Sıcacık bir hikaye elimdeki. Göknil Genç’in kaleminden çıkan hikayeye Mustafa Delioğlu’nun çizimleri eşlik ediyor. Kitabın basımını Can Çocuk Yayınları üstlenmiş. İnsanın içini sarıp sarmalayan bir yanı var kitabın. Emekliliğe ayrılan bir vagonun yeni durumunu kabullenememesi ve tekrar işine geri dönme isteği var karşımızda. Elbette sıcacık yanı bu değil; asıl güzel olan yanı o vagonu bir günlüğüne de olsa eski iş hayatına döndürme telaşındaki dostları. Bu dostlar da öyle kolay bulunanlardan değil. Örneğin bir karga bu sıkıntıya çözüm bulma telaşında ve başka bir ülkeden kendisine eşlik eden martı arkadaşı. Hayali bile güzel değil mi sizce de?

Trenleri hep sevmişimdir. Ne yalan söyleyeyim eski trenlerin artık işlevsiz hale gelmesi garip bir şekilde hüzünlendirir de beni. Çocukken her haftasonu Kocaeli-İstanbul hattında gidip geldik o trenlerle. Derince’den Söğütlüçeşme’ye yapılan bu yolculuklar dedemin hasta olması nedeniyle bir dönem istisnasız her haftasonu yapılıyordu. Bir çocuk olarak benim için tamamıyla eğlence dönemiydi. Farklı insanları gördüğümüz ve genelde çok kalabalık vagonların değişmezleri vardı. Örneğin gözleri görmeyen bir adam vardı ve trende bir şeyler satardı. Onu çok net hatırlıyorum ve sıkça denk gelirdi bizim trene. Bir de görevlilerin gelip biletlerimize iki delik açtığı anlar var aklımda. Eğer ortadaki bölmede oturuyorsak karşımızdakilerle gelişen sohbetler ve kısa süreli keyifli anlar oluşurdu. Bir de asla vazgeçemediğimiz ve diğer yolcularla paylaştığımız İzmit’in simiti. Trenlerde mutlaka satılırdı ve biz de çok severdik bu simiti. Hatta Kemal Sunal’ın bir filminde de geçer böylesi bir durum. Kemal Sunal simit satar ve İzmit’tedir tren o anda. Kısacası Göknil Genç niyetlenmese de beni alıp tam da çocukluğumun o güzel zamanlarına götürdü. Tren bir dönem insanının en sık kullandığı toplu taşıt aracıydı. Bu grup insanlar da genelde alt ve orta gelirli insanlardan oluşuyordu. İzmit’in eski halini anımsayanlar tren raylarının şehrin içinden geçtiğini bilirler. Sonra o raylar kaldırıldı ve yerini Yürüyüş Yolu’na bıraktı. Hala trenler çalışıyor ama bu sefer hızlı olanlarından ve şehrin içinden değil. Bir de şöyle bir değişim oldu; ücret açısından otobüs fiyatlarından biraz daha yüksek bir miktar oldu. Yani içindeki insan profili de değişti haliyle. Örneğin en son Kocaeli-Ankara treninde gözlemlediğim genelde memur, kamu personeli ve öğrencilerin treni tercih ettiği yönündeydi. Elinde kitabı olan, bilgisayarı olan ve okumakla haşır neşir bir kesim belirgindi sanki. Ne yalan söyleyeyim trenleri her haliyle seviyorum. Çocuklu olmakla edindiğim seyahat pratiklerinde trenin çok rahat olduğunu da eklemem gerekiyor. Otobüs gibi sabit ve kemerle bağlı değilsiniz siz ve çocuğunuz. Hareket hayatının önemli bir parçası olduğu için istediği zaman yerinden kalkabilmesi benim gibi bir çocuğu olanlar için bulunmaz nimet. Ayrıca eskiye oranla çok daha konforlu ve rahat koltukları var. Neyse ben konudan epey uzaklaştım ama eski trenleri de hep arar gözüm. Bugün (27 Ocak 2017), yanımda iki çocukla o eski rayların olduğu yerden geçerken rayların üzerinde bir vagon gördük ve bunun üzerine sohbete başladık. Yanımdaki çocuklara tam da şu an size yazdıklarımı anlattım. Ayrı bir yaşam alanıydı o zamanlar. Eski trenden bırakılan vagona bakarken bir parça hüzün kapladı içimi. Sonra kütüphaneye gittik ve bu kitabı buldum; hemen okudum. Galiba tam da bu yüzden kitapta bahsedilen vagonun tüm ruh hali çok yakın ve tanıdık geldi bana. 

Emekli olmayı bir çeşit terk edilmişlik olarak algılayan vagon bu durumu kabullenemez ve çok üzülür. Bunu fark eden bir karga da onunla sohbete başlar ve derdine çözüm arar. Başlarda karganın bir şey yapamayacağını düşünen vagon bir sürü kuşun, kedinin ve köpeğin seferberliğini görünce çok şaşırıyor ve mutlu oluyor. Okur olarak ben de mutlu oldum. Bir sevinç kapladı içimi. Dayanışmaları, farklılıklarına rağmen ortak bir iyi niyet üzerinde birleşmeleri ve her şeyden öte vagonun duygularına değer vermeleri. Bunları düşünürken aslında ne çok şeyden mahrum kaldığımızı da düşünmedim değil. Gerçek hayatın tüm acımasızlığı bu kitapla ters çevriliyor sanki. Bizleri mutlu ve umutlu kılmanın aslında nasıl da basit olabileceğini de. Çizimler de tüm duyguların aynası gibi. Mustafa Delioğlu sanki çocukluğumdan kalan bir trenin vagonunu resmetmiş. Bir de hemen ilave edeyim bu vagonun üzerinde “Ankara Ekspresi” yazıyor. Malum ülke tarihinde demir ağların örülmesi oldukça önemli bir noktadır ve Başkent bu noktada ayrıca merkezdir. Oradan tüm şehirlere ulaşım sağlanır ve bu anlamda şehir aynı zamanda birleştirici bir mekandır. 

Yazdığım ve yazmadığım tüm anılarımla beni çocukluğuma götüren bu hikayeyi okumakla çok mutlu oldum. Evrendeki canlıların aslında bizim kabullendiğimiz gibi olmayabileceğini de gösteriyor hikaye. Ayrıca aynı zamanda emekli olmanın atıl olmak, işe yaramaz olmak ve buna benzer çağrışımlarla anılmasını da ters düz ediyor. Vagon eski günlerine dostları sayesinde döndüğünde aslında sahiden de çalışmak için artık yorgun olduğunu anlıyor ve ikna oluyor yaşadıklarına. Bu da çok önemli bir diğer nokta. Kişinin durumunu kabullenmesi de böyle değil mi? Kısacası neresinden bakarsam bakayım “iyi ki elime almışım” dediğim bir kitap. Elbette iyi ki yazmış yazarı ve çizmiş çizeri dediklerimden.


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.