banner232
banner203
banner230
banner165
banner15

TİYATROYU SOL FİKİRLİ İNSANLAR YAPIYOR
banner234

 

TİYATROYU SOL FİKİRLİ İNSANLAR YAPIYOR

 


 AYSUN ÖZCAN ERENKAYA'nın Röportajı...

 

Cahit Berkay… 68 yaşında ve hala sahnelerde. Çoğumuz O’nun yüzünü değil, müziklerini biliriz. Eserleri adının önüne geçmiş çok başarılı bir müzisyendir Cahit Berkay. Türk sinemasının klasikleri olmuş bir çok filmin müziğinde onun imzası var. Cahit Berkay, Türk sinemasının 100. yılı nedeniyle ilimize geleceğini duyunca inanamadım. İRONİ YAPIM’ın bu yıl sanatta zirve yapmış isimleri bizimle buluşturacağını önceden bilsem de, listeye ne kadar üstün körü baktığımı daha sonra anladım.

Hemen bir röportaj yapmak istedim ve İRONİ YAPIM sağ olsun bizi kırmadı. Cahit Berkay ile buluştuk ve dakikalarca sohbet ettik. Bir kez daha anladım ki, sanatçı demek, özgürlük demek. Sanatçı demek, direnmek demek. Sanatçı demek toplumun omurgası demek. Cahit Berkay’ı o akşam salonda izlerken, bir yandan da salonun atmosferini gözlemledim. Her görüşten, her kesimden insan kitlesi vardı o salonda ki, çoğunu tanıdığım için bu iddiadayım. O farklı renkteki insanlar nasıl da aynı noktada buluştu, görmeniz lazımdı. Bir ara gözüm, İl Kültür ve Turizm Müdürü Sayın Mehmet Keser’e takıldı. Şarkılara o kadar içten eşlik ediyordu ki, içimden dedim, “budur işte.. bunu yapmak neden bazıları için bu kadar zor? Bu millet şarkı da söylemeli, dans da etmeli” bizi ortak noktada toplayan sanata bu kadar haksızlık edilmemeli.”

Bu düşüncelerle birlikte Cahit Berkay ve muhteşem orkestrasını ve de rahmetli Cem Karaca’nın oğlu Emrah’ı zevkle dinledim. İRONİ YAPIM’a muhteşem organizasyonu için, bize sağladığı röportaj imkanı için sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Ara ara sanat röportajlarını yapıp, sizlerle buradan paylaşacağım. Şimdi buyurun Cahit beyle yaptığımız keyifli söyleşimize…

 SAMSUNG CSC

 

***Cahit Bey, kentimize hoş geldiniz. Türk sinemasının 100 yılı kapsamında ilimize güzel bir şölen yaşattınız. Hala “Alyazmalım” filminin müziği kulaklarımızda ve o müzik filmin önüne geçti. Bu nasıl oldu?

O zaman anlatmaya Selvi boylum al yazmalım ile başlayalım. Türk sinemasında nadir görülen her şeyin dört dörtlük oturduğu bir filmdi aslında. Doğru insanların, doğru yapımcının, senaristin, yönetmenin, oyuncuların, kameranın, ışığın, bunların hepsinin çok güzel olduğu bir yapımdı. Tüm bunların üzerine senaryo sevgi üzerine kurulu olunca ve orada “sevgi emektir” sözü ile beraber ortaya böyle bir eser çıktı.

 

 

***Bu filmle buluşmanız nasıl gerçekleşti?

İlk bu film müziğini yapma işi bana geldi. Gerçekten her şeyiyle dört başı mağrur bir filmi bana emanet etmeleri çok önemliydi. Ben de o filmin kalitesine, ruhuna uygun müzik yaptım.  İyiki yapmışım, iyiki çalışmışım. Çünkü o dönemler yurt dışındaydım. Burada olduğum döneme denk gelmesi bir şanstı. Dediğim gibi filmin her şeyi güzel, mütevazı olmayım, müziği de çok güzel.

***Olmayın zaten…  Al yazmalım filminin müziği günümüzde hala aşkı anlatmanın en iyi destekleyicisi olarak birçok yerde kulağımıza çalınıyor. O müziği duyduğumuzda orada ne oluyor diye şöyle bir irkiliyoruz.

Aynen öyle dediğiniz gibi. Ben orkestramda, Moğollarda sık sık bu müziği çalıyorum. Daha ikinci notada alkış kopuyor. Türkiye’nin her tarafında konserler yaptım ama Doğuda başka bir karşılığı var bu müziğin. Korkunç bir zılgıt korosu oluşuyor. Mesela Batman’da üçyüz bin kişiye çaldım, tam selvi boyluma başladım, bir zılgıt koptu alanda ve ben resmen korktum.

***Herkeste iz bırakan çok sevilen bir eserimiz oldu gerçekten..?

Evet… o parçanın oluşturduğu öyle bir sevgi gücü var ki, herkesi aynı yere toplayabiliyor.

***Bize dün gibi gelse de epey oldu bu müziği yapalı değil mi Cahit Hocam?

Epey oldu tabi. 1976 senesiydi. İnsanlar o zamandan beri neredeyse onunla aşık oluyorlar, onunla evleniyorlar. Mesela Ankara’da büyük bir firmanın ceosu evlendi. Nikah davetiyeleri filmin afişini yapmışlar. Türkan ile Kadir’in yerine kendilerini koymuşlar. Kimi geliyor “abi biz bu müzik sayesinde tanıştık, şimdi evleniyoruz” diyor. Çok anısı var bende.

***Hocam; bir filmi tamamlayan unsur mudur müzik? Günümüzde de öyle… bir dizi başlarken ilk önce müziği öne çıkarıyorlar. Bu olayda katkınız büyük bence..?

Müziğin görevi o aslında. Dizilerde katkı maddesi olarak kullanılıyor. Çünkü diziler artık sinema uzunluğuna geldi. O bir buçuk saati doldurmak için senaristlerin canları çıkar. Boş boş birbirine bakma sahneleri vardır ve oralarda müzik kullanırlar. Ama bu sinemada yoktur. Sinemada filmin akması lazım.

***Önce film mi iyi olmak zorunda yoksa müzik mi?

İyi bir müzik kötü bir filme hiçbir katkıda bulunamaz. Film de güzel olacak müzikte. Biri eksik kaldı mı olmaz. Güzel bir film, kötü bir müzikle darbe yer. Doğru bir çalışmayla bir film müziklendirilirse, o film ayağa kalkar. Yani müziğin görevi şudur. Hani bir sahne vardır, o sahne gözyaşı döktürecektir. O sahnede bir yerine iki mendil kullandırmaktır. Gözyaşını biraz daha arttırmaktır. Seyirci bir sahnede gülümseyecekse, müzikle ona kahkaha attırılır. Korku varsa, gerilim varsa müzik bunun dozunu arttırmalıdır. Yani müziğin görevi, seyirciye daha etkili ulaşmanın bir yöntemidir.

SAMSUNG CSC

***Filme müzik yaparken, nasıl bir yol izliyorsunuz?

Sinema müziği yaparken siz istediğiniz müziği yapamazsınız. Film size bir sipariş veriyor. Bak, burada bir sahne var. Bu sahneye şöyle müzik iyi gider” diyor. İlk önce senaryoyu okuyoruz, sonra seyrediyoruz. Hele şimdi çok kolay, film önünüze geliyor, istediğiniz sahneye hemen ulaşıyorsunuz ama bizim zamanımızda öyle değildi. Montaj masasında elimizde kronometre öyle çalışırdık. Şu saniyede Türkan Kadir’e baktı, şurada kalktılar, elele tutuştular, şimdi yürüyorlar falan gibi saniye saniye notlar alırdık. Sonra stüdyoda bir sürü işlem sonrası uygulardık. Şimdi imkanlar sonsuz ama o zamanki teknikle yapılırdı. Ama her şeye rağmen yönetmen “motor” dediğinde bir ay içinde hepsi biterdi. Dolayısıyla sizin kalkıpta müzik için on gün süre verin deme şansınız olmuyor. En çok ne yaparlar? Başka filmlerin yabancı müzikleri alınır, filme uyarlanırdı çünkü o zaman telif ücreti denen şey de yoktu.

***Film müziği yapmak öyle akla kolay gelecek bir seçenek değil. Siz bu işe nasıl başladınız?

Atıl Yılmaz’ın “deli Yusuf” adlı filmini iki-üç günde yaptım. Önce filme efekt düzenledim. Atıf abi dediki, burada duygusal sahneler var, ardından polis kovalama sahneleri var, onlara böyle davulla birlikte pata küte kovalamaca müzik yapar mısın” dedi. Ben sandım ki şimdi istiyor. Abi şimdi mi istiyorsun? Yoo dedi. Sen ne zaman yaparsın diye sordu, yarın olur mu dedim, bu sefer o şaşırdı. Ben bir gecede müziği hazırladım, ertesi gün stüdyoya girdik. Birden bire benim adım çıktı. Cahit iki-üç günde film müziği yaptı diye. O şekilde girmiş oldum.

***Üstünüze kalmış desenize…? Şu ana kadar kaç film müziği oldu hocam?

İyiki de üzerime kalmış. Birebir yaptığım 180 tane film müziği var, 90’a yakın dizi müziği var. Reklamları ve belgeselleri saymıyorum bile. Bir de yaptığım müziği başka bir filme de kullananlar var. Mesela “kapıcılar kralı”. Onu ben yapmadım ama benim müziklerim var içinde.

***Cahit hocam, iktisat okumuşsunuz ama müzisyen olmuşsunuz. Müzik ne alaka diye sormak istiyorum. Genetikle alakası var mı?

Benim hedefim güzel sanatlar akademisini okuyup mimar olmaktı. Benim resmim de çok iyidir. Güzel sanatlara girmek için önce baraj var, barajı geçiyorsunuz. O barajda benden çadır çizmemi istediler. Ben Kızılay çadırı çizdim. “ya bu çok basit oldu, süslü bir padişah otağı gibi bir şey yap” dedi. Ben çadırı silip yenisini yapmak isterken o kağıt aşındı, dolayısıyla kirli bir kağıt oldu. O tarz kağıtlara hocalar bakmazlar bile, atar çizgiyi. Dedim olsun, ertesi sene girerim. O sene ilk kez merkezi sistem başlamıştı. Orada da Çapa Tıp’ı tutuyordu puanım. Ama ben doktor falan olmak istemiyordum. Gittim iyice araştırdım. Devam mecburiyeti olmayan hangileri diye. Baktım iktisat bana uyuyor, bir sene boşta kalmayayım diye oraya başladım.

***İstemeyerek başladınız ama mezun olana kadar okumuşsunuz maşallah?

Tabi, öyle okumamazlık, devamsızlık çok yapmadım, annemlerden de o şartla izin aldım. Üniversiteyi bitireceğim diye söz verdim. Orada da yeni arkadaşlar edindim ama bir yandan müzik devam ediyordu. Selçuk Alagöz ile çalışıyordum. Okul bitince yurtdışı maceraları başladı. Askerlik tecil hakkımı kullanabilmek için iktisatı sekiz senede bitirdim. Son haddine kadar kredimi kullandım. Eğer olmasaydı, er olarak askere gidecektim çünkü. Yani iktisatla hiç ilgim yok.

***Peki ya aileniz..?

Ailem bankacı, vs. olmamı isterdi. Ama bir ara acaba demedim değil. Türkiye’de seksen sonrası müzik yapma şansım yoktu, film piyasası çökmüştü. 82’de Fransa’dan kesin dönüş yaptım. O ara üç buçuk yıl özel bir şirkette çalıştım. Bağdat’a anahtar teslim trafo merkezi inşa eden taşeron firmada çalıştım. Yavaş yavaş film piyasası kıpırdamaya başladı. Baktım piyasa iyice açıldı, gittim istifamı verdim tekrar müziğe döndüm.

***Sizce Türk sineması şu anda nerelerde?

Bence çok iyi bir yerde. Sinema aslında dünyada bir endüstri. Bugün Türk sinemasını Holywood ‘la kesinlikle mukayese edemezsiniz. Türk sineması tabiî ki yerel hikayeler üretmek zorunda çünkü hitabettiği kitle öyle. Dolayısıyla böyle çok çarpıcı, ilginç senaryolar çıkmıyor. Sinema bizde tutkudur, hastalıktır. Her kuşakta bu hastalık var. Ben evini, arabasını satıp, film yapan insanlar gördüm. Gençlerde de bu var. İlk hevesle bunu yapıyorlar. Ben birkaç tanesine destek olsun diye müzik yaptım. Eksikleri var tabi. Aslında piyasanın içinde pişip, öyle girmeleri lazım.

***Cahit Hocam, rahmetli Cem Karaca’nın oğlu Emrah’ı yanınızda görüyoruz. Nasıl, Emrah babası gibi bir sanatçı olur mu, sesi benziyor mu?

Emrah bizim elimizde doğdu. O da müziği seçti. İlk başlarda hazır değildi ama  ben onu 6-7 sene takip ettim. Kendine has bir sesi oluşsun istedim. O çok iyi şarkı söylüyor ve özellikle babasına benzememesi gerekiyor. Babasına benzemesi yanlış bir şey olur ve tepki alır. Bunu engellemek için de bekledim.

***Son yaptığınız film müziği hangisiydi?

En son “sürgün inek” adlı filme müzik yaptım. Geçtiğimiz 12 Eylülde gösterime girdi. Son zamanlarda filmlerde küçük küçük roller de oynuyorum, o filmde de oynadım. Şimdi “manda yuvası” diye yeni bir film daha var, o da komedi. Orada da küçük bir rolüm var. Ama müziklerini ben değil, Mazlum Çimen yapacak. O da arkadaşımız. Ben artık o işe pek girmek istemiyorum.

***Sıkıldınız mı yoksa kamera önünü daha mı çok sevdiniz?

Hayır, sıkılmak değil de, Moğollar veya film müzikleri orkestrasıyla canlı çalmayı seviyorum. Ama tabi elime iyi bir film geçse yine müzik yaparım.

***Dizi müziği teklifleri geliyor mu?

Sürekli hemde… mesela Karagül geldi. Ama dizi müziği yapmam. Eskiden bir haftada kaç tane birden film müziği yapıyordum ama o zaman 45 dakikaydı. Şimdi neredeyse üç katı oldu. Hem o baygın sahnelerden sıkılıyorum.

***Hocam bu yaşta bu enerji olağanüstü bir şey. Kendinize nasıl bakıyorsunuz böyle?

Ya herhalde genetik bir durum. Ama iki yıldır haftada iki gün plates yapıyorum.

***Ciddi misiniz?

Evet ve inanın imkanınız varsa mutlaka yapmalısınız, tavsiye ederim. Ben bin pişman oldum daha önce yapmadığıma. Bırakın onu ben hayatta spor yapmayan biriydim.

***Ona rağmen çok atletik ve formda bir görüntünüz var Cahit Hocam?

Bunun için şeker hastası olacaksın. Hatta derler ki, iyi kullanmasını bilirsen, şeker hastalığı seni formda tutar diye… ama insülün alacak noktada olursa o kötü tabi.

***Hocam son zamanlarda sanatçılarımıza uygulanan bazı kötü muameleler var. Mesela Gezi eylemlerinden dolayı M. Ali Alabora’nın epey başı ağrıdı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ben olanları hiçbir şekilde anlamıyorum. Burası özgür bir ülke ise, insanlar istediği düşünceyi savunabilmeli. Yok efendim, neymiş; gezi eylemine katılmış. Gezi eylemi çok haklı bir eylemdi. Bir kere benim gençlere bakış açımı değiştirdi. Sanki üzerlerindeki ölü toprağını attılar. Bizi bayağı utandırdılar. M. Ali Alabora’da bu olayı sahiplenenlerden biriydi. Ama başına neler geldi? Çok üzücü. Resmen bir recm olayı var. Hukuk dersen ayrı bir alem. İstedikleri gibi kanun çıkarıyorlar, kendi işlerine gelecek şekilde düzenlemeler yapıyorlar. Güya meclistekilerin hepsini biz seçtik. Bence Akp’lilerin verdiği oylara da ihanet ediyorlar. Ama bunlar memnun, garip bir ülke haline geldik.

***İşin enteresan yanı, bu iktidar eleştiriye çok kapalı. Eskiden sanatçılarımız bazı şov programlarıyla siyasileri hicvederler, topluma mesaj iletirler ve o zamanki başkanlar bundan rahatsız olmazdı, yanılıyor muyum hocam?

Tabi, aynen öyle… mesela Turgut Özal’da öyleydi. Bir kere sanat, özgür bir ortamda gelişir. Sanata müdahale başladığı an orada aksilikler başlar ki, bunlar ilk uygulamaya heykel ile başladılar. Atatürk Kültür Merkezi yıkılıp yeniden yapılacak diye bir kandırmaca yaptılar, öylece duruyor. Bale deseniz, ellerinden gelse kapatacaklar. Eleştirel oyun yapan kalmadı çünkü salon sorunuyla karşılaşıyorlar. Kendi kafalarına uymayanlara belediyeler salonlarını açmıyor. Onlara hitabeden sanatçıları yok zaten. Çünkü tiyatroyu hep sol fikirli, aklı olaylara iyi çalışan insanlardan oluşuyor.

***Öyle demeyin Cahit Hocam. Onlara hitabeden bir sürü “Akil Adam” rolünde sanatçıları var. Türkiye’ye son çare olarak ortaya çıktılar, unuttunuz mu? Sahi sizi o gruba çağırmadılar mı?

Çağırmazlar çünkü biz onlara evet demeyiz zaten. Onlar kimi çağıracaklarını iyi biliyorlar. Hepsi benim arkadaşlarım, tenkit etmek istemiyorum ama biraz bencil bir pencereden bakarsak, çok kolayca akil adam olabiliyorsun yani. Halbuki sanatı her yönüyle bütün olarak kabullenmek lazım. Sinema sadece bir Kadir İnanır demek değil ki. Ya da ne bileyim, tüm müzisyenler Orhan Gencebay gibi bakmıyorlar ki. Kendileri de neyin akili olacaklar onu da bilmiyorlar.

***Ne yapacaklarını bilmeden akil adam işi de öylece kala kaldı gibi..?

Evet Başbakan geçtiğimiz günlerde bir toplantı yapmış, yaklaşık 8-10 tanesi o toplantıya katılmamış. Geçtik hepsini, bunlar akil ve yetkin insanlar olsa bile, bu bir yetersizlik göstergesidir. Yani sen bu ülkeyi yöneteceksin ve birilerinden yardım isteyeceksin. Bu sizce de tezat değil mi? Doğuda hala aşiretler var.  Aşiretlerde sözü geçen insanları, dağa çıkanlarla ortak paydada buluşmaları için  aşiret ağalarını akil olarak kullanmanı anlayabilirim. O tarz bir şeye eyvallah. Yaa Kadir İnanır’ı kim dinler Allah aşkına? Ne anlatacak? Selvi boylum al yazmalımı anlatsın. Sevgi emektir, hiç olmazsa doğru bir şey anlatmış olur.

***Hocam bu güzeldi… 

Öyle değil mi ama? Zaten sevgisizlikten yıkılıyoruz. Sokağa çık, eğer biraz sinirlerin bozuksa kesin birileriyle kavga edersin, o durumdayız yani. Aysun hanım, insanları bir arada tutan en önemli unsur, sanattır. Sanat toplumların çimentosudur. Değişik dünya görüşündeki insanların tek ortak noktasıdır sanat. Ama sanata böyle saldırı olunca ortak noktaları yavaş yavaş ortadan kaldırır.

***Cahit Bey, Allah ömür versin ve daha uzun yıllar sahnelerde kalın, o ayrı. Ama sizden sonra sizin dalınızda bu ülkede yetişen kim var?

Bir kere Fahir Atakoğlu var. Toygar Işıklı çok iyi müzik yapıyor. Çok aklıma gelmiyor ama iyi müzisyenler yetişti. Onlar çok başarılı eserler yapacaklardır.

***Çok keyifli bir sohbet oldu, bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim Cahit hocam. Al yazmalımın mimarını tanımak büyük onurdu.

Ben teşekkür ederim, benim için de çok keyif veren bir sohbet oldu. Gazete Barış’a yayın hayatında başarılar dilerim.

 

 

banner71
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner121

banner235

banner182

banner202

banner144

banner237