banner261
banner203
banner142
banner165
banner15

Dünya Kalkınma Raporu’ndan Gölcük depremi çıktı!
banner234

Dünya Bankası 1999'daki Kocaeli Depremi sonrası yürürlüğe konulması amaçlanan deprem karşıtı önlemlerin güçlü çıkar çevrelerinin baskısı nedeniyle zayıflatıldığını belirtti. Dünya Bankası, "1999 depreminden sonra Türkiye'de, hükümetin bir dizi yenilikçi inşaat kontrol düzenlemeleri nüfuzlu çıkar gruplarının kullandığı güçlü etkiden dolayı uygulanamadı. Yeni düzenlemeler inşaat denetimleriyle ilgili daha yüksek standartlar getirecekti, bunlar arasında yapı tasarımcıları için daha yüksek kalifikasyon, yapı tasarımı ve kod uyumu için ruhsatlı özel inşaat denetimi ve yapı tasarımcıları için zorunlu 10 yıllık profesyonel sorumluluk sigortası vardı. Ancak uygulama, yeni koşulların halihazırdaki profesyonelleri dezavantajlı duruma getirebileceği ve yeni inşaatlar için daha yüksek marjinal maliyetlere dönüşebileceğine inanan inşaat ve gayrımenkul sektörlerinin güçlü muhalefeti nedeniyle zayıflatılıyordu" denildi.

GÜÇSÜZ İKTİDARA ÖRNEK
Raporun "İktidar yola koyulduğunda: Dışlanma, ele geçirme ve seçmen kayırma" başlıklı bölümünde, "çıkar gruplarının bir hükümetin çalışmalarını engellemesine örnek" olarak 1999 Kocaeli depremi sonrası depreme karşı alınacak önlemlere yönelik baskılar gösterildi. Raporda şöyle denildi: "İnşaat sektöründe, emniyet standartlarının ve riske duyarlı inşaat uygulamalarını zayıflatabilecek 'düzenleyici kuşatması' örneğini ele alın. Bu, 1999 depreminden sonra Türkiye'de, hükümetin bir dizi yenilikçi inşaat kontrol düzenlemelerini nüfuzlu çıkar gruplarının kullandığı güçlü etkiden dolayı uygulayamaması durumuyla örneklendi. Yeni düzenlemeler inşaat denetimleriyle ilgili daha yüksek standartlar getirecekti, bunlar arasında yapı tasarımcıları için daha yüksek kalifikasyon, yapı tasarımı ve kod uyumu için ruhsatlı özel inşaat denetimi ve yapı tasarımcıları için zorunlu 10 yıllık profesyonel sorumluluk sigortası vardı. Ancak uygulama, yeni koşulların halihazırdaki profesyonelleri dezavantajlı duruma getirebileceği ve yeni inşaatlar için daha yüksek marjinal maliyetlere dönüşebileceğine inanan inşaat ve gayrımenkul sektörlerinin güçlü muhalefeti nedeniyle zayıflatılıyordu."

YAPI DENETİMİ ÜZERİNE TMMOB GÖRÜŞÜ
Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği Kocaeli Depremi sonrası yapı denetimi çalışmaları sürecini şöyle özetlemişti:
"1999 Marmara Depreminden sonra, yapılaşma sürecindeki denetim yetersizliğini ortadan kaldırmak iddiasıyla 03.02.2000 tarih 595 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yeni bir düzenlemeye gidilmiştir. Dönemin Ana Muhalefet Partisi Fazilet Partisi, Anayasa’nın 91, 127 ve 128. maddelerine aykırılık oluşturması nedeniyle 595 sayılı KHK’yi Anayasa Mahkemesi önüne götürmüş ve Anayasa Mahkemesi temel haklardan olan mülkiyet hakkının KHK ile düzenlenemeyeceği gerekçesi ile KHK’yi iptal etmiştir. Bu arada iktidar 595 sayılı KHK ile paralel hükümler içeren 601 sayılı KHK’yi yürürlüğe sokmuştur. 595 sayılı KHK’nin iptal gerekçesi açıklanınca 601 sayılı KHK’yı yürürlükten

kaldıran siyasal iktidar, 26.06.2001 tarih 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun’u TBlVIM’ne sunarak yasalaşmasını sağlamıştır. Yürürlüğe girdiğinden bu güne kadar 4708 sayılı Yasa’ya iki kez müdahale edilmiş olup, 5728 sayılı torba yasa ve 648 sayılı KHK ile kimi maddeleri değişikliğe uğramıştır. Ciddi müdahale 8 Ağustos 2011 tarih 648 sayılı KHK ile yapılmış olup, Anayasa Mahkemesinin 24.05.2001 tarihinde 595 sayılı KHK hakkında vermiş olduğu karar dikkate alındığında, siyasal iktidarın yapı denetimiyle ilgili konuları 648 sayılı KHK ile düzenlemiş olmasının Anayasa Mahkemesi kararına açıkça aykırı olduğu görülmektedir.

4708 sayılı Yasa 2011 yılının başına kadar 19 ilde uygulanmış olup, Bakanlar Kurulu Kararıyla 2011 yılının başından itibaren tüm ülke sathına teşmil edilmiştir. Bu kanun, kapsama giren her türlü yapıyı, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip yapı denetim kuruluşlarının denetimine tabi kılmaktadır. Yapının inşa edileceği arsa veya arazinin zemin ve temel raporları ile uygulama projelerini ve hesaplarını kontrol ederek ilgili idareye uygunluk görüşü bildirmek; yapının ruhsat ve ekleri ile mevzuata uygun olarak yapılmasını denetlemek; yapım işlerinde kullanılan malzemeler ile imalâtın proje, teknik şartname ve standartlara uygunluğunu kontrol etmek; yapının ruhsat eki projelerine uygun olarak kısmen veya tamamen bitirildiğine dair ilgili idareye rapor vermek; zemin, malzeme ve imalâta ilişkin deneyleri şartname ve standartlara uygun olarak laboratuarlarda yaptırmak yapı denetim kuruluşlarının görevleri arasında sayılmaktadır."

RAPOR NE DİYOR?
DB raporu gelişmekte olan ülkelerle uluslararası kalkınma ajanslarının "kamu yönetimine" yaklaşımlarını gözden geçirmeye çağırıyor, bunun güvenlik, büyüme ve eşitlikle ilgili zorlukların üstesinden gelmek için önemli olduğunu belirtiyor.

Rapor, bir toplumdaki eşitsiz iktidar dağılımının politikaların etkinliğini nasıl engellediğini araştırıyor.

Rapor iktidar asimetrilerinin, örneğin, neden model yolsuzluk karşıtı kanun ve kurumlarının, yolsuzluğu önlemede sık sık başarısızlığa düştüklerinin açıklanmasına yardımcı olduğuna değiniyor. Ademi merkezileşmenin belediye hizmetlerini neden daima iyileştiremediğine, iyi tasarlanmış maliye politikalarının da uzun vadeli tasarruf sağlayamadığına ve oynaklığı azaltamadığına değiniliyor.

Dünya Bankası politikalar ve teknik çözümlerin niyetlenen sonucun elde edilmesinde başarısız olması daha çok kurumların suçlandığına değiniyor. Ancak DB hükümetlerin politikalarının başarıya ulaşması için ülkeler ve ülkeler yardım yapan kuruluşların "yönetişimin iyileştirilmesi" konusunda daha geniş çerçevede düşünmeleri gereğini vurguluyor.

Rapor "daha iyi yönetişimi"; devlet ve devlet dışı grupların, politikaların tasarlanması ve uygulanması aşamasında daha etkileşimli hale geldiği, iktidar tarafından biçimlenmiş bir resmi ya da resmi olmayan kurallar dahilinde işlemesi süreci şeklinde tanımlıyor.

Rapor "daha iyi yönetişimi", devlet ve devlet dışı grupların, iktidar tarafından şekillendirilen resmi ve gayri resmi kurallar seti içinde işleyen politikaları tasarlamak ve uygulamak için etkileşimde bulunması süreci olarak tanımlıyor.

DARBE GİRİŞİMİ TÜKETİCİ VE REEL SEKTÖR GÜVENİNİ DÜŞÜRDÜ
Dünya Bankası kuvvetli toparlanmayı engelleyen güçlükler ile karşı karşıya bulunan Türkiye için büyüme tahminini yüzde 2,7'ye indirdi. DB Temmuz ayında Türkiye'nin bu yıl yüzde 3.5 büyüyeceğini öngörmüştü. Tahminlere göre Türkiye 2018'de yüzde 3.5, 2019'da ise yüzde 3.7 büyüyecek. DB, turizm gelirlerinin azalması ve başarısız darbe girişiminin tüketici ve reel sektör güvenini düşürdüğünü, Türkiye’nin büyüme hızını yavaşlattığını ve böylece büyümenin 2015 yılında gerçekleşen yüzde 6,1’den 2016 yılında yüzde 2,1’e ineceğini bildirdi. DB ayrıca bozulan beklentiler Türk Lirası üzerinde baskı yaratırken, düşen bankacılık sektörünün borç yenileme oranının yurt içi kredi artışını kısıtlaması olasılığına dikkat çekti. 

Dünya Bankası, Şubat 2017 "Türkiye Düzenli Ekonomi Notu"nu yayımladı. Türk ekonomisinin, geçici siyasi çalkantı ve azalan turizm gelirleri sebebiyle üçüncü çeyrekte daralma yaşadığını, düşen turizm gelirleri ve başarısız darbe girişimi ve sonrasında azalan tüketici ve reel sektör güveni sebebiyle mevsim etkisinden arındırılmış GSYH'nın, üçüncü çeyrekte bir önceki çeyreğe göre yüzde 2,7 küçülerek Mart 2009’dan bu yana en büyük düşüşünü kaydettiğini belirten DB şöyle devam etti:

"Artan belirsizliklerin hane halklarını özellikle dayanıklı tüketim malları olmak üzere harcamalarını kısmaya itmesi sebebiyle, özel tüketim önemli bir darbe aldı ve üçüncü çeyrekte bir önceki çeyreğe göre yüzde 2,6 düşüş kaydetti. Benzer şekilde, yatırımlar da çeyrek bazında yüzde 1,7 azaldı. Kamu harcamaları çeyrek bazında yüzde 6,1 artarak büyümeye anlamlı bir pozitif katkıda bulunan tek kalem oldu. Dış ticaret tarafında, sönük iç talep sebebiyle ithalat düşerken, zayıflayan dış talep ve gelen turist sayısında yıllık bazda yaşanan yüzde 36’lık düşüş sebebiyle ihracat da azaldı."

Harcama tarafındaki daralmaların yansımalarının üretim tarafında da düşüş olarak kendini gösterdiğini kaydeden DB, imalat sektörünün üst üste üç çeyrek daraldığını ve üçüncü çeyrekte bir önceki çeyreğe göre küçülmenin yüzde 4,8 olarak gerçekleştiğini belirtti. Dünya Bankası şöyle devam etti:

"Üçüncü çeyrekte tarım, hizmetler ve inşaat sektörlerinde de üretimde düşüş kaydedilmekle birlikte (sırasıyla yüzde 0,9, yüzde 1,7 ve yüzde 4,6 ) imalat sektöründeki resesyon reel sektördeki zorlukları gösterdi.[3] Özellikle, bazı imalat firmaları bir yanda satışlardaki artışı kısıtlayan durgun iç ve dış talebe, diğer yandan da açık döviz pozisyonları sebebiyle TL’deki değer kaybına dayanma konusunda güçlükler yaşıyorlar.

Dördüncü çeyrekte gerçekleşen toparlanma daha önce öngörülenden daha zayıf olduğu için, 2016 yılına ilişkin büyüme tahminimizi yüzde 2,1 olarak revize ediyoruz. Sanayi üretimi üçüncü çeyrekte kayda değer bir şekilde azaldıktan sonra Ekim ayında tekrar yükseldi ancak Kasım ayında düz bir seyir izleyerek güçlü bir toparlanmaya ilişkin umutları boşa çıkardı. Benzer şekilde, Kasım ayında 48,8’e ve Aralık ayında 47,7’ye düşen imalat sektörü satın alma yöneticileri endeksi (PMI), imalat sektöründe faaliyetin cansız olduğunu gösteriyor. Öte yandan, Aralık ayının sonlarında meydana gelen elektrik kesintileri, özellikle Kocaeli’den İstanbul’a kadar uzanan sanayi bölgesinde olmak üzere bazı firmaların üretimi durdurmalarına yol açarak, Türkiye’yi olumsuz etkiledi. Talep tarafında, kurdaki değer kaybına ve otomobildeki vergi artışlarına bağlı olarak tüketicilerin fiyat artış beklentileri yüzünden satın alma kararlarını öne çekmeleri sebebiyle otomobil ve beyaz eşya satışları hızlı bir şekilde yükseldi."

Ancak perakende satışlarındaki düz seyrin, tüketici harcamalarındaki toparlanmanın geniş tabanlı olmadığını gösterdiğini savunan DB şu değerlendirmeyi yaptı:

"Tüketici kredilerindeki artışın hızlanması, dördüncü çeyrekte özel tüketimde beklendiği kadar güçlü olmasa da bir toparlanma olduğunu teyit ediyor. İşletme eğilimleri anketi sonuçlarının gösterdiği üzere, kurumsal kredi artışındaki hafif zayıflama ve yatırım harcamalarındaki düşüş, şirketlerin kurdaki değer kaybı sonucu kötüleşen bilançoları ve azalan karlılıkları sebebiyle dördüncü çeyrekte yatırım harcamalarını kıstığını gösteriyor. Dördüncü çeyrekte, AB’de güçlenen ekonomik faaliyet sayesinde ihracatın ithalattan daha hızlı artması sebebiyle net ihracat büyümeye bir önceki çeyreğe göre daha fazla katkıda bulundu. Bu gelişmeler dördüncü çeyrekte beklenenden daha zayıf bir toparlanmaya işaret ediyor; dolayısıyla 2016 yılı için büyüme tahminimizi aşağı yönlü revize ederek, yüzde 2,1 olarak güncelliyoruz."

Aralık ayında enflasyonun 1,5 puan artışla yüzde 8,5’e sıçradığını, enflasyondaki artışın üçte birini vergi artışları gibi tek seferlik faktörler açıklarken, diğer üçte birlik kısımı gıda fiyatlarındaki sert artışların açıkladığını belirten Dünya Bankası şöyle dedi:

"Özellikle, tütün ürünlerindeki vergi artışı manşet enflasyonu 0,4 puan yükseltirken, otomobillerde uygulamaya konulan vergi artışları 0,1 puanlık bir artışa yol açtı. TL’deki değer kaybı küresel petrol fiyatlarındaki artışı daha da ağırlaştırarak, ulaşım ve yurt içi enerji fiyatlarının yükselmesine sebep oldu. Aralık ayında 12 aylık çekirdek enflasyon 0,5 puanlık artış ile yüzde 7,5’e yükselirken, 12 aylık yurt içi ÜFE 3,5 puanlık artış ile yüzde 9,9’a yükseldi. Yurt içi ÜFE’deki önemli artış maliyet baskılarına işaret ettiği için endişe verici. TL’deki hızlı değer kaybı ile ilişkili döviz yansıma etkisinin 2017 yılının birinci çeyreğinden itibaren fiyatları etkilemeye başlamasını bekliyoruz. Öte yandan, olumsuz hava koşullarının hasada zarar vermesi ve gıda enflasyonu için yukarı yönlü baskı oluşturması muhtemel."

2017 YILINDA ÖNEMLİ ÖLÇÜDE BİR FAİZ ARTIŞI KUVVETLE MUHTEMEL
Dünya Bankası, "AB’de güçlenen büyümenin,ihracatın artmasına yardımcı olurken, cansız özel talep ithalat artışını sınırlamasını bekliyoruz. Güvenlik endişeleri Rusya ile iyileşen ilişkilere rağmen hem Avrupa hem de Rusya’dan turist ziyaretlerini sınırlamaya devam edebilir. TL’deki değer kaybı tüketici fiyatlarına daha fazla yansıyabilir ve hane halklarının satın alma güçlerini erozyona uğratabilir" dedi.

Dünya Bankası öte yandan büyük döviz açık pozisyonları sebebiyle şirketlerin bilançolarının kötüleşebileceğini, dolayısıyla özel yatırımların zayıflayabileceğini bildirdi. Kurdaki değer kaybının büyüklüğü ve hızı, para politikasında düzeltmeyi kaçınılmaz kıldığını anlatan DB, "Dolayısıyla 2017 yılında önemli ölçüde bir faiz artışı kuvvetle muhtemel. Bu durum yakın gelecekte iç talebi kısıtlayabilir, ancak orta vadede olumlu etkilere yol açabilir. Ayrıca, düşen bankacılık sektörü borç yenileme oranları kredi artışını sınırlayabilir" dedi.

MALİ POLİTİKA BÜYÜMEYE ÖNELMİ DESTEK SAĞLADI
Dünya Bankası, mali politikanın büyümeye önemli bir destek sağladığını belirterek, "2016 yılında ücret faturasındaki, mal ve hizmet alımlarındaki ve transferlerdeki önemli artışlar sayesinde merkezi yönetim harcamaları yüzde 15,3 oranında artış kaydetti. Sonuç olarak, 2016 yılında merkezi yönetim bütçesinin mali hedefler doğrultusunda GSYH'nin yüzde 1,2’si gibi orta düzeyde bir açık verdiğini tahmin ediyoruz" dedi.

DB, Türkiye Düzenli Ekonomi Notu'nu, Türkiye'deki ekonomik gelişmeleri değerlendiren ve temel makroekonomik değişkenler hakkında Dünya Bankası'nın tahminlerini sunan kısa bir bilgi notu olarak hazırlıyor. Bilgi notunun yakın geçmişe odaklandığı düşünüldüğünde, mevsim etkisinden arındırılmış verileri çeyrekten çeyreğe (veya 3 aylık) değişiklikleri bildiriyor. Yıllık bazdaki oranlar çok daha az oynak olmakla birlikte, çeyrek bazındaki büyüme oranlarını kullanmanın temel avantajını bir resesyonun sona ermesi veya büyüme döneminin başlaması gibi ekonomideki dönüm noktalarını tespit etmenin daha kolay olması şeklinde açıklıyor.

TÜİK, metodolojiyi AB ve BM standartları ile uyumlaştırmak amacıyla GSYH serisini kısa süre önce revize ettiğini de anımsatan DB, analizde yeni GSYH serisini esas aldığını bildirdi.

Dünya Bankası hizmetler dengesinin kötüleşmesi sebebiyle cari açığın dördüncü çeyrekte arttığını, eylül ile kasım ayları arasında 12 aylık cari açığın 1,3 milyar ABDŞ artış ile 33,7 milyar ABD dolarına ulaştığını bildirdi. Buna göre önümüzdeki dönemde, artan enerji fiyatları cari açıki çin en önemli yukarı yönlü baskıyı oluşturabilecek.

Ekonomi Notu'ndaki diğer saptamalar şöyle:
"İç ve dış faktörler sebebiyle dördüncü çeyrekte tahvil piyasasından portföy çıkışları hızlandı. ABD başkanlık seçimlerinden çıkan sürpriz sonuç ve ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz oranlarını tahmin edilenden daha hızlı arttıracağı öngörüsü, küresel risk iştahını azalttı ve gelişmekte olan ülkelerden finansal çıkışları tetikledi. 27 Ocak itibariyle kurdaki değer kaybı 30 Eylül’e göre yüzde 29'a ulaştı.

Bankacılık sektörünün borç yenileme oranı Haziran ayından bu yana düştü. Bankalar verdikleri kredilerde yurt dışından temin ettikleri finansmana ağır bir şekilde bağımlı oldukları için, bu eğilimin devam etmesi yurt içi piyasada kredi artışının yavaşlaması anlamına gelebilir.

TL’deki hızlı değer kaybı ve bunun enflasyon üzerindeki olası etkileri Merkez Bankası’nı faiz oranlarını yükseltmeye zorluyor... Sıkılaştırma adımı TL üzerindeki baskıyı bir nebze olsun hafifletti, ancak devam etmekte olan değer kaybı sadece fiyat istikrarı açısından değil, aynı zamanda finansal istikrar açısından da tehditler doğurarak şirketler için doğrudan, bankalar için de dolaylı riskler yaratabilir. Anlamlı bir faiz artışı Merkez Bankası’na duyulan güveni artırarak, kurdaki değer kaybı eğilimini durdurabilir ve fiyat istikrarı ile finansal istikrarı koruyabilir."
 

banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner235

banner202

banner144