banner203
banner142
banner308

AKP'nin Başkanlık anayasasına alternatif çıktı
banner234
Başkanlık anayasası teklifi Meclis'te görüşülürken eski CHP'li Milletvekili ve Anayasa Profesörü Süheyl Batum, Yrd. Doç. Dr. Didem Yılmaz ile birlikte alternatif bir anayasa metni hazırladı.

"Demokratik cumhuriyet anlayışını ortadan kaldırmaya yönelik yönlerini, daha az zarar verecek alternatif bir metin hazırladık" açıklamasını yapan iki isim, anayasa metnine ilişkin özetle şu ifadeleri kullandı:

TBMM’nin şu anda Genel Kurul’da görüşmekte olduğu Anayasa değişiklik teklifi, hiç kuşkusuz, bugüne kadar 1921 Anayasası, hatta Askeri dönemlerde yapılmış olanlar bile dahil, teklif aşaması ve de içeriği itibariyle hem en hukuk dışı, hem de tüm bir anayasa yapma sürecini 100 yıl geriye götüren bir metindir.

Bunun yanı sıra söz konusu anayasa değişiklik teklifi, açık bir şekilde, tüm yürütme yetkisini TEK BİR KİŞİYE bırakmakla kalmamakta, yasama yetkisini (parti başkanı olarak çoğunluk milletvekillerini belirleme yetkisi aracılığıyla) ve yargı yetkisini (HSYK’nın başkanı ve başkan vekilini ve geri kalan 4 üyesini doğrudan belirlemek suretiyle) yine tamamen TEK KİŞİYE bırakmaktadır.

Bunun “haklı” gerekçesi olarak; “zaten gensoruyla düşürülen bakan sayısı azdı, az” denmesi de zaten denetim müessesinin teklifi hazırlayan ve onaylayacak milletvekilleri tarafından zerre kadar anlaşılmadığını gösteren bir örnektir.

Anayasa hukukçuları olarak bu duruma gözlerimizi kapamanın, görmezden gelmenin mümkün olmadığını düşündük. Bu amaçla “AKP’nin getirdiği teklifi değiştiren bir Karşı Teklif” hazırlama gereğini duyduk.


Umut ediyoruz ki, padişahlık döneminde bile olmayan yetkileri tek bir kişiye vermeyi hedefleyen, işgal altındaki bir ülkede Anadolu’nun bağrında toplanmış TBMM üyelerinin, Atatürk’ten esirgedikleri yetkileri, 2017 yılında tek bir kişiye vermeyi hiç sorgulamadan uygun gören bir meclisin üyeleri olarak tarihe geçmek yerine, en azından “bunun bir de alternatifi var, yokmuş gibi davranmayalım, 200 yıllık birikimimizi 15 günde yok etmeyelim” diyen “Türk milletinin gerçek temsilcileri” olduklarını göstereceklerdir.

İŞTE ALTERNATİF TEKLİFİN TAM METNİ

2/1504 Esas Sayılı Anayasa Değişiklik Tekilifi’nde Değişiklik Teklifi

Madde 1. 2709 sayılı Kanuna ilişkin anayasa değişikliği teklifinin, Anayasanın 77. maddesine ilişkin teklif hükmü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“C. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanının seçim dönemi

Madde 77- Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri dört yılda bir ve Cumhurbaşkanı seçimleri beş yılda bir yapılır.

Herhangi bir nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanı seçimlerinin  aynı yıla rastlaması durumunda, iki seçim arasında en az altı aydan az olmamak koşuluyla mutlaka farklı tarihlerde yapılacak şekilde seçimlere ilişkin takvim Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir.”

Madde Gerekçesi: Teklifle cumhurbaşkanı ve TBMM’nin aynı gün seçilmesi hükmü değişitirilerek demokratik siyasal rejimlerin hangisi benimsenirse benimsensin bu nitelikteki yönetimlerin vazgeçilmez temel ilkesi olan kuvvetler ayrılığının sağlanması amaçlanmaktadır. İktidarın düzenlediği anayasa değişikliği teklifinde, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ve TBMM seçimlerinin mutlaka aynı gün yapılması özellikle arzu edilmekteyken bu durumda hiçbir zaman tersi olmayacak şekilde her iki kuvvetin de aynı çoğunluğun elinde bulunması sonucu ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar bu değişikliğin nedeninin istikrar sağlamak olduğu yönünde “hukuk dışı” bir gerekçe ifade edilmekteyse de, bu durum çok açıklıkla demokratik sistemin üzerine inşa edildiği çoğulculuk ilkesinin ve tüm güçlerin aynı elde toplanmaması kuralının göz ardı edilmesine yol açacaktır. Nitekim Fransa’da cumhurbaşkanının görev süresini yedi yıldan beş yıla indiren anayasa değişikliğinden sonra aynı seneye denk gelen cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerinde, aralarında üç aylık bir süre olmasına rağmen bugüne kadar yürütmeyle yasamaya aynı çoğunluğun hakim olmuş olması, yukarıda ifade edilen gerçeği net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu sonucu ortadan kaldırmak ve çoğulculuk ilkesini koruyabilmek amacıyla aşağıdaki düzenleme önerilmiştir.

Madde 2. 2709 sayılı Kanuna ilişkin anayasa değişikliği teklifinin, Anayasanın 101. maddesine ilişkin teklif hükmü aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.

“Madde 101.

.......

Cumhurbaşkanılığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi içinden veya dışından, yirmi milletvekili, siyasi parti grupları, en son yapılan genel seçimlerde toplam geçerli oyların tek başına veya birlikte en az yüzde beşini almış olan siyasi partilerle en az yüz bin seçmen, aday gösterebilir.

Cumhurbaşkanı seçilen kişinin varsa Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer. Partisiyle ilişiği devam edebilir ancak partisinin yönetim kurul ve kademelerinde görev alamaz.”

Madde Gerekçesi: Teklifle milletvekillerinin cumhurbaşkanlığına aday gösterebilmeleri hususundaki yetkileri iktidar partisinin teklifinde çıkartılmışken, yeni teklifle tekrar maddeye eklenmiştir. Bunun amacı cumhurbaşkanlığına aday göstermenin sadece partilerin genel başkan veya yönetim organlarının kararlarına bırakılmasını engellemektir. Böylece milletvekilleri doğrudan doğruya yetkili kılındıkları bir alanda tercih kullanabilme olanağına sahip olacaklardır.

Aynı teklifin ikinci kısmında, cumhurbaşkanının statüsüne ilişkin iktidar partisinin getirdiği hukukla bağdaşmayan, çoğulculukla hiç ilgisi bulunmayan değişikliğin ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır.

Esas olarak “Partisiyle ilişiği kesilir” hükmü, partili olduğunu unutur, hafızası silinir biçiminde bir gerçek dışılığı kesinlikle kastetmemektedir. Bu düzenlemenin amacı he zaman için, cumhurbaşkanı seçildikten sonra partisiyle organik bağının kalmamasıdır, partinin yöneticisi olamamasıdır, partinin iç işlerine karışamamasıdır. Bunun dışındaki “manevi bağ, gönül bağı” biçimindeki ilişki tabii ki devam edebilir. Ancak görüldüğü üzere iktidar partisinin teklifinde bu husus çarpıtılmakta ve bu çarpıtmadan yola çıkarak inanılmaz bir eşitsizliğe ve çoğulcu demokrasi uygulamasına aykırı bir hukuksal uygulamaya yol açılmaktadır. Bu nedenle, cumhurbaşkanının manevi anlamda üyesi bulunduğu partiyle ilişiğinin devam edebileceği, ancak her halükarda cumhurbaşkanı seçildikten sonra partinin içişlerine karışamayacağı, yönetemeyeceği, hukuken kararlarına katılamayacağı yönünde bir düzenlemenin getirilmesi zorunlu görülmüştür. Kaldı ki, siyasal uygulaması açısından da partinin yöneticisi de olan bir partili cumhurbaşkanının, TBMM seçimlerinin de aynı gün yapılacağı düşünüldüğünde, hele ikinci dönemi için aday olduğunda, seçime katılan partiler arasında inanılmaz bir eşitsizlik yaratacağı ve siyasal rekabet ortamının açıkça ortadan kaldırılacağı bir duruma sebep olacağı tartışmasızdır.

Bunun için bir siyasal partinin desteğiyle seçilen cumhurbaşkanının o partiyle ilişiği devam edebilir, gönül bağı devam edebilir ancak o partinin yöneticisi olması mümkün olmamalıdır. Teklifimiz, bu yönde cumhurbaşkanının parti üyesi olarak kalabilmesini, ancak hem genel anlamda, hem de parti içi demokrasinin işleyebilmesi açısından partinin yöneticisi, yönetim ve karar organları ve mekanizmalarında kesinlikle yer alamamasını sağlamaya yöneliktir.

Madde 3. 2709 sayılı Kanuna ilişkin anayasa değişikliği teklifinin, Anayasanın 104. maddesine ilişkin teklif hükmünün;

6. fıkrasında yer alan “Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri göndemek” hükmü metinden çıkarılmıştır.
9. fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirlmiştir:
 “Cumhurbaşkanı üst düzey kamu yöneticilerini Türkiye Büyük Millet Meclisine teklif eder. Türkiye Büyük Millet Meclisi beşte üç çoğunlukla teklifi onaylar.Üst düzey kamu yöneticilerinin görevden alınmalarında da aynı usul geçerlidir.”

15. fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
 “Cumhurbaşkanının Türk silahlı kuvvetlerinin kullanılmasına karar verme yetkisi, ancak TBMM’nin tatil veya ara verme döneminde olması, ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması, TBMM’nin derhal toplanmasına imkan bulunmaması ve bu sebeple silahlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde geçerlidir.”

17. fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
 “Cumhurbaşkanının yürütme yetkisine ilişkin konularda cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilmesi, önerilen kararnamenin TBMM’nin salt çoğunluğuyla onaylanmasına bağlıdır. Anayasanın ikinci kısmında yer alan  temel haklar ve ödevler hiçbir şekilde cumhurbaşkanlığı karanamesiyle düzenlenemez. Anayasada kanunla düzenleneceği açıkça belirlenen konularda cumhurbaşkanlığı karanamesi çıkarılamaz. Diğer konularda cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanır.”

Madde Gerekçesi: Teklifle amaçlanan iktidar partisinin metniyle getirilmek istenen sistemin hukuka, demokrasiye, kuvvetler ayrılığına ve çoğulculuk ilkesine daha uygun şekilde işleyebilmesini sağlamaktır.

Bu çerçevede, ilk önce yasama sürecinde kuvvetler ayrılığının gerçek anlamda tesisini sağlamak üzere, cumhurbaşkanın geri gönderme yetkisi metinden çıkarılarak, yasama organının özerk iradesi, yürütme organından gelecek müdahaleye karşı korunmuştur. Zira iktidar partisinin teklifinde yer alan siyasal rejimin temel işleyişinin yürütmenin etrafında, yani cumhurbaşkanı ekseninde kurulduğu görülmektedir. Bu yönde bir tercihin demokratik şekilde işleyebilmesi ancak yasamanın kendi özerk alanını ve iradesini muhafaza edilebilmesiyle mümkün olabilir. (TBMM seçimlerinin cumhurbaşkanı tarafından yenilenmesi imkanı da bu görüş doğrultusunda kaldırılmaktadır) Şu halde, yasama ve yürütmede farklı çoğunluklar hakim olduğunda hatta aynı çoğunluğun hakimiyetinde olsa da, yasamanın kendi politikasına sahip çıkabilmesine olanak sağlanmaktadır.  1982 Anayasasının 89. maddesinin ilk fıkrasındaki “Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen kanunları onbeş gün içinde yayımlar” düzenlemesinde yer alan yayımlamanın bir zorunluluk içermesi karşısında, getirilmek istenen yeni siyasal sistemde cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen kanunları yayımlamak zorunda olup; bu kanunlar hakkında ancak Anayasa Mahkemesine iptal davası açmak suretiyle hukuki denetim yoluna başvurma yetkisi bulunmaktadır.

Bunun yanında, cumhurbaşkanının üst düzey kamu yöneticilerini atama yetkisi öneri ve onay aşamaları olarak ikiye ayrılmıştır. Demokratik kamu yönetimi anlayışının en önemli unsurlarından biri yürütmenin hem organik olarak hem de işlevsel olarak TBMM’ye ve onun iradesi olan yasalara uygun olması esasıdır. İktidar partisinin teklifinde bu ilke açıkça ortadan kaldırılmaktadır. Getirilen değişikliğin amacı yukarıda belirtilen ilkenin korunması olup, bu çerçevede üst düzey kamu yöneticilerinin atanması, cumhurbaşkanının salt takdirine bağlı olmaktan çıkarılarak teklif cumhuırbaşkanına, onay ise esas yetkili mercii olan TBMM’ye bırakılmıştır. Esasen iktidar partisinin teklifinin özünü oluşturduğu ileri sürülen sistemin temelinde de bu ikili mekanizma yer almaktadır.

Teklifle getirilmek istenen üçüncü husus, cumhurbaşkanına tanınan Türk silahlı kuvvetlerinin kullanılması yetkisinin şarta bağlanması ve ancak teklifte belirtilen hallerde kullanılabilmesini düzenlemektir.

Son olarak, teklifle demokratik yönetim biçimlerinin tümünde olduğu gibi “cumhurbaşkanının kararname çıkarma yetkisi”nin sınırlandırılabilmesi amaçlanmaktadır. Bu suretle cunhurbaşkanlığı kararnamesinin alanı daraltılmakta, temel hak ve özgürlüklerin tamamı üzerinde tek bir kişinin tamamen kendi takdiriyle tasarrufta bulunabilmesi imkanı ortadan kaldırılmakta, Anayasada açıkça kanunla düzenleneceği belirlenen alanlarda kararname çıkarılmasının önüne geçilmektedir. Bunun yanı sıra Türk anayasa ve idare hukukunun 150 yıldan beri kabul ettiği ilke idarenin tüm işlemlerinin kanuniliği, yani kanuna bağlılığı iken iktidar partisinin teklifinde bu husus tamamen göz ardı edilmiş, yürütme yetkisinin kullanılması alanı istisnalar dışında tamamen kararnameye bağlanmıştır. Getirilen teklifle idarenin kanuniliği ilkesi yeniden geçerli kılınmakta ve söz konusu kararnamelerin TBMM tarafından uygun bulunmadıkça yürürlüğe girmesi engellenmekte, böylece yürütmenin özerk düzenleyici işlem yapma yetkisi sınırlandırılarak buna karşı TBMM’nin demokratik denetim imkanı sağlanmaktadır.

Madde 4. 2709 sayılı Kanuna ilişkin anayasa değişikliği teklifinin, Anayasanın 106. maddesine ilişkin teklif hükmünün

- İkinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Cumhurbaşkanlığı makamının ölüm, istifa gibi sürekli, ağır hastalık gibi uzun süreli herhangi bir nedenle boşalması halinde kırk beş gün içinde cumhurbaşkanlığı seçimi yapılır. Yenisi seçilene kadar TBMM başkanı, cumhurbaşkanlığına vekalet eder ve cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır.

- Onuncu  fıkrasının başına “Cumhurbaşkanı,” ibaresi eklenmiş ve aşağıdaki şekilde  değiştirilmiştir.

“Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, görevleriyle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümlerden yararlanırlar. Bu durumda yasama dokunulmazlığına ilişkin genel hükümler uygulanır.

Madde Gerekçesi: İktidar partisinin değişiklik teklifinde “cumhurbaşkanlığı makamının boşalması” ifadesi kullanılmıştır. Bu yönde bir ifade hukuk devletinin temel kurallarından olan bir düzenleyici işlemin açıklık, öngörülebilir ve bilinebilirlik niteliklerinden yoksun olarak  keyfi uygulamalara yol açacak özelliktedir. Teklifle, boşalma halleri sürekli ve uzun süreli olmak üzere iki halde ele alınmıştır. Ölüm ve istifa sürekli boşalma halleri, ağır hastalık ise uzun süreli boşalma hali olarak öngörülmüştür.

Bunun dışında, belirtilen sürekli ya da uzun süreli boşalma hallerinde yeni cumhurbaşkanı seçilene kadar TBMM Başkanının cumhurbaşkanlığına vekalet etmesi benimsenerek, söz konusu durumlarda Türk anayasa hukuku ve siyasal tarihi açısından önemli bir gelenek devam ettirilmektedir.

Anayasanın 106. maddesine ilişkin değişiklik teklifinin 10. fıkrasında, cmhurbaşkanı yardımcıları ve bakanların görevleriyle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümlerden yararlanacakları düzenlenmiştir. Ancak iktidar partisi tarafından hazırlanan değişiklik teklifinde artık açık bir siyasi iktidar odağı haline gelen cumhurbaşkanı açısından bir düzenleme getirilmemiştir.

Cumhurbaşkanının yasama dokunulmazlığına sahip olup olmadığı, 1924 Anayasasındaki açık düzenleme dışında, hem 1961 hem de 1982 Anayasalarında belirgin değildir. Cumhurbaşkanının sadece göreviyle ilgili cezai sorumluluğu düzenlenmiştir. Ancak, görevi dışındaki faaliyetler ve eylemlerden doğan sorumluluğunu nasıl işletileceği konusunda doktrinde farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bunların içinde baskın görüş, cumhurbaşkanının göreviyle ilgili olmayan sorumluluğuna ancak görev sonu gidilebileceği yönündedir. Bu görüşün objektif bir hukuksal dayanağı bulunmayıp, cumhurbaşkalığı makamına atfedilen önemle açıklanmaktadır. Oysa 1924 Anayasası benzeri açık bir düzenlemenin anayasa metninde yer alması tüm spekülasyonları ve tartışmaları giderebilecek nitelikte olacaktır. 1982 Anayasasının cumhurbaşkanının statüsüne, görev ve yetkilerine ilişkin geniş değişiklikler içeren iktidar partisinin teklifinde seçileceği günden görev sonuna kadar kendi siyasi programını gerçekleştirme gücü bulunan cumhurbaşkanının, cezai ve hukuki sorumluluğunun da artan bu siyasal ve hukuksal konum itibarıyla açıkça düzenlenmesi bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu itibarla bu teklifle, cumhurbaşkanının göreviyle ilgili olmayan suçları ve hukuki sorumluluğu konusundaki statüsünün belirginliğe kavuşturulması amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda cumhurbaşkanına aynen 1924 Anayasasındaki gibi dokunulmazlığa sahip olduğu belirtilmekte, göreviyle ilgili olmayan bir hukuka aykırılık ile karşı karşıya kalınması durumunda bu dokunulmazlığın TBMM tarafından kaldırılarak olağan yargılama sürecine tabi tutulması sağlanmaktadır.

Madde 5. 2709 sayılı Kanuna ilişkin anayasa değişikliği teklifinin, Anayasanın 116. maddesine ilişkin teklif hükmü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“H. TBMM seçimlerinin yenilenmesi

TBMM üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu şekilde seçilen Meclisin görev süresi dört yıldır.

Cumhurbaşkanı hiçbir şekilde TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar veremez.”

Madde Gerekçesi: İktidar partisinin değişiklik teklifinde yasama yürütme ilişkilerinin kuvvetler ayrılığı üzerine tesis edildiği dile getirilmekle beraber madde düzenlemelerine bakıldığında yasama yürütme arasında işlevsel ve yapısal bağımsızlık değil tam tersi yürütmeye yani cumhurbaşkanına bütçe kanunu teklif etme ve cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma yetkisiyle fonksiyonel, Anayasanın 116. maddesinde öngörülen teklifle de yapısal açıdan yasama alanına müdahale imkanı verildiği görülmektedir. Buna karşı yasamanın cumhurbaşkanına karşı sadece cezai sorumluluğunu işletebilmesi söz konusu olup; bunun her bir aşaması için gerekli çoğunluklar göz önüne alındığında oldukça ağır koşullara bağlandığı görülmektedir. Kurulmak istenen bu siyasal yapı, herhangi bir siyasal sistemde yasama ve yürütme organları arasında bulunması gereken denge  siyasal demokratik mekanizmalarla bağdaşmamaktadır. Özellikle Anayasanın 116. maddesinde yer alan TBMM seçimlerini herhangi bir şarta bağlanmadan cumhurbaşkanı tarafından yenilenmesine karar verilebilmesi 1876 Anayasasının parlamentolu sistemine benzer bir işleyişe izin verecek niteliktedir. Zira her ne kadar teklifte TBMM seçimlerinin cumhurbaşkanı tarafından yenilenmesine karar verildiğinde cumhurbaşkanlığı seçiminin de beraber yapılacağı, yani, kendi seçiminin de yenilenmesi riskini içerdiği; bu sebeple de teklifte cumhurbaşkanı üzerinde bir “oto kontrol” mekanizması işletildiği dile getirilmekteyse de, TBMM seçimleriyle cumhurbaşkanı seçimlerinin beraber yapıldığında yasama ve yürütme organına aynı siyasal çoğunluğun hakim olacağı gerçeği karşısında bu düzenleme, partisiyle ilişiği devam eden ve partisinin yönetim organlarında görev alabilen bir cumhurbaşkanına kendi partisinin parlamentoda bulunan çoğunluğunu istediği zaman değiştirebilme keyfiyeti vermektedir.

Bunun dışında, iktidar partisinin hazırladığı teklifte cumhurbaşkanının ikinci döneminde TBMM’nin kendi seçimlerini yenileme kararı aldığında, cumhurbaşkanının üçüncü dönem için aday olabilmesinin önünü açan düzenleme, böyle hallerde ikinci döneminde bulunan cumhurbaşkanına üçüncü dönem için aday olabilme imkanının tanınması, her iki organa aynı çuğunluğun hakim olacağı hatırlanınca, tekrar seçilmek isteyen cumhurbaşkanlarının parlamentodaki kendi çoğunluğu eliyle keyfi şekilde TBMM seçimlerini yenileme olanağı verilmiş olmaktadır. Bu itibarla, getirilen yeni teklifle yasama yürütme ilişkileri içinde yürütme lehine çarpıtılmış olan siyasal denklemin düzeltilmesi amaçlanmaktadır. Bu çerçevede, temsili bir kurum olan TBMM’nin kendi seçimlerini yenileme yetkisi muhafaza edilirken, cumhubaşkanına tanınan TBMM seçimlerini yenileme yetkisi düzenlemeden çıkarılmıştır. Aynı şekilde TBMM seçimlerinin yenilenmesiyle cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de yenilenmesi şartı kaldırılmıştır.

Madde 6.  2709 sayılı Kanuna ilişkin anayasa değişikliği teklifinin, Anayasanın 159. maddesine ilişkin teklif hükmü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Hakimler  Kurulu
Hakimler Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik güvencesi esaslarına göre kurulur ve görev yapar.

 Kurul on bir üyeden oluşur. Üyelerin dördü Yargıtay, üçü Danıştay tarafından, kendi başkan ve üyeleri arasından üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla belirlenir. Yargıtay bir üyeyi başsavcılar arasından seçer.  İki üye Üniversitelerarası Kurulun hukuk alanında görev yapan üniversite öğretim üyelerinden göstereceği üç kat aday; iki üye Türkiye Barolar Birliğinin en az on beş yıl fiilen avukatlık yapmış olanlardan göstereceği üç kat aday arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilir.

Hakimler Kurulu’na Yargıtay ve Danıştay tarafından seçilecek adaylar, seçimden önce bu iş için oluşturulacak özel bir komisyon tarafından kamuya açık olarak dinlenir. Bu komisyon her adayın başvuru dosyasını inceleyerek hazırlayacağı raporu Yargıtay ve Danıştay Genel Kurullarına sunar. Yargıtay ve Danıştay kontenjanından seçilecek adayların en az üç yıllık üyelik yapmış olma koşulunu taşımaları gerekir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı seçimden önce adaylar, Mecliste grubu bulunan her siyasal partinin eşit sayıda temsil edileceği bir komisyon tarafından dinlenir. Komisyonda yapılacak dinlemeler Türkiye Radyo Televizyon Kurumu tarafından yayınlanır. Bu komisyon, her bir adayın başvuru dosyasını inceleyerek hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna sunar. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hakimler Kurulu üyelerini üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla ve gizli oyla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimi, adayların Meclis Başkanlığına bildirilmesinden itibaren otuz gün içinde tamamlar.

Hakimler Kurulu üyelerinin görev süresi altı yıldır. Görev süresi dolan üye yeniden seçilemez. Kurul üyeleri, görevlerinin devamı süresince başka bir görev kabul edemez veya Kurul tarafından başka bir göreve atanamaz ve seçilemez.

 Hakimler Kurulu üyeleri, üye tamsayısının salt çoğunluğuyla ve gizli oyla başkan seçer.

Hakimler Kurulunun kendisine bağlı Genel Sekreterliği ve Teftiş Kurulu bulunur. Genel Sekreter ile Teftiş Kurulu Başkanı ve Teftiş Kurulunda görev yapacak hâkim müfettişler Kurul tarafından atanır.

Hakimlerin görevlerini hukuka ve kanunlara uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı ve görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, davranış ve eylemlerinin görev gereklerine uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde inceleme ve soruşturma  Hakimler Kurulunun izniyle Kurulun hakim müfettişleri tarafından yapılır.

Kurul, adlî ve idarî yargı hâkimleri mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükseltme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; meslek öncesi ve meslek içi eğitim işlerini planlar ve yürütür; yargıya ait bütçe taslağını hazırlar ve bütçenin uygulanmasını gözetir; mahkemelerin çalışmalarını denetler ve değerlendirir; yargıyla ilgili kanun taslakları hazırlar ve hazırlanan taslaklar hakkında görüş bildirir; Anayasa ve kanunlarla kendisine verilen diğer görevleri yerine getirir.

Adalet bakanı, gerekli gördüğü durumlarda, disiplin işlerinin görüşüldüğü toplantılar dışındaki Kurul toplantılarına katılabilir. Bakanın kurulda oy hakkı yoktur.

Hakimler Kurulunun kuruluşu, görev ve yetkileri, çalışma usulleri ile Genel Sekreterlik ve Teftiş Kurulunun kuruluşu ile görev ve yetkileri ile adayların Türkiye Büyük Millet Meclisinde dinlenmesine ve seçilmesine ilişkin usul ve esaslar hakimlik güvencesi ve bağımsızlığı ilkelerine uygun olarak kanunla düzenlenir.

Savcılar Kurulu
Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve savcılık güvencesi esaslarına göre kurulur ve görev yapar.

Kurul on bir üyeden oluşur. Üyelerin üçü Yargıtay, ikisi Danıştay tarafından kendi üyeleri olan savcılar arasından üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla belirlenir. Yargıtay ayrıca bir üyeyi hakim üyeleri arasından üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla seçer. İki üye Üniversitelerarası Kurulun üniversite öğretim üyelerinden göstereceği üç kat aday; iki üye Türkiye Barolar Birliğinin en az on beş yıl fiilen avukatlık yapmış olanlardan göstereceği üç kat aday arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilir.

Savcılar Kurulu’na Yargıtay ve Danıştay tarafından seçilecek adayların seçimden önce bu iş için oluşturulacak özel bir komisyon tarafından kamuya açık olarak dinlenir. Bu komisyon her adayın başvuru dosyasını inceleyerek hazırlayacağı raporu Yargıtay ve Danıştay Genel Kurullarına sunar. Yargıtay ve Danıştay kontenjanından seçilecek adayların en az üç yıllık üyelik yapma koşulunu taşımaları gerekir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı seçimden önce adaylar, Mecliste grubu bulunan her siyasal partinin eşit sayıda temsil edileceği bir komisyon tarafından dinlenir. Komisyonda yapılacak dinlemeler Türkiye Radyo Televizyon Kurumu tarafından yayınlanır. Bu komisyon, her adayın başvuru dosyasını inceleyerek hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna sunar. Türkiye Büyük Millet Meclisi Savcılar Kurulu üyelerini üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla ve gizli oyla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimi, adayların Meclis Başkanlığına bildirilmesinden itibaren otuz gün içinde tamamlar.

Adalet Bakanı, Kurulun başkanı ve doğal üyesidir.

 Savcılar Kurulu üyelerinin görev süresi altı yıldır. Görev süresi dolan üye yeniden seçilemez. Kurul üyeleri, görevlerinin devamı süresince başka bir görev kabul edemez veya Kurul tarafından başka bir göreve atanamaz ve seçilemez.

Savcıların görevlerini hukuka ve kanunlara uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı ve görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, davranış ve eylemlerinin görev gereklerine uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde inceleme ve soruşturma Savcılar Kurulu Başkanlığının izniyle adalet müfettişleri tarafından yapılır.

Savcılar Kurulunun kuruluşu,  görev ve yetkileri ile çalışma usullerine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.

Kurul, adlî ve idarî savcıları mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükseltme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; meslek öncesi ve meslek içi eğitim işlerini planlar ve yürütür; yargıyla ilgili hazırlanan taslaklar hakkında görüş bildirir; Anayasa ve kanunlarla kendisine verilen diğer görevleri yerine getirir.”

Madde Gerekçesi: Çoğulcu yönetimlerin güvencesi bağımsız yargıdır. Hatta öyle ki, gerçekten bağımsız bir yargının olduğu anayasal sistemlerde, yazılı bir anayasanın olması mutlaka gerekli bir unsur olarak da sayılmayabilir. Toplumun temelinde yer alan bireyin doğuştan sahip olduğu dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez haklarının korunduğu; siyasal iktidarın hukuki denetime bağlandığı yönetimler özlerinde, maddi olarak anayasal niteliğe sahiptir. Bu itibarla temel hak ve özgürlükler listesi ne kadar kabarık olursa olsun, yasama yürütme ilişkilerine göre şekillenen siyasal rejim için en hassas mekanizmalar kurulmuş olursa olsun, bunlardan önce yargının bağımsızlığı sağlanmadığında, bunlar kağıt üzerinde keyfiliği maskeleyen düzenlemeler olarak kalmaya mahkumdur.

Son altı senede bağımsız yargının kurumsal güvencesine ilişkin kurallar biri anayasa düzeyinde olmak üzere toplam üç kere değiştirilmiştir. İktidarın teklifi, aslında, altı sene önce demokratik meşruiyet kazandırılarak yargının bağımsızlığının sağlanacağına ilişkin iddialarında ne kadar yanıldıklarının, bu görüşlerinde ne kadar hatalı olduklarının ikrarı niteliğindedir. Ne var ki, iktidarın hazırladığı halihazırdaki teklifte her ne kadar üye sayısı ve seçim usulünde önemli farklılıklara gidilmiş olsa da, bu teklif yargının yapısal olarak bağımsızlığını sağlamaktan hala oldukça uzaktır. Genel bir değerlendirmeyle yargının bağımsızlığının güvencesi olması gereken kurulun oluşumunun, yasama ve yürütmeye hakim olan çoğunluğun tekeline bırakıldığını söylemek mümkündür. Bunun yanında teklifte kurulun işleyişi açısından herhangi bir anayasal düzenlemeye yer verilmeyerek, teklif kabul edildikten sonra cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yani tek kişinin iradesiyle kurulun görev ve yetkilerine ilişkin esasların düzenlenmesi mümkün olacaktır. Bu itibarla, getirilen teklifle, hukuk devleti kuralıyla bağdaşmayacak bir oluşum ve işleyişin değiştirilmesi amaçlanmaktadır.

Teklifle, hakimlik ve savcılık mesleklerinin niteliklerine uygun şekilde iki farklı kurul yapılanması düzenlenmiştir. Seçimler bir takvime bağlanmış, TBMM tarafından yapılacak seçimlerde nitelikli çoğunluk tercih edilmiştir. Her iki kurulun görev süreleri yasama ve yürütmenin görev süresinden uzun olması sağlanarak ve yeniden seçilebilmenin mümkün olmaması tercih edilerek, kurul üyelerinin kendilerini seçen çoğunluklara bağımlı olmamaları sağlanmaya çalışılmıştır.

 

Madde 7. 2709 sayılı Kanununa ilişkin teklifin 19.maddesinin,

B bendinde yer alan “iktidar ve anamuhalefet partisi Meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi” ibaresi “Türkiye Büyük Millet Meclisinde en fazla üyeye sahip iki parti grubuna ve” şeklindeki değişiklik aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan siyasi parti gruplarına, kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda Hakimler Kurulu, Savcılar Kurulu, Yüksek Seçim Kurulu, Yargıtay, Danıştay, Üniversitelerle anayasada düzenlenen diğer kamu tüzel kişileri ve”

C bendinde yer alan 2709 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik kaldırılmıştır.
D bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“D. Anayasa Mahkemesi

146. madde aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi
Kuruluşu

Anayasa Mahkemesi on yedi üyeden oluşur.

Dört üye Yargıtay; dört üye Danıştay; bir üye ise Sayıştay Genel Kurulu tarafından, en az üç yıl üyelik yapmış kendi başkan ve üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğu ve gizli oyla seçilir.

Bir üye, birinci sınıfa ayrılmış hakim ve savcılar arasından Hakimler Kurulu tarafından üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla seçilir.

 Yedi üye Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilir. Meclis iki üyeyi Üniversitelerarası Kurulun hukuk ya da siyaset bilimi alanında çalışan profesörler; iki üyeyi Türkiye Barolar Birliği’nin avukatlar arasından göstereceği üç kat aday arasından seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisi, üç üyeyi ise doğrudan seçer.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yapacağı seçimden önce, adaylar, Mecliste grubu bulunan her siyasal partinin eşit sayıda temsil edileceği bir komisyon tarafından dinlenir. Komisyonun toplantıları Türkiye Radyo Televizyon Kurumu tarafından yayınlanır.  Bu komisyon, her adayın başvuru dosyasını inceleyerek hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna sunar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının beşte üç  çoğunluğuyla ve gizli oyla Anayasa Mahkemesi üyelerini seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimi, adayların Meclis Başkanlığına bildirilmesinden itibaren otuz gün içinde tamamlar.

Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırk beş yaşını doldurmak; hukuk, siyasal bilimler ya da iktisadi ve idarî bilimler alanlarından mezun olmak;  kamu hizmetinde en az on beş yıl fiilen çalışmış olmak; üniversite öğretim üyeleri arasından seçilecekler için en az on beş yıl öğretim üyeliği; avukatlar arasından seçilecekler için en az on beş yıl fiilen avukatlık  yapmış olmak gerekir.

Anayasa Mahkemesi üyeliği için aday göstermede ve seçimde uygulanacak esas ve usuller kanunla düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi, üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçer. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında resmî veya özel hiçbir görev alamazlar.

Anayasa Mahkemesi üyeleri oniki yıl ve bir defa için seçilirler. Anayasa Mahkemesi üyeleri altmış yedi yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük işleri kanunla düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi üyeliği, bir üyenin hâkimlik mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymesi halinde kendiliğinden; görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceğinin kesin olarak anlaşılması halinde de, Anayasa Mahkemesi üye tamsayısının salt çoğunluğunun kararı ile sona erer.”

Madde Gerekçesi: Teklifle siyasal iktidarın hukuki denetimine ilişkin usulde ve bu denetimi yapmakla görevli Anayasa Mahkemesinin oluşumda hem yasamanın hem de yürütme organının anyasal sınırlar içinde kalmasını sağlayacak değişikler yapılmıştır.

İktidarın hazırladığı anayasa değişikliği teklifinin, 1982 Anayasasının birçok maddesini tek bir maddede adeta torba madde yöntemiyle değiştiren 19. maddesiyle iptal davası açma yetkisi cumhurbaşkanı ve üye tamsayısının beşte biri tutarındaki milletvekili dışında sadece TBMM’de en fazla üyeye sahip iki partiyle sınırlandırılmaktadır. Mevcut düzenlemede yer alan iktidar ve anamuhalefet meclis grubuna tanınmış olan ve 1961 Anayasasının aksine, iptal davası açma yetkisini oldukça daraltan düzenlemede aksesuar niteliğinde bir değişiklikle yetinilmiştir. Oysa, iptal davasının sadece en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubuna tanınması gerektiğine ilişkin hukuki bir gerekçe olmadığı gibi cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yürütme organının başı olan cumhurbaşkanına oldukça geniş bir düzenleme alanı tanındığına göre bunun karşı ağırlığı denetim yöntemlerinin geniş olmasıyla sağlanabilir. Bu itibarla TBMM’de grubu bulunan tüm siyasi partilerin yanında kendi varlık ve görev alanlarıyla ilgili olarak yüksek mahkemelere, kurullara, üniversitelere ve anayasada belirtilen diğer kamu tüzel kişilerine iptal davası açma yetkisi tanınmaktadır. Böylece bu değişiklikle demokratik sistemlerinin vazgeçilmez ilkesi olan kuvvetler ayrılığı yani kurumsal çoğulculuğun gerçekleşmesi amaçlanmaktadır.

İktidar partisinin hazırladığı teklifin 19. maddesinin C bendi, 1982 Anayasasının 89. maddesinin üçüncü fıkrasını değiştirmekte; cumhurbaşkanı tarafından geri gönderilen kanunların TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğuyla kabul edilmesi kuralını getirmektedir. Yukarıda Anayasanın 104. maddesine ilişkin değişiklik teklifine ilişkin bölümde de ifade edildiği üzere, kanunları geri gönderme yetkisi, getirilmek istenen siyasal rejim değerlendirildiğinde, cumhurbaşkanının yasama organının iradesine siyasal müdahalesi niteliği taşıdığından geri gönderme yetkisi teklifle kaldırılmıştır. Bu itibarla, kanunların geri gönderilmesi halinde salt çoğunluk kuralı da konusuz kaldığı için kaldırılmaktadır.

Teklifin 19. maddesinin D bendinde Anayasa Mahkemesinin yapısına ilişkin değişiklik askeri yargının kaldırılmasına bağlı olarak yapılmıştır. Ancak, en son 2010 Anayasa değişikliğiyle yapısı değiştirilen Anayasa Mahkemesinin kuruluşunda, özellikle cumhurbaşkanının siyasal sistem içinde değiştirilen statüsü ve niteliği göz önüne alındığında önemli değişiklikler yapılması elzem hale gelmiştir. 2010 Anayasa değişikliğine göre 17 üyeden oluşan Anayasa Mehkemesine üç üye TBMM tarafından geri kalan 14 üye de cumhurbaşkanı tarafından seçilmektedir. Yapılmak istenen değişiklikle 14 yerine 12 üye cumhurbaşkanı tarafından seçilecektir. Ancak bu değişikliğin, teklifte yürütme organına ilişkin tüm değişiklikleri göz ardı ederek değerledirilmesi mümkün değildir. 2010 yılında AYM’nin yapısına ilişkin değişiklik hakkında dile getirilen eleştiriler bugün çok daha büyük bir anlama sahiptir. Teklif bu hususlerın düzeltilmesine yöneliktir.

Siyasal iktidarın anayasal sınırlarını belirlemek ve onlara karşı anayasanın üstünlüğünü koruma amacını taşıyan AYM’nin yapısal oluşumunda kendi siyasal program ve politikasına sahip olan cumhurbaşkanına ağırlık vermek, Yüksek Mahkemenin onun iradesi altına alınmasına göz yummak olarak değerlendirilmektedir. Gerçi karşılaştırmalı hukuka bakıldığında benzer yöntemlerin uygulandığı dile getirilebilir. Ancak bu yönde tercihler AYM ya da benzer işlevi olan yüksek mahkeme üyelerinin onları atayan siyasal iktidardan uzaklaşmalarını ve objektif olarak anayasayı uygulayabilmelerini sağlayan gerek görev süresi gerek üye seçiminde nitelikli çoğunluk aranması gerekse ikinci bir anayasal kurumun onay zorunluluğuna ilişkin tercihler, tercih edilen yöntemi dengeleyen asıl kurallardır. Böylelikle oluşturulan mahkemeler, belirli çoğunluğun değil, anayasal düzenin ve çoğulculuğun güvencesi olarak sayılmaktadır. Bu itibarla, teklifte AYM üyelerinin ağırlığı yüksek yargının kendi içinde yapacağı seçimlerle belirlenen üyelere verilmiş; TBMM’nin de üye seçmesi kabul edilmekle birlikte nitelikli çoğunluk aranması suretiyle yasama organı içinde farklı çoğunlukların uzlaştığı kişilerin AYM üyesi olarak seçilmesi sağlanmaktadır.

Madde 8. 2709 sayılı Kanuna ilişkin değişiklik teklifinin 18. maddesine  d bendi eklenmek suretiyle aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“d) 2709 sayılı Kanuna 6718 sayılı Kanunla eklenen geçici 20. madde yürürlükten kaldırılmıştır.”

Madde Gerekçesi: 20 Mayıs 2016 günü kabul edilen 6718 sayılı Kanunla 1982 Anayasasına geçici 20. madde eklenmiştir. Bu değişiklikle belirli suçlar bakımından haklarında fezleke hazırlanmış olan milletvekillerinin yasama dokunulmazlıkları, kanunun kabul edilmesiyle birlikte bir seferde kaldırılmıştır.

Temsili hükümet sisteminin yasama sorumsuzluğuyla birlikte esaslı bir güvencesi sayılan yasama dokunulmazlığının Türk hukukundaki rejimi, 1982 Anayasası kabul edildiği günden beri hem kapsamı hem de istisna halleri açısından eleştirilmiştir. 20 Mayıs 2016 günü, Anayasanın söz konusu 83. maddesinin oldukça sorunlu bu hükmünün yeniden düzenlenmesi bir yana, demokratik hukuk devletinin güvencelerini hiçe sayan oldukça keyfi sonuçlar doğuran bir  düzenleme kabul edilmiştir. Değişikliğin kabulü, Anayasanın güvence altına aldığı ilke ve kurallara uygun bir seçimle TBMM üyesi olmaya hak kazanmış milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması siyasal yönetimde çoğunluğun tiranlığının varabileceği noktanın sinyallerini vermiştir. 8 aydır yürürlükte olan ve zaman, kişi ve konu yönlerinden açıkça hukuka aykırılık içeren bu değişikliğin yürürlükten kaldırılması, TBMM’nin her siyasi görüşün meşru yollarla temsilci olabildiği bir ulusal karar organı olduğu  gerçeği karşısında  hem Türk anayasa hukuku hem de siyasal tarihi açısından  anlamı oldukça önemlidir. 

Kuşkusuz parlamentoda doğrudan doğruya terörü destekleyen faaliyetlerde bulunan ağır cezayı gerektiren suçları işleyen milletvekillerinin yasama dokunulmazlığı zırhından yararlanmaması, bu doğrultuda bir düzenleme yapılmasını her zaman haklı kılar. Ancak bunu belirli suçlarla ve belirli dönemle sınırlayan, nokta atışı şeklindeki düzenlemenin getirdiği hukuksal sonuç, yasama organı üyelerini tamamen güvencesiz bir hale soktuğu açıkça görülmüştür. Bu nedenle yasama dokunulmazlığı sorununa gerçek anlamda niteliğine uygun bir düzenleme yapılması gerekmektedir. Bu itibarla hem Parlamento mantığına hem de değişik görüşlerin ve farklı düşüncelerin temsil edilmesi esasına uygun bir düzenleme getirilinceye kadar daha önce yapılan eksik ve amacı tamamen saptırılmış düzenlemenin kaldırılması amaçlanmaktadır.

 
banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner235

banner274

banner325

Advertisement