Fast food hayatımıza adeta tecavüz etti.

Bütün lezzetlerimizi aldı, attı.

Köyümüze misafir geldi, ev sahiplerini kovdu.

Yıllardır Burger King’in Mcdonalds’ın kapısında köleyiz.

Burger King’in hakkını yiyemem iki hamburgerinin hastasıyım; Steakhouse ve Smokehouse…

Her ikisi de “gurme” adı altında satılıyor.

Ancak hamburger deyince bambaşka bir önerim var.

Hem de bu kentin bir markası tarafından üretiliyor…

Packet Burger; Türk Usulü Burger.

Pastırmalı, peynirli, domatesli, kırtır soğanlı özel bir lezzet.

Bu burger, Avrupa’da sıkça rastlayacağınız butik burgercilerdeki o eşsiz lezzetin Kocaeli’de var olmuş hali…

Birkaç yıl önce Bağçeşme’de evimizin hemen yanında faaliyete başlamıştı Packet Burger.

Lise döneminden arkadaşım Buğra (Kocakurt) tarafından yaratılan bir marka idi.

İlk siparişimde hayran olmuştum.

Colorado soslarla birlikte gelen menüye şapka çıkartmıştım.

Önceki gün Nazım (Gençtürk) bir arkadaşının Sanayi Mahallesi’nde, Körfez Sanayi Sitesi’nin yanı başında Packet Burger’in bir şubesini açtığını söyledi.

Doğrusunu söylemek gerekirse Packet Burger’den bu zamana kadar geçen sürede farklı şubelerden pek çok kere sipariş vermiş, ama o ilk günkü lezzeti bir türlü bulamamıştım.

Packet Burger yıllar içerisinde pek bir gelişti.

Kocaeli’nin dışında, İstanbul, Sakarya, Karabük, Düzce gibi kentlerde peşi sıra şubeler açtı.

Buğra şirketi devretti ancak şirketteki görevlerine devam etme kararı aldı.

Packet Burger ön görülmeyen bir hızla büyüdüğü için lezzetinden kuşkuluydum.

Zincir mağazaların handikapı, seri üretimin zaafı lezzet kaybından çekinmeme rağmen Nazım’ı kırmadım.

Öğle yemeğinde Nazım’ın bürosundan Kaan’la (Yılmaz) birlikte gittik sanayideki yeni açılan dükkana…

Packet Burger’in de İzmit standartlarının da çok çok üstünde bir mekan oluşturulmuş.

Mekanın işletmecisi Ceyhun Yazıcıoğlu.

Ortağı Özgür İskece ile birlikte harikalar yaratmışlar.

Yaklaşık 10 metre yüksekliğinde tavan, sade, rüstik tasarım…

Siyah ve gri renkleri, ahşap mobilyalar ve kapıdan girince karşınıza çıkan devasa graffitti mekanı ete kemiğe büründürmüş.

Diğer fast foodçular gibi menüyü tıkınıp hemen kalkacağınız bir mekan değil burası.

Bunu tahmin eden Ceyhun, filtre kahve de koymuş işletmeye.

Beni bilen bilir, kahveye büyük tutkum vardır.

Çay sevmem.

Önce hamburgerlerimizi söyledik.

Hani o “ilk günkü” diye bahsettiğim, Buğra’nın yarattığı Packet Burger lezzeti var ya, işte o lezzeti yakalamış bu şube!!!

Muhteşem hamburger menü sonrasında içilen kahvenin de tadı bir başka.

Neredeyse ilk defa bir yemek yazısında bu kadar heyecanlanıyorum.

Bu yazıda kaç defa “butik lezzet” dedim bilmiyorum ama burası gerçekten o filmlerde izlediğiniz butik hamburgercilerden farksız.

Butik, butik, butik, butik…

Bir yanım “Packet Burger büyüdü gitti. Lezzetini az çok bilen biliyor. Sanayi şubesi bari sana özel kalsın adam” diyor.

Bir diğer yanım bu özel şubeyi herkese tanıtmak istiyor…

Ceyhun ve Özgür bu kentin çocukları.

Gencecik, tertemiz iki yeni işadamı…

Bize ve bu kente düşen onlara destek olmak olmalı.

Ben en kötü 2 haftada bir uğrarım.

Yolunuz düşmese de bir gün, öğle yemeği planınızı mutlaka Packet Burger Sanayi Şubesi üzerine yapın.

Selam söyleyin ve kendinizi lezzet şölenine bırakın.

Tadına doyamayacaksınız…

MODERN KÖLELİK

VEDAT SAKMAN

VE BALIK

Üniversite sınav sonuçları açıklandı.

Başarı oranlarını filan bir kenara bırakıp düşünün ve cevaplayın, öğrenciler ne için üniversite okuyor?

Hukuk fakültesi, tıp fakültesi, mühendislik fakültesi neden var?

“Eğitim ailede başlar” cümlesi böbürlenerek söylenmiş, havada kalacak bir deyim değil aslında.

Eğitim ailede başlıyor ve biz çocuklarımıza eğitim vermiyoruz.

Onları cepleri para dolabilecek meslekleri tercih etmeleri için yontuyor, yaşamak yerine, kazanmayı aşılıyoruz.

Klimalı ofisinizde, deri koltuğunuza kurulun ve düşünün; neden çalışıyorsunuz?

Bir gün boyunca çalışıp, akşamları yalnızca 3-4 saat yaşayabilmek için.

Ona da tabi yaşamak denirse…

Çoğunuz televizyon karşısında yaşlanıyorsunuz.

Günler geçiyor.

Bir hafta boyunca neden çalışıyorsunuz?

Bir hafta boyunca çalışıp, hafta sonları yalnızca 1-2 gün yaşayabilmek için.

Haftalar geçiyor.

Bir yıl boyunca neden çalışıyorsunuz?

Kaç gün yıllık izniniz var?

Peki ya tatillerde ne yapıyorsunuz?

5 yıldızlı otellere kapanıp, güneş-deniz-açık büfe arasında mekik dokumaktan başka ne geliyor elinizden?

*

Üniversite sınav sonuçları açıklandı.

Geleceğin zombileri, geleceğin plaza köleleri üniversite eğitimlerine başlayacak yeniden.

On yıllardır süregelen idiot çarkı dönmeye devam edecek.

Daha lüks bir ev, daha lüks bir araç, belki bir tekne için akşamları 3-4 saat, haftada 1-2 yılda birkaç hafta tatil için modern köle ordusu çalışacak, üretecek…

Eğitim ailede başlıyor ve biz çekirdek ailelerimizde çocuklarımıza yaşamayı değil, köle olup küçük ödülleriyle mutlu olmayı öğretiyoruz…

Ne yazık.

Ben oğlumun balet olmasını isterim.

Ben oğlumun tiyatrocu olmasını isterim.

Ne kadar para kazandığının bir önemi yok.

Ne kadar mutlu olduğu önemli benim için.

Maalesef ülkenin büyük bir bölümü için bu durum çok farklı.

Oysa sokaktaki şarap için adam da ölüyor, Sakıp Sabancı da ölüyor…

Birinin gün boyu çalışması gerekiyor servetini korumak, servetine servet katmak için; bir diğeri ise ömür boyu “izinli.”

*

İki plaza çalışını üst düzey yönetici ellerinde Starbucks bardakları sabah 8’de şirketlerine doğru yürürken yol kenarında bankta yatan bir evsiz görmüş.

Biri ötekini dürtmüş;

-Şu adama çok acıyorum. Baksana nasıl sefalet içinde.

Cevap vermiş öteki, adımlarını hızlandırarak;

+Acınması gereken aslında biz değil miyiz? Saat 8 ve o yatıyor, biz iş için koşuyoruz…

*

Demem o ki sevgili dostlar, hepimiz birer modern köleyiz şu pazartesi günün akşamında.

Mesaiyi tamamladık. Haftanın ilk gününü geride bıraktık.

Önümüzde 5 gün var dolu dolu…

Bu akşam payımıza düşen 3-4 saati bari heba etmeyelim.

Bir iki dokunuş önerebilirim;

Eve giderken balık pazarına uğrayın.

1 Eylül’de av yasağı kalktı.

Tezgahlar balık doldu, taşıyor.

Kendinize, ailenize göre iri-ufak balık seçin.

Eve gidin, ister fırını ısıtın, ister tavanın altını yakın, ister mangalınızı ateşleyin…

Demir tavını bulunca balığı sürün…

Keyif sizin.

İster şalgam için yanında, ister rakı, ister buz gibi bira….

Televizyonu açmayın bu akşam.

Telefonunuzla oynamayın.

Bir öneri de “Sadece balık yiyip ne yapacağız” diyen sohbet özürlüler için yapayım, yahut sohbete eşlik edecek müzik seçemeyenler için;

Vedat Sakman’ı bileniniz çok değildir dostlar.

Yıllar önce Ertuğrul (Akalın) ağabey sayesinde tanıma fırsatı buldum.

Açın interneti, Vedat Sakman dinleyin…

Benim önerim, “Ateş oldum.”

Balık-rakı-günün stresi bir yana, bu parçayı dinlemek bile sadece, nerede olursam olayım büyük keyif veriyor bana.

Bir sanat eserine dokunuyor gibi, yahut yârin tenine teğet bir muziplikle dinliyorum.

Siz de dinleyin.

Sıyırın üzerinizden köleliği bir akşam.

Bütün gün köle gibi çalışıyorsunuz zaten; bari bir akşam keyif yapın.

Türkiye büyük bir ekonomik krizin içinde.

Kimine göre dış müdahaleler var.

Kimine göre ülkeyi yönetenlerin yıllar süren beceriksizliğinin sonucu bu.

Ben ikinci düşünceyi benimsiyorum.

Üretim tesislerini tek tek satarsanız, üretmezseniz, ihracat yapmazsanız, mısırı ve samanı bile yurtdışından ithal ederseniz batarsınız.

Çalışmadan bütün gün evde otursanız, sürekli babadan kalma malı mülkü satsanız, buna ek olarak bir de lüks makamlara, lüks sarayla gönül verseniz, sonucu ne olur?

Batarsınız.

Türkiye’de battı işte.

Sadece dolar karşısında değil, dünya üzerinde Venezuella hariç bütün ülkelerin para birimleri karşısında eridi gitti Türk Lirası.

Ailem İsveç’te yaşıyor, İsveç’ten örnek vereyim; 0.30 kuruştu 1 İsveç Kronu bundan yaklaşık 1 yıl önce.

Şimdi 0.80’i gördü.

Neredeyse 2.5 kat değer kaybettik yani.

Yani benim ailemin yıllık kazancıyla geçtiğimiz yıl Türkiye’de 1 ev alınırken şimdi 2 ev bir araba alınıyor.

Haliyle bu durum bizim aile için oldukça iyi.

Fakat Türkiye için bir hayli kötü…

Bu sebeple ülke genelinde büyük bir seferberlik ilan edildi.

Herkes tasarruf peşinde.

AKP Genel Merkezi yurtdışı gezilerin iptal edilmesini emretti; “Lüksten, şatafattan kaçının” dedi.

Halk evindeki dolarları para kaybetme riskini göze alarak koştu kuyumcuya bozdurdu.

Peki benim Kocaeli Büyükşehir Belediye’m ne yaptı?

Kibariye konseri verdi…

Bir de bunu haberleştirip, iyi bir halt etmiş gibi kamuoyuna duyurdu, gazetelere gönderdi.

Ülke yanıyor, çarşı-pazar ateş pahası.

Vatandaşın cebindeki para eridi gitti, değeri kalmadı.

1 aylık asgari ücretle 3 defa market yapılamaz oldu.

Buna karşılık belediye ne yaptı?

Hani şu başkanı 800 bin liraya lüks makam aracı satın alan, cakasından, lüksünden zerre ödün vermeyen belediye…

Tuttu Kibariye’yi konser için getirdi.

Kibariye kimdir?

Bu kente ne faydası olmuştur?

Neden Kibariye tercih edilmiştir?

Bu soruların cevaplarını tahmin etmek zor değil.

Ben cevaplarını tahmin edemeyeceğimiz sorular sormak istiyorum;

Kibariye konseri için ne kadar ücret ödendi?

Kaç gün, kaç billboardda ilanları asıldı?

Bu ilanların basım masrafı ne kadar tuttu?

Böylesi zor günlerde, mahalle yanarken yani, Kibariye konseri düzenlemek akla mantığa sığıyor mu?

Ne diyeyim ki son söz olarak; Allah ıslah etsin sizi. Bize de ıslah olduğunuz günleri görmeyi nasip etsin. Bütün dileğim bu.

Sevdiğim sözler

Kuşkusuz ki en büyük ön yargı; etrafımızdaki herkesi ‘insan’ sanmamızdır…

Charles BUKOWSKİ

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Konfi̇ç Yusuf 2018-09-04 13:35:23

Burger in fiatını da yazın...

Avatar
Şeref 2018-09-03 18:54:49

Saçın yansın.