banner232
banner203
banner230
banner231
banner15

Güneş; CHP krize sürükleniyor!
banner234
CHP Kocaeli Eski Milletvekili Hurşit Güneş, yayınladığı mesajda CHP’nin büyük bir krize sürüklendiğini belirti. Güneş açıklamasında, “CHP bir krize sürükleniyor ama bununla ilgili ne bir şey yapıyor, ne de bu durumun farkında. Partinin önünde en büyük fırsat geçtiğimiz kurultaydı, ama o fırsat da sanki kaçmış görünüyor.” dedi.

Hurşit Güneş’in açıklaması şöyle;
“Krizin görünen tarafı belli... CHP’nin oy oranı her türlü uygun konjonktüre rağmen hiçbir biçimde yükselme göstermiyor. Örneğin, 2009’dan bu yana ekonomik büyüme oranı düştüğü gibi, bir de istikrarsızlık gösteriyor. İşsizlik özellikle gençler arasında artıyor. Dış politikada olağanüstü bir başarısızlık ortaya çıktı. Ülkede milyonlarla aç Suriyeli dileniyor. Terörle mücadelede ise hiç bir mesafe edilemediği anlaşıldı. Hatta hükümet hatasını bile itiraf etti. Büyük yolsuzluk olayları patladı. Bunlar kanıtlandı. Keza adalet alanında (Ergenekon ve Balyoz davaları gibi) inanılmaz haksızlıkların yapıldığı hükümet tarafından kabul edildi. Bütün bunlara rağmen CHP’nin oyları hiç artmıyor! 
İktidarın başarısız olduğu apaçık görünüyor. Hatta Haziran 2015 seçimlerinde ortaya çıktığı gibi halk iktidarı değiştirmek istiyor. AKP’nin aldığı oylar düşüyor, ama öylesine bir sorun var ki, muhalefet bir türlü iktidar alternatifi haline dönüşemiyor ve parlamenter demokrasi tıkanıyor. İşte kriz de buradan kaynaklanıyor.

KAÇAN KURULTAY FIRSATI
Kurultay tamamlandı ve yeni seçilen PM içinden yeni bir MYK atandı. “Atandı” diyoruz, çünkü yeni CHP tüzüğünde artık Parti Meclisinin içinden seçilerek yetki yani onay alan bir organ yok. Adeta “atanan” bir “başkanlık divanı” var. Hatta kişisel kanımız; bu MYK’ların PM’den onay almadığı sürece karar alma yetkisi olmadığı bile öne sürülebilir. 
Kurultaya giderken yeni bir söylemin ya da politika hazırlığının olmadığını ve kurultayın sonuç getirmeyeceğini yazmıştık. Bu bir kehanet değildi. Görülüyordu. Bu konuyu web sitemiz www.hursitgunes.com’da da paylaşmıştık.
1) Kurultayda yeni bir bildirge yoktu. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik, siyasal veya toplumsal sorunlara değinilmedi. Görevde olan MYK üyeleri de alanlarında Kurultaya bilgi vermediler. Partinin strateji alternatifleri de değerlendirilmedi.
Örneğin,
a. Güneydoğuda yaşanan olaylara ilişkin bir değerlendirme ya da CHP’nin çözüm önerileri yoktu. Unutmayalım ki, 1989’daki Kürt raporu bugün artık neredeyse büyük ölçüde geçerliğini yitirdi ve bugün yeni ve radikal bir rapor gerekiyor.
b. 2,5 milyon Suriyeli misafirin yaşadığı dram ve gelecekleri konusunda sol bir partinin Kurultayında bir şeyler söylemesi gerekirdi. Bu mültecilerin kısa bir sürede ülkelerine dönmeleri beklenmemeli ve çok büyük bir kitle olduğu da unutulmamalıdır. Hatta uzak bir gelecekte belki de vatandaş olacakları düşünülürse CHP’yi nasıl bilecekleri önemlidir.
c. Rusya ile yaşanan krize ilişkin de bir şey söylenmesi, ülkenin bu gerginlikten çıkışı açıklanmalıydı. Dünyanın en büyük güçlerinden biriyle ülkemiz bir siyasal gerginliğe girdi, ama CHP bu konuda fikir ifade edemiyor!
d. Son zamanlarda artan ekonomik yavaşlama ve dış borç dinamiklerinde gelinen risklere ilişkin bir tartışma açılmadı. Soyut ve lirik söylemler dışında CHP’nin alternatif bir politikası önerisi Kurultayda yer almadı.
e. AKP’nin temel hedefi başkanlık sistemi kisvesi altında bir tek adam rejimi kurmak iken, ayrıca ülkenin içinde bulunduğu ortam hiçbir şekilde özgürlükçü, temel hak ve özgürlükleri teminat altına alacak, hukukun üstünlüğüne dayalı bir anayasa yapılmasına müsait değilken CHP'nin anayasa çalışmalarına şartlı da olsa tam destek verecek olması çok hatalı olmuştur. Ülkenin içine sürüklendiği otoriter hava içinde hazırlanmaya çalışılan anayasa (başkanlık sistemi) hakkında "CHP'nin, anayasanın ilk dört maddesinin değiştirilmemesi ve başkanlık sisteminde ısrar edilmemesi şartıyla bu çalışmalara tam destek vereceği" yönündeki açıklaması tek kelimeyle acıklı olmuştur.
2) Kurultayda son seçim yenilgisinin ciddi bir analizi yahut çalışması da yapılmadı. Sanki bu konu kapatılmaya çalışılıyor gibiydi. Delegeler ve örgüt de bu umutsuzlukla sessizliğe büründü.
3) Dış politika, Anayasa ve ekonomi alanlarından parti sanki çekilmiş durumda. Bırakınız iktidar olma arzusunu oluşan yeni yönetimin ciddi bir muhalefet düzeyi bile sergileyemeyeceği görülüyor.
Öncelikle şu konuyu belirtelim; bir genel başkanın, sayısı ne olursa olsun PM listesi ya da anahtarı çıkartması demokratik olarak nitelenemez. Ancak daha küçük ölçekte (örneğin MYK için çalışmak istediği ve MYK’nın 2 katını geçmeyen; her görev için en fazla 2 kişinin olduğu) bir anahtarı sunabilir. Kurultay bunu değerlendirir, gereğini de yapar.. Öte yandan, Bilim, Kültür ve Yönetim Platformu kontenjanlığı da bir ucubedir. Çünkü PM ile genel Başkan seçiminin aynı gün olması halinde, genel başkan değişirse, eski genel başkanın tercihi üzerinden bir Platform listesi oluşmuş olacaktır. Bu da tuhaf bir durumdur.

POLİTİKA ÜRETİM MERKEZİ
Son Kurultayda Partinin en önem vermesi gereken yeri; siyaset üretme mutfağı olan Bilim, Kültür ve Yönetim Platformu da fiilen ortadan kaldırılmış görünüyor. Öyle anlaşılıyor ki, bu görev bir danışmana bırakılacak yahut o düzeye indirilecek. Oysa Genel Başkan Kılıçdaroğlu, hükümeti eleştirirken her konuşmasında toplumsal sorunların ancak “akılla ve bilimle” çözülebileceğini belirtirdi. Aslında bu görevin Dış Politika hariç tüm alanları kapsaması ve tek elde toplanması gerekir. Partinin en önemli merkezi de burasıdır ve en doğru isimlendirme de “Politika Üretim Merkezi” olarak görülebilir.
Bu Merkezin Toplumcu Düşünce Enstitüsü, TÜSES, SODEV, SDD gibi kuruluşları doğrudan mobilize ederek ya da kullanarak sürekli alternatif politikalar üretmesi gerekir. Düşünün, partinin bilişimden sorumlu genel başkan yardımcısı var, ama partinin politika üretmesi için bir sorumlu yok. Daha da çelişkili ve ironik taraf da bu platform penceresinden seçilen PM üyelerinin MYK üyesi olmaması.
Eğitimden sorumlu genel başkan yardımcılığı da kalktı. O zaman neden aktif üyelik sorunundan ya da örgütün yeterince etkin olamayışından şikâyet ediliyor, anlamak olanaklı değil. Üstelik bize göre bu sorumluluk, yani üyelik ve eğitim örgütten sorumlu genel başkan yardımcılığına bağlanmalı ve bu kişi de enerjisini görevden alma ve atama yerine belli bir plan çerçevesinde örgütü etkinliğe sokabilmeli.
Seçilen yeni PM’nin ilk toplantısında Genel Başkanın, Kurultay konuşmasına olan ilgisizliği PM üyelerinin delege peşinde olmasına bağlaması pek uygun kaçmamış. Ama daha da haksız olanı buna bağlı olarak PM seçimlerini blok liste ile yapma arzusunu ifadesi olmuş.
Gelinen noktada CHP bünyesinde bir MYK var ama sayısı belli değil! Bu sayı tamamen Genel Başkanın tercihine bağlı. O halde orası MYK değil, “başkanlık divanıdır” ve bir başarısızlık varsa tümüyle divana aittir!

YANLIŞ KANILAR
Bir süredir CHP’de egemen olan birkaç yanlış kanı var:
1) “CHP tek parti geçmişi ve toplumdaki CHP’nin dinsiz parti olduğu algısı (yanılgısı) nedeniyle iktidar olamıyor”. Bunun telafisi için de din görevlilerine yersiz iltifatlarda bulunma, parti binasına mescit yaptırma ya da partinin en üst noktalarına İslami vurguları olan kişileri taşıma gibi çabalar gözleniyor. Bu çabalar iki bakımdan mesnetsiz: Birincisi CHP’nin bir geçmiş tartışmasına girmeden yüzde 42 alabildiği unutulmamalı. Demek ki, olabiliyor. İkincisi, bu yanlış çaba nihayet CHP’yi laik yapısından uzaklaştırarak “replika bir AKP” de yaratabilir. O zaman da ülke muhalefetsiz bir siyasete sürüklenecektir. Zaten kısmen de yaşanan odur.
2) “CHP örgütünün tembel ve çalışmıyor bu nedenle oy kaybediyoruz”. Bu kanı da son derece haksız ve yanlış.. CHP örgütünün sorunlu olduğu doğru olsa bile seçim yenilgisinin sorumluluğu örgüte yüklenemez. Nihayet CHP’nin elindeki yegâne siyasal mekanizma onun örgütüdür ve o örgüt 65 yıldır tek başına iktidar olunmamasına rağmen sadakatle ve fedakâr biçimde çalışmaktadır. Örgütü yönlendirme yetkisi de parti yönetiminde olduğuna göre bu zaten sorumluluğun ikrarıdır.
3) “Daha fazla oy almak için milletvekillerinin daha sert muhalefet yapması, medyada bol yer alması ya da onların kapasitesini zorlayan halkla teması” kanısı da nafile ya da beyhude bir çabayı geçmemektedir. Nihayet 135 kişiyle nereye ulaşılabilir? Değişen temel mesaj nedir de halka iletilecektir? Kimi milletvekillerinin sıklıkla öfkeyle ifade etikleri kürsü konuşmaları, kimi zaman medyada yer alabilmek için magazinleşen, çoğunlukla da geniş halk kesimlerinden kopuk siyasal etkinlikler geniş halk kesimlerinde herhangi bir destek bulmazken bir türlü parti yönetimi tarafından da doğru yörüngeye oturtulamamaktadır. CHP’nin geçmişine ve diğer partilerin izlediği siyaset yapma türüne bakmakta yarar vardır.
4) “Seçimlerde yeterince oy artışı sağlanamıyorsa, bunun vebali bazı MYK üyelerindedir. Başarı için bunların değiştirilmesi gerekir.” Bilindiği gibi her seçim sonrasında yeni tüzüğün verdiği yetkiyle MYK değişiklikleri yapılmıştır. Bir MYK üyesinin ortalama görev süresi bir yıldan azdır. Bu tutum demokratik olmadığı gibi, siyasal etikle de bağdaşmamaktadır. Unutmayalım MYK “toplu olarak” sorumludur. Hele MYK üyelerini doğrudan genel başkan belirlemişse başarının ödülü (veya başarısızlığın sorumluluğu) topludur.
5) Milletvekili adaylarının belirlenmesinde yöntemin ne olacağı konusunda bir kararlılık gözlenmemektedir. Dikkat edilirse, Kurultayda kaşla göz arasında bir tüzük değişikliği yapılarak bir erken seçim halinde sınırsız kapsamda merkez yoklaması yoluyla aday belirleme yetkisi alınmıştır. Bu değişiklikle asıl amacın parlamento grubunun hareket yeteneğini azaltmak olduğu ortadadır. Artık önseçim fiilen rafa kalkmıştır. Üstelik son Kurultayda partinin lider adayları (eğer hakiki adaysalar) buna hiç ses çıkartmamışlardır.

KRİZİN KAYNAĞI
CHP, bugün bir siyasal parti olarak toplumda neyi ifade ettiğini unutmamalıdır. Çağdaşlıktan yana ve laik kesimin oy verdiği bu parti, geçmişinden rahatsızlık duyarak muhafazakârlığa öykünen bir parti haline gelirse seçmeniyle hedefi arasında bir kriz oluşur. Atatürk resminin artık günümüzde bir anlam taşımayacağı düşüncesi ya da bu denli bir kayma işte tam da buna örnek bir olaydır.
Öte yandan, dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde köklü bir kitle partisi sürekli deneyimsiz siyasetçilerin yönetime alınarak, fakat daha sonra yanıldığı düşüncesiyle bunları bir kenara bırakarak başarı elde edemez. Her siyasal partiyi olduğu gibi, CHP’yi de parti içindeki belli bir deneyim ve birikimle yetişmiş siyasetçiler yönetmelidir. Aksi halde CHP’nin krizi daha da derinleşecektir.
2010 yılından bu yana CHP “Herkes için CHP” “Türkiye’nin birleştirici gücü” gibi seçim sloganlarıyla siyasal spektrumun merkezinde, her sosyo-ekonomik kesime bir şeyler dağıtan (böylece siyasal tercihleri belirsiz hale gelen) bir siyasal parti olmaya çalışmıştır. Ancak bu tür siyasetleri burjuvazinin sınıf partisi olduğunu inkâr eden sağ partiler izler. CHP’nin mevcut yönetimi ülkede oyların çoğunluğunun muhafazakâr-sağ kesimde olduğu yargısıyla hareket etmektedir. Oysa bu doğru değildir ve siyasete bu açıdan bakılırsa iktidar olabilmek için CHP’nin de muhafazakâr bir görüntüsünün olması gerekir. Şu anda CHP sol bir parti görüntüsünde değil, kafa karışıklığı sonucu kimlik bunalımı yaşayan bir parti konumundadır.
Son günlerde Cumhurbaşkanı başkanlık arzusunu alenen dile getirerek yeni bir Anayasa yapılmasını istemektedir. Aynı arzuyu ve hedefi Başbakan Davutoğlu da CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’yu ziyaretinde ifade etmiştir. Kısacası amaç bellidir: yalnızca başkanlık sistemidir! Hepsinden öte gazetecilerin, bilim adamlarının görüşleri nedeniyle tutuklandığı bir ortamda, özgürlükleri ortadan kaldıran bu güçle özgürlükçü bir anayasa yapılamayacağı ortadayken, üstelik daha özgürlükçü ve demokratik bir yapıyı değil, “güçlerin uyumunu” ve özgürlüklerin fiilen yok edildiği bir sisteme hukuki bir kılıf uydurmaya çabası masasına oturulması tam bir gaflettir.
Türkiye başkanlık sistemi kisvesi altında hızla otoriter bir tek-adam rejimine sürüklenmektedir. Bunun nasıl engelleneceğini tasarlamak varken, fiilen ve esasen kolaylaştırıcı bir stratejiye gidilmesi (yani masaya oturulması ve zaman içinde kamuoyunun algısının değişmesine yardımcı olunması) 2009 yılından bu yana izlenen strateji hatalarına bir diğerini eklemekten öteye gitmemektedir. Asıl düşünülmesi gereken konu da şudur: başkanlık sistemine geçildiği ve parlamenter sistem ortadan kalktığı takdirde Türkiye’de ana-muhalefet partisi işlevsiz hale gelecek, yani fiilen ortadan kalkacaktır. Unutmayalım, parlamenter sistem ortadan kalkıyor! İşte CHP farkında mı bilinmez ama kriz o kadar büyük ki, kendisini de ortadan kaldıracak bir rejim değişikliği karşısında tam acizlik sergileniyor.”

banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner121

banner235

banner182

banner202

banner144

banner237