Arnold Lobel tarafından yazılan Fil Amca, kitabın çevirmeni olan Ece Özkan’ın annesi Seray Dündar Özkan tarafından hediye edilmişti bize. Ona teşekkür ederek başlamak istiyorum yazıya. Kelime Yayınları’ndan çıkan kitap, bir filin hayattan aldığı zevke dahil ediyor bizleri.

Anne ve babası denizde çıkan bir fırtınada kaybolan küçük filin yanına Fil Amca geliyor ve bizler için hikaye başlıyor. Kendi zaafları ile yüzleşen ve bunlardan rahatsızlık duymayan Fil Amca, küçük fili alıp tren yolculuğuyla kendi evine getirmek istiyor. Yolda; evleri, tarlaları, telefon direklerini ve en son kucaklarındaki fıstık kabuklarını sayan Fil Amca oldukça eğlenceli birisi. Sizi bilmem ama ben de küçükken uzun seyahatlerde bir şeyleri saymayı çok severdim. Yanından geçtiğimiz evlere bakardım ve içindeki insanlarla ilgili hayaller kurardım. Doğadaki Son Çocuk kitabında da değinildiği gibi, bu yolculuklarda camlar bizler için açık hava sinemaları gibiydi. Ben de bu dönemdeki seyahatlerde aynı Fil Amca gibi etrafımdaki görsel olan her şeye karşı kayda açık tutardım zihnimi de, hayal dünyamı da. Bu yanıyla kendime benzettim onu.

Fil Amca yaşlı ve kırışıklıklarla dolu ama hayatın tadına varan bir yapıya sahip. Örneğin her sabah müzikle başlıyor güne. Ektiği ve bakıp büyüttüğü çiçekleri var ve onları yeğeni ile tanıştırıyor. Güne başlamak için en iyi yolu seçenlerden yani Fil Amca. Bir de vücut ağrıları yaşıyor ama onları gidermenin en iyi yolunu buluyor. Nedir bu en iyi yol biliyor musunuz? Yeğenine hikaye anlatmak. Galiba anlatı sanatı kendisini içine alan herkese yaşam enerjisi veriyor. Dinleyeni de, anlatanı da besleyen bir yanı var hikayelerin. Fil Amca da bunun güzel bir örneğini sunuyor.

Kitabımızın resimleri de oldukça güzel ve izlenesi. Çiçeklerden taç yapan, birbirini hortumundan tutup selamlayan fillerin halleri sahiden umut aşılıyor insana. Küçük file eşlik eden Fil Amca’nın görevi kaybolan anne ve babanın geri dönmesi ile bitiyor. Mutluluk içinde küçük fili evine götüren Fil Amca yine trende bir şeyler sayıyor. Bu sefer saydığı şey ise küçük fil ile geçirdiği gün sayısı. Küçük fil, anne ve babasına kavuştuğu için çok mutlu oluyor ve açık söyleyeyim okur olarak ben de öyle. Ayrıca mutlu olduğum bir diğer konu ise büyüklerin küçüklere olan ilgi ve sevgisi. Fil Amca’nın küçük fil için yaptığı en güzel şey, ona yaşamdan nasıl keyif alınacağını göstermesi. Bunu söylemesi değil, göstermesi. Güne başlarken, seyahat ederken, bitki yetiştirirken yaptığı şeyler aslında ruhumuzu besleyen şeyler. Ayrıca tehlike anında küçük bir file kol kanat görmesi, onu mutlu ve umutlu kılmak için çırpınması da ayrıca huzur bırakıyor insanın içine. Onunla büyük ve küçükler arasındaki ast üst ilişkisine değil de arkadaşlık ilişkisine girmesi de bence kıymetli. Yukarıdan bir ses değil, yanından bir ses Fil Amca. Tepeden değil sözleri, tam da yeryüzünün tüm güzellerini görecek kadar yakın toprağa ve aynı zamanda bizlere. Her çocuğun yaşamında olmasını dilediklerimden aslında Fil Amca. Klasik rollerde değil de, asıl rollerde olanlar ve hayatının baş rolünü oynayanlardan çünkü kendisi. Herkes gibi olmayı reddeden aynı zamanda. Yaşamdan keyif almanın, belki de en çok bir çocuğun mutsuzluğunu dağıtmakla sağlanacağını gösterdiği için belki de sevdim Fil Amca’yı. Elbette bu vesile ile yazarı Arnold Lobel’i. Tavsiye ile…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.