payı “Evet” çıkan referandum tersine dönebilir, Özal kazanır; Demirel için altıncı gidişin yedinci dönüşü zora girerdi. 7 Kasım 1979 gecesi rahmetli Kırıkoğlu’na söylediğim “Sizin arkadaşlarınız Demirel’e şükran borcunuzu öderler” sözüm havada kalmamıştı. Kendisinden kim ne dilerse, Demirel’in kapısı ve gönlü açıktı. Siz bu yola girerseniz, insanların da size kapıları ve gönlü açık oluyor.

BEHİCE BORAN: “ON BEŞ YIL YATACAK KADAR SABRIM VE KİNİM VAR”
Bu arada Behice Boran, Çetin Altan, Doğan Koloğlu hapisteler. Suçları, yazdıkları yazılar... Gazeteciler Cemiyeti ve basının bazı kalemleri, hapisteki aydınlar için bir af yaratmak istiyoruz. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Cağaloğlu’ndaki Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne ziyarete geldi. Konu kendilerine aktarıldı. “Yasalar bana sadece hastalık nedeniyle hükümlüleri affetme yetkisini tanıyor. Eğer herhangi bir hastalık halleri varsa, hastanelerden aldıkları raporla bana başvurabilirler” dedi. Mesajı almıştık. Ben o günlerde Kemâl Bayram Çukurkavaklı’nın Ankara’da yayınlanan Yenigün gazetesinde çalışıyorum. Mustafa Ekmekçi, Cumhuriyet gazetesinde. Biz bu yolda bir kampanya girişiminde bulunduk. Nitekim o günlerde Çetin Altan, bir göz rahatsızlığı nedeniyle hastaneye başvurdu. Doğan Koloğlu, “böyle bir yolu asla seçmem, benimsemem” dedi. Ve ben o günlerde yine Behice Boran’ı ziyarete gittim. Behice Hocam, bizim girişimimizle basında çıkan haberlere son derece öfkeliydi. Hapisane müdürünün odasında buluşur buluşmaz ilk sözleri, “Bana bakın, bana bakın, sana söylüyorum, o Ekmekçi’ye de söyle, on beş yıl yatıp çıkacak kadar sabrım ve kinim var. Ben burada olmaktan onurluyum. Bir onursuzluk varsa, düşünmesi gerekenler düşünsün.” Ve bu konu böylece kapandı. Daha sonra, 1974’te ilan edilen genel afla Behice Boran da tahliye edildi. Kendisini hapishaneden kalabalık bir dost grubuyla aldık. Evine getirdik. Birkaç gün sonra parti üyesi, Edincikli minibüscü Sabri Basan baba, takası ile geldi. Behice Boran ve eşini alarak Burhaniye’ye doğru yola çıktık. Orada Avukat Turgul İnal, Boran’ı sahibi olduğu Villa Lâle Oteli’nde misafir etti. Boran’ın “Buraları ne güzelmiş, otuz yıldır hiç tatil yapmamıştım” dediğini hatırlıyorum. Ülkesini daha iyi günlere taşımak için ömrünün en değerli yıllarını hapislerde çürüten, milletvekilliği dahil yaşamını barışa, insana, insanların daha mutlu yaşaması yolunda mücadeleye adayan bir Türk aydını, yalnızca toplumsal barışı savunduğu için suçlanarak hapse mahkum edilen Türk aydını... Bir gün bu ülkede barışın heykeli dikilecekse, o kişi öncelikle Behice Boran olmalıdır.
banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner121

banner235

banner182

banner202

banner144

banner237