banner232
banner203
banner230
banner165
banner15

Ahh o eski Ramazanlar…!
banner234

 

Her Ramazan geldiğinde hep aynı sözü söyleriz.

Özellikle bizim ve bizden önceki jenerasyınlar için bu kesin böyledir.

“Nerede o eski ramazanlar” demeyecek biri var mıdır ki?

Hiç sanmıyorum olsun. Ama Ramazan ayının bendeki o mistik havası hep aynıdır. Direk hafızam filmi geri sarar ve çocukluk yıllarıma geri dönerim.

Ramazan ayı geliyor ve benim bu geri dönüşlerim başladı bile.

İşte o geçmiş yıllara baktığımda, neler yaşadığımı dilim döndüğünce sizlerle paylaşmak istiyorum.

*******

Ortaokul yıllarımda bir yaz tatilim ramazana denk gelmişti.

Bir ipek halı atölyesinde çalışıyordum. Sistem gereği Ramazanlarda sahurdan sonra işe başlayıp, saat dörde kadar çalışıyorduk.

Ramazan Ağustos ayına denk gelmişti .İlk gün sahurdan sonra servis geldi, yeni sahur yapmışım, karnım tok neşeli bir şekilde servise bindim. Enerjim yüksek çünkü akşam da erken çıkacağız hevesiyle çalışmaya başladım. O dönemde çıraklıktan kalfalığa terfi etmiştim.

Öğle saatine kadar herşey normaldi, öğlen olmaya başlayınca uyku ve açlık yavaş yavaş etkisini göstermeye başlamıştı.

Kendi kendime sabırlı ve sakin ol diyerek telkin ediyor ve saatin bir an önce ilerlemesi için dua ediyordum. Bizim dönemimizde ustalar çok sert olurdu, daha hızlı ve daha çok iş isterler, hata kabul etmezlerdi.

O kadar sertlerdi ki; kafamızı sağdan sola çeviremez, onlar ne derse desin karşılık veremezdik.

*******

Böyle yoğun çalışırken dahi zaman geçmiyordu.

Dörtten sonra açlığın yerini susuzluk almıştı.

İşten eve gelince susuzluktan ölüyordum, bir taraftan da

Ağustos sıcağı dayanılmaz bir hal almıştı. Çalışırken eve gidince uyuyup zamanın geçmesi düşüncem, eve gelince hayal oldu.

Çünkü akşama iftara misafirlerimiz vardı ve ben anneme yardımcı olmak ve misafirlerimize hazırlık yapmamız gerekiyordu.

Susuzluğun ne kadar zor olduğunu o gün anlamıştım.

*********

Bizler duygularımızı belli etmeyenlerdendik, yoksa utanmasam ağlayacaktım. Annem ‘’sakın zorlanıyormus gibi olma, Allah tuttuğun orucu kabul etmez’’ dedi. Normal zamanlarda yüzüne bile bakmadığım su, şimdi damlasına bile ‘’ne kadar değerli’’ diyordum.

Keşke yanlışlıkla bir damla su bir şekilde bana ulaşsa deyip hayıflanıyordum. İş yapıyordum ama herşey eziyet geliyordu.

Akşam yaklaştıkça, iş yapsam dahi gözüm sürekli saatte takılı kalıyordu, iftar olunca yemek falan değil, sürahiyle su içmek istiyordum.

Sabırsızlıkla beklediğim iftar vakti gelmişti.

Önce misafirlerimizin yemeklerini hazırlayıp, hizmetlerini yaptık.

Ben tabağımda ki yemekleri görmezden gelip surahiyi utana sıkıla yanıma alarak sadece su içiyordum. O gün hayatımda içmedigim kadar su içmiştim ve hayatım boyunca o susuzluğu unutamam.

Benim için suyun önemi o gün başladı. İlk gün bunları yaşadıktan sonra ikinci ve üçüncü günüde böyle geçmişti.

Ramazanın dördüncü günü alışmıştım. Sıcaklarda oruç tutmak zor denir, ben onu bizzat yaşadıktan sonra; yemeğin, suyun önemini anladım.

********

Oruç bir anlamda ruhunuzun terbiyesi oluyordu.

Hayatı başkalarının anlatması değil de yaşarken öğrenmek farklı.

Ben ilkokulda oruç tutmaya başladım.

Aile zoruyla falan değil kendim istediğim için.

Çocuklukta yaşadığım iftarların, sahurların mutluluğu ve hazzı başkaydı. Belki de ağaç yaşken eğilir sözü buydu. Biz küçücük evlerde büyük aileler olarak yaşardık. Babam Erzurum’dan ilk göç edenlerdendir.

Erzurum’dan İstanbul’a ve İzmit’e işi olup gelenler, bizim evde kalır, yenilir, içilirdi. En az kalan bir ay kalır, gittiği zaman çok üzülürdük.

O dönemlerde okumaya, calışmaya gelenin konaklama yeri bizim evimizdi. Çocukluğumdan evlenene kadar kendi ailemizle sofraya oturmamıştım. Ramazan aylarımız böyle yoğun misafirlerle geçer, ekmeğimizi, yemeğimizi, evimizi, kıyafetlerimizi paylaşırdık.

Bazı zamanlar maddi açıdan zorluk ve yokluk çekerdik yine de misafirlerimiz ve akrabalarımız anlamasın, onlara aksetirmeyelim diye büyük mücadeleler verirdik. Babam tek maaşla bir sürü insana elinden gelenin fazlasıyla destek verirdi. Herkes iyi olsun diye annem evde yoğun calışır, babam calıştığı fabrikada çoğunlukla mesaiye kalırdı.

Sırf daha çok maaş alayım diye…

********

Küçücük evimiz ama geniş ailemizde bunlar yaşanırken neşemiz mutluluğumuz bambaşkaydı, ramazanların tadı birbaşkaydı.

Ailemden cok sey öğrenmiştim. Annemin yokluktan var ettiği yemekleri, mutfak idaresini, ekmeğin kıymetini, un tuz ve suyla ekmekten yemeğe kadar çesitlerin yapılabildiği, israf edilmeden değerlendirilebileceğini öğrenmiştim. Annem ev ekonomisinde sanki bir kaç üniversite bitirmiş, üstüne de master yapmıştı. Böyle bir annenin evladı olarak, hayatım boyunca ekmeğin, yemeğin, suyun israfına karşı çıkışımdır.

********

Yemekte çok seçici değilimdir. Öyle bir alışkanlığım var ki nerede olursam olayım tabağıma konulan yemeği bitirmeye çalışırım, yarım bırakmayı sevmem, bitiremeyeceksem atılmasına izin vermem.

Bu durumumu görenler cimri gibi değerlendirse de;

kim nasıl görmek isterse istesin diyorum.

Ramazanlar bizlere çok şey katıyor. varlığı, yokluğu, sabrı...

Midemizin dinlenmesi, maneviyat duygularının yoğunlaşması, paylaşımların çoğalması...

Çok klişe bir cümle olacak belki ama yine de söyleyeceğim.

Eski ramazanlar daha bir güzeldi. Yokluk vardı belki ama gerçek mutlulukları yaşamıştık .Ramazanı farklı karşılar, güzel uğurlardık.

İçimden 'hey gidi günler hey' demek geldi...

Ramazan ayı insanların huzur bulacağı bir aydır.

Bu mübarek ayımızı huzur dolu; mutlu, sıcak ve sakin bir şekilde geçirmeniz dileği iLe Ramazan ayınız

Hayırlı Olsun…

 

banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner121

banner235

banner182

banner202

banner144

banner237