2004 yılının Ağustos ayıydı. Harem otogarında otobüs saatini beklerken hayatımı şekillendiren ve kariyerimi olgunlaştıran bir telefon aldım.

Arayan ünlü TV yapımcısı Tülin Feza Ünver’di.

Yasemin Bozkurt’un kızkardeşi olur kendisi. Elektronik postayla yaz başında yolladığım özgeçmişimi beğenmişler, Kanal D’de yayınlanacak Kadının Sesi programı için talip olmuşlardı bana.

Bu teklif öncesi, Show TV ve atv gibi kanallara dışarıdan işler yapmıştım ama Doğan Yayın Grubu’nun bir parçası olmam teklif ediliyordu.

Hayallerim dudağımın ucundaydı.

Para pazarlığı bile yapmadan hemen kabul ettim. Artık beni İzmit – İstanbul arası zorlu ve yorucu ama mutlu edecek bir hayat bekliyordu.

Kanal D televizyonunda sırasıyla program editörlüğü, program seslendirmenliği, senaristlik ve hatta oyunculuk yaptım.

Magazin editörlüğü, magazin seslendirmeleri derken, merhum Mehmet Ali Birand’ın ses tonumu keşfetmesiyle haber merkezine kapağı attım.

Aman Allahım; sağ tarafım Deniz Arman, sol tarafım Ayşenur Arslan, önüm Birand, arkam sobeydi!

Yıllarca TV haber emekçisi olarak gidip geldim bu meşakkatli yolu.

Toplam ve ortalama olarak 8 yıllık mesaimde 12 defa dünyayı turlayacak yol kat etmişim.

Anlaşmam serbest olduğu için sigortam geç yapıldı, çünkü diğer kanallara da seslendirmeler yapıyordum.

Onlarca yolcu içinde otobüste Euro D Haber’in perforelerini (haber altı ses) bile okudum.

Çok matraktı o günler.

Kanal D emekçileri aslında biraz da çatlaktır. Kanal D’li olabilmek için ‘deli’ olmak diye bir motto var sonuçta.

125 km yol gelmek kolay değil. Bir gün geç kalmışım, kanala koşturuyorum ama nasıl!

Duraktan off tube, yani ses odasına yetişmem 10 dakika. Nasıl da trafik var anlatamam!

Araç trafiğinde yaya olarak koşturmak, bekleyen kadersiz araçları sollamak çok keyifli.

(9 dakikam kaldı!)

Allah kahretsin, öğle haberi için acil ses isteniyor. Yayına da 5 dakika var. İmkansız yetişemem!

Televizyonculuk öyle uzaktan göründüğü gibi bir şey değil, saniyelerin hesabı yapılır, yani affı yoktur.

Mobil seslendirme aparatlarım sırt çantamda, sırt çantam da ardıma yapışıktır.

(Bu yüzdendir boyun ve bel fıtığı oluşum)

Çanta içinde bilgisayar, mikrofon, kayıt mikseri ve mobil internet bağlantı cihazı falan var.

Hemen yol üzerindeki bir durağın bankına oturup, üzerimdeki montu başıma çadır yapıp (ses yalıtımı için) ve internete girip acil bir trafik haberini okumaya başladım.

Bağcılar 100. yıl mahallesinde TIR’ın biri yol ortasında arıza yapmış, trafik o noktada zaten tek şeritmiş, TIR yolu kapattığı için saatlerce trafik olamayacakmış ve o yöne gidecek sürücülerin alternatif yolları kullanmaları gerekmekteymiş falan…

Bu seslendirmeyi mail olarak montajcı arkadaşa yollayacağım, o da üzerine ilgili kaza görüntüsünü koyup yayın bandına yetiştirecek.

Neyse ki okuma bitti, derin bir ohh çekip cihazları çantama koydum.

Aman Allahım o da ne, az önce seslendirdiğim hadise 10 metre önümde cereyan ediyor ve ben olay yerinden seslendiriyorum.

8 yıl

Dile kolay geliyor ama tam 8 yıl, her gün İzmit Bayındırlık Konutları – Bağcılar Doğan TV Center arası gidip geldim.

Maaşım bir gün bile aksamadı, personelinin rahatını düşünen rüya gibi günlerdi.

O yıllar Milliyet binası ile bitişikti Kanal D & CNN Türk binası. Sonradan satılan Star TV 2005 yılında gruba dahil olmuştu.

İçinde gazeteler, televizyonlar, radyolar barındıran ve binlerce insana ekmek kapısı olan Doğan Yayın Grubu artık olmayacak!

Bu yazıda mevcut hükümet ile Aydın Doğan arasındaki sürtüşmeleri, barışmaları, cezaları falan yazmayacağım.

Çünkü haber dediğin herkesin görmek istediği pencereden cereyan eder.

Ben Doğan Yayın Grubunun satıldığını duyduğumda içimde cız eden o sesi paylaşmak istedim.

Gazeteleri Aydın Doğan’ın her sabah baktığı aynası gibiydi, televizyonlar her birini ayrı kucakladığı kız çocuklarından farksızdı.

Hele radyoları, içinde yaşlanmak bilmeyen çocuksu sesiydi!

8 yıl boyunca patronumu toplasanız sekiz kere görmemişimdir koridorda.

Kanal D Haber’in bir başarısını kutladığımız mutlu bir gecede elini sıkmıştım.

Bir de hükümetle husumet yaşadığı 2009 yılında, CNN Türk katında yanı başındaydım.

Doğan Grubu tarafından kamuoyuna hitap edilen, Deniz Arman tarafından kaleme alınan o meşhur duyuruyu seslendirmiştim.

2012 yılında da kadrom Star’da olduğu için o büyüleyici binaya veda ettim.

Tüm hakkım helâl olsun.

*
 

Şimdi düşünüyorum da, benim taa buralardan içim cız ederken mesai arkadaşlarım acaba neler hissediyor?

Bin bir endişe içinde günler geçiren deneyimli – deneyimsiz o kutsal emekçilerin durumu ne olacak?

Doğan ailesinin keyif kahvesi içtiğini de hiç sanmıyorum.

Şapkayı önümüze koyup düşünmek lazım;

Türk basınının amiral gemisi ile Türk televizyonlarının dinamosu yarından sonra nelere gebe?

Dilerim herkes mutlu olur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
BAKİ TEHALLÜK KÜÇÜK 2018-03-23 17:36:41

MİLLİYET'İ;YILDIZ'DA ÖĞRENCİYKEN AKŞAM 8 DE ALIRDIK..YANİ,O DERECE.SONRA,ALMAZ OLDUK.GEL ZAMAN,GİT ZAMAN;YEREL GAZETELER YANINDA,AKSATMADAN HÜRRİYET ALIYORDUK.İNŞALLAH;ONUDA,ALMAZ OLMAYIZ..