banner232
banner203
banner230
banner231
banner15

BARO BAŞKANI OLMAYI HİÇ DÜŞÜNMEDİM
banner234

merve

 

İlimizin en başarılı avukatlarından biri olan Serpil Özok, yaklaşan baro seçimleri ile ilgili "Baro başkanı olmayı hiç düşünmedim" dedi.

 

 Merhaba sevgili okuyucularım…

Sevgili okuyucularım diyorum çünkü ben bugün yeni bir aileye kucak açtım. Henüz yirmi yaşında başladığım yazılı ve görsel basın hayatıma uzun bir aradan sonra Gazete Barış ile yoluma devam etme kararı aldım. Evet basın hayatım bu kez uzun bir aradan sonra tarafsız ve doğru habercilik anlayışını benimseyen ve vizyonunu kısa zamanda büyük işler başararak üst seviyelere taşıyan usta ellere emanet. Öncelikle bana bu gazetede sizlere yeniden seslenebilme şansı veren bu değerli isimlere teşekkür ediyor ve basın hayatımın miladı olarak nitelendirdiğim bu projeyi sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

 

Hiçbir başarı tesadüf değildir diyorum ve sizlere müjdeli bir haberle kapılarımı açıyorum. Aslında bu cümle ile birlikte daha önce birçok başarılı isme yer verilen bu projenin amacını da sizlere belirtmek isterim. Daha çok görsel olarak görmeye alıştığınız bendenizi bu kez Gazete Barış’tan herkes tarafından sevilen ve büyük ilgiyle takip edilen hem görsel hem de yazılı olarak sizlere taşıyacağım. Hani hep habercilik anlayışında bir abartı ve düzenbazlık söz konusudur ya buna itaafen gerçek düşüncemi sizlerle paylaşayım hemen. Ben Zeliha Merve Oruç olarak özellikle Kocaeli halkı tarafından yıllarca sevgiyle takip edilen bu projenin altında ezilmemek adına ciddi tedirginliklerimin olduğunu sizlerden saklamayacağım. Hani asil görev derler ya işte ben bunun ne derece hayatımda önem kazandığını henüz yeni yeni kavrayabildim. Sözü çok uzatmadan bana emanet edilen bu asil görevden sizlere biraz bahsetmek istiyorum. 2009 yılında hayata geçirilen ve küçüğünden büyüğüne ilgiyle takip edilen bu devasal projenin mimarı benimde çok sevdiğim ve kendisiyle tanışmaktan ve iş yapmaktan büyük keyif aldığım bir isimle daha önceleri hayata geçmişti. O isim sevgili Aysun Özcan Erenkaya ve eminim birçoğunuz bu isimle birlikte hangi projeden bahsettiğimi anladınız bile. Evet, her hafta severek ve isteyerek ele alacağım proje, Namı değer YÜKSELEN DEĞERLER.

 

Bu hafta ilkyazıma gazetemizde sizlere Aysun Hanım’ın hiç kaleme almadığı bir meslek gurubuyla merhaba demek istedim. Kendisinin başarılarını yakından takip ettiğim ve yanında kendimi daha rahat hissettiğim için yükselen değerler projesinde bu isme yer vermek istedim. Benimde keyifle dinlediğim ve sohbetten çok büyük haz aldığım ve yazmaya da aynı hazla devam ettiğim, avukat kimliğinin yanı sıra eğitim ve kadın hakları ile ilgili büyük çalışmalara imza atmış ve kendisini toplumsal bütünlüğün içerisine dâhil etmek için büyük özverilerle bu güne gelmiş bir isimle kısacası bu hafta köşemde güçlü ve samimi tavırlarıyla vizyonunu sürdürmekte olan bir isme yer verdim. Av. Serpil Özok. Bu isim, avukatlık vizyonunun dışında şüphesiz ki sizlerinde özellikle eğim ve kadın hakları savunucusu olarak yakından tanıdığınızı düşündüğümüz bir kimlik. Kendisiyle avukatlık bürosunda buluştuk. Bize tüm içtenliğiyle kapısını açtı Özok. Sıcak ve samimi cevapları ile da sorularımızı yanıtladı. Serpil hanım her ne kadar bir zamanlar bu noktalara gelebilmek adına ciddi savaşlar verse de şimdilerde tüm bu yaşananları gülerek tatlı bir anı olarak cevaplaması da bu başarı hikâyesinin nasıl başladığının küçük bir özetidir aslında. Sizleri çok fazla sıkmamak adına bu haftaya özellikle analitik düşünceleriyle damgasını vuran ismi şimdiden keyifli okumalar dileyerek huzurlarınıza sunuyorum. İşte adım adım Av.Serpil Özok…

 

Biraz sizi tanıyabilir miyiz?

Ben 1985 yılından bu yana Kocaeli’nde ikamet eden ve kendimi artık Kocaelili olarak kabul eden bir hemşerinizim diyerek söze başlamak istiyorum. 1957 yılında Diyarbakır’ın Çerlik ilçesinde toprak zeminli bir evde doğdum. Diyarbakır’da komşu çocukların ishal salgınında öldüğü yıllarda ben çelimsiz bir kız çocuğu olarak doğduğum için ismimi Serpil koymuşlar. Daha sonra İskenderun’da bir kız kardeşim dünyaya geldi ve İzmir Bornova’da bir erkek kardeşim daha oldu. Üsteğmen olarak görev yapan babamın ani bir trafik kazası geçirmesi ve belden aşağısının 1,5 yıl kadar alçıda olması annemin ise sürekli hastanede kalması sebebiyle bana 5 yaşında iki kardeşe ablalık değil de aslında bir nevi annelik görevinin üstlenmesiyle hayatta erken yaşta büyümeyi öğrendim.

 

Bilindiği üzere Diyarbakır’da o senelerde özellikle kız çocuklarının okutulması anlamında çok fazla eksiklikler vardı? Ve bu durum hala daha devam ederken siz bu eğitim sürecini nasıl başlattınız?

Babam bütün mahallenin çocuklarını toplayarak bilgi yarışmaları yapardı ve ben hep bilgi yarışmalarında birinci gelirdim. Bu bir zaman sonra babamın da dikkatini çekti ve sonrasında ben 1957 doğumlu olmama rağmen 1955 yılındaki arkadaşlarımla birlikte erken yaşta eğitime başladım. Bunun sebebi ise çok erken yaşlarda okuma yazma biliyor olmamdı. O dönemlerde beni bir sınava tabi tuttular. Sınava giderken annemin sabah okunmuş pirinçleri elime verip yola koyulduğumda onların bana nasıl inandıklarını hiç aklımdan çıkartmadım ve o yaşta sınavda bana Latince paragraflar okuttular. Böylelikle bir yıl erken başlayan eğitim sürecim bir üst sınıfa atlatılarak devam etti.

 

Görünen o ki küçük yaşlarda bile hayatınızın her alanında size fazla sorumluluk yüklenmiş.  

Evet. Ebeveynlerim bana o yıllarda çok fazla hata yapma şansı vermedi ve bu şekilde yetiştirildiğim içinde bu durumu gayet doğal karşıladım. O yaşlarda başarıları ardı ardına yaşadığınız için bir zaman sonra bundan da büyük keyif alıyorsunuz. Örneğin; İzcilik, müzik kursları karneler sürekli takdir böyle olunca da zaten başarıya açık yetiştirildiğiniz içinde zorlanmadım diyebilirim.

 

Sonra….

Sonra babam geri hizmete alınınca Gümüşhane’nin Torul ilçesine atandı ve yolculuğumuz Zigana dağlarının zirvesinde altı yıl boyunca devam etti. O yıllar biz üç kardeş babamın makaralı bir teybi ile  tüm özel günlerde annemin de seslendirdiği şiirlerle birlikte büyüdük. Hatta onların bir kısmını kitapçık haline getirip bir kısmını da CD olarak hala anıları sıcak tutmak adına saklarım.

 

Peki sanatsal bir aileden geldiğinizi görüyorum. Bu sanat ruhlu aile yapısının arasında hukuk okumak nasıl nasip oldu?

Babam emekli olunca biz Ankara’ya taşındık. Okuduğum liseyi ikincilikle bitirdim. Soruların çalındığı sene üniversiteye girdim. Başarılı bir öğrenci olmama rağmen fen derslerini sevmiyordum. Böylelikle ya siyasi ya da hukuk fakültelerinden birisini seçmek zorunda kaldım. O yıllarda birinci sırada olan hukuk fakültesine kaydoldum. Aslında hukuk fakültesini ise hakim olmak üzere okudum ancak mezun olur olmaz askeri hakim olan eşimle tanıştık. Onunla aynı yerde hâkim olma şansımızın olamayacağını öğrenince de ben sınava bile girmeyerek avukat oldum ve bu süreç içerisinde daha doğru bir karar verdiğimi anladım. Hakimlik görevinin daha kuralcı bir meslek olduğunu yaşayarak görünce benim toplumsal duyarlılığımı daha rahat ifade edebilmem için aslında avukatlık misyonunun bana daha uygun olduğunu anladım. 1978 yılının ocak ayında evlenerek de Edirne’ye gelin gittim.

 

Peki, evlilikle birlikte Edirne’de nasıl bir yaşam sürdünüz?

1979 Maraş olayları sırasında eşim bir gecede kurulan sıkı yönetim mahkemesine hakim olarak atandı  ve biz 24 saat içinde toplanarak İstanbul’da görev sırası boyunca ordu evinin küçücük odalarında yıllarımızı geçirdik. 12 Eylül geldi. 12 Eylül’ün hukuksuzluklarına direnen işkence ve zabıtlara geçiren haksız tutuklamalara muhalif kalan 2 3 hakimden birisi benim eşimdi. 1981’de eski görev yeri Edirne’ye geri tayin edildi. Oradan da Erzurum’a sürüldü. Ama biz İstanbul’dayken eşimin sıkıyönetim nedeniyle ben serbest avukatlık yapamadım suistimal edilmesin diye. Daha sonra SSK yeni adıyla SGK kurumuna başvurdum ancak kendilerinin avukat kadrolarının olmadığını istersem SGK’da memur olabileceğimi söylediler. Ben de bunun üzerine SGK’da bir yıl boyunca bordro kontrol memurluğu yaptım Kadıköy’de. Hatta şefim lise mezunuydu ben ise bordro kontrol memuru değil ruhsatlı bir avukattım eşim ise sıkı yönetim hakimiydi. Beni tanıyana kadar hepsi kuşkuyla baktılar bana şüpheleniyorlardı ve uzun bir süre orada çalışan hiç kimse bu fedakarlığı neden yaptığımı anlayamamış bir süre kuşku içerisinde bakmışlardı bana. Daha sonra beni tanıyınca çok güzel dostluklar edinerek Erzurum’a benim güzel Erzurum’uma sürgün edildim.

 

Sürgün kelimesi çok rencide edici olsa gerek...?

Aslında sürgün denilince akla hep başka şeyler gelir ama baktığınızda sürgün kelimesi bitkinin ucunda yaprak diplerinde yeni oluşumlar anlamına geliyor dolayısı ile bu sürgünlerde bitkinin büyüme sürecinin bir parçası ve bu yüzden ben de Erzurum’da büyüdüm. Hep öyle derim. 1981 ve 1985 arasında dağını taşını dolaştım. Ve Erzurum’da ilk serbest çalışan kadın avukat oldum. Bir büro açtım. Ve burada oğlum doğdu. Beşinci hamileliğimdi ve beşinci hamileliğimdeki bebeğimi dünyaya getirdim. Hatta sağlıklı bir doğum yapmam için bütün Erzurum seferber oldu. Bebeğim yok diye çok üzülüyorlardı ve bunu dünyaya getirebilmem için kır düğümlü iplikler mi dersiniz kilitler eteği teğelli elbiseler giydirdiler. Hatta bu ince anlayış oğlum doğduktan sonra bile devam etti. Hatta ismini de umut koydular. Biz şimdi ona umutcan diyoruz. Böylelikle sürgün edilmek bizim hayatımıza yeni bir sürgün yarattı ben anne olarak büyüdüm ve derin dostluklarla oradan ayrıldım. 1985 yılının temmuz ayında da İzmit’e geldim. Burada kendime bir büro açtım ve oğlum büyüdü bu arada kendisi gibi avukat bir gelin getirdi. Şimdi ise altı buçuk aylık bir torunum var.

 

Gelininiz dahil evdeki herkes avukat. Bu özel bir seçim mi yoksa kader olarak mı adlandıralım bu durumu.

Hayır özel bir seçim değil ancak oğlum yıllardan beri hukuk ve avukatlık mesleği ile haşır neşir oldu ve sonrasında da yine kendi isteği üzerine hukuk fakültesi okudu. Kendisine yakın bir meslek grubundan birisi ile evlilik yapmasını bizlerde gayet doğal karşıladık.

 

Ailedeki herkes avukat. Peki, evdeki avukat kim? Kimin sözü daha çok geçer?

Böyle bir durum söz konusu değil biz hepimiz fikirlerimize saygı duyarız ancak bir fikir ayrılığına düştüğümüz durumlar da sözümü dinlemeyip daha sonraları çok haklı çıktığım dönemlerde olmuştu.

 

Avukatları hepimiz biliriz ailenizden sınıf arkadaşlarınız ya da arkadaşlarınımızdan bazılarının ailesinden birileri avukattır. Peki, bir avukatın asıl görevi nedir? Başarılı bir avukat olmak için genç nesle ne tavsiyelerde bulunursunuz?

Öncelikle iyi bir avukat olmak için çok iyi bir dinleyici olmak gerekiyor ben bunu bütün avukat arkadaşlarımla da paylaşıyorum. Daha sonra bu işte istikrarlı ve kararlı hareket etmeleri gerekiyor. Daha sonrasında başarı zaten kaçınılmaz oluyor.

 

İyi bir avukat olmaktan bahsetmişken Kocaeli bu konudaki başarısını oldukça üst düzeylere taşıdı. Bilindiği üzere şuan Kocaeli’nde 1200 civarında avukat olduğu ve bu yılda bir çok mezun verdiği biliniyor. Peki bu mesleği nasıl etkiliyor?

Mesleği kötü etkiliyor diyemeyiz çünkü ne kadar çok mezun o kadar çok bilinçli insan psikolojisiyle yaklaşıyorum bu duruma. Bu kadar çok avukat olmasının ne gibi sakıncaları olabilir ki? Hepsinin yolları açık olsun.

 

Mesleğe ilk başladığınız yıllardan bu güne sektör içerisinde ne gibi değişiklikler söz konusu?

İlk başta her gün bir yasa çıkıyor. Ve bir zaman sonra bu bizim görevimiz dahi olsa kanunları takip etmekte oldukça zorlanıyoruz ve ben bu yüzden bir çok avukat ve hakim meslektaşımın emeklilik ve istifa yoluyla meslekten ayrıldıklarını gördüm. Hatta bu torba yasası içinde geçerli. Daha çıkmadan bizler içerisindeki maddeleri takip etmekte zorluk çekiyoruz.

 

Öyle ise avukatlık mesleğini enerjisi hiç bitmeyen meslek olarak adlandırabilir miyiz?

Evet kesinlikle öyle. Takip etmek ve sürekli okumak gerektiren oldukça akıcı ve enerjisi bitmeyen bir meslek dalı olarak da nitelendirebiliriz.

 

Torba yasasından bahsettik ve bilindiği üzere 1 Ekim’de TBMM açılacak ve bu süreçle birlikte Kocaeli’de merakla beklenen bir baro başkanlığı seçimi var. Bununla ilgilide iki isim gündemde. Sizce ipi  göğüsleyen taraf kim olur?

Bu konuda sizlere bir isim vermem yanlış olur çünkü bu süreci takip etmiyorum. Ama hangi arkadaşım gelirse gelsin bu görevi layığı ile yerine getireceklerine inanıyorum ve şimdiden yeni görevinde kendisine başarılar diliyorum.

 

Peki siz hiç baro başkanı olmayı düşündünüz mü? Neden bir kadın baro başkanı olmasın?

Yok hayır hiç düşünmedim çünkü dediğim gibi bu büyük sorumluluk ve bağlılık isteyen bir görev. Ben daha çok gönüllü çalışmayı seven ve kendimi avukatlık dışında eğitim ve kadın hakları konusunda da çalışmalar yapmış biriyim. Bu sebeple bu göreve hiç sıcak bakamadım.

 

Peki, Türkiye Barolar Birliği’nin açılışına cumhurbaşkanının katılmamış olması çok tartışılmıştı. Siz bu durumu nasıl değerlendirdiniz?

Aslında cumhurbaşkanının katılmamış olması çokta sürpriz olmadı çünkü kendisi zaten aramızda bir uçurum açmıştı. İpleri kendisi gerdi. Bu yüzden katılmaması da gayet normaldi. Bir ara tartışıldı evet ama daha öncede dediğim gibi zaten böyle bir şey bekleniyordu.

 

Son olarak hala gündemde olan bir parelel yapı olayı var. Fettullah Gülen cemaati ve Ak Parti arasında ortaya çıkan sorunları siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben bu konuyu tek bir cümle ile açıklayacağım oda zaten gayet anlaşılır olacak diye düşünüyorum. Seçmen olarak önümüze sunulan iki seçeneğe Kırk katır mı istersiniz kırk satır mı?

SAMSUNG CSC

 

 

SAMSUNG CSC

 

banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner121

banner235

banner182

banner202

banner144

banner237