banner371
banner203
banner308
banner142

Geçtiğimiz günlerde Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) çok önemli bir istatistik açıkladı. Yaptığımız meslek için çok önemli, bir o kadar da acı bir istatistikti o. TUİK 2016 yılına ait Yazılı Medya istatistiklerini paylaştı. 
Muhtemelen o istatistikten bu kentin değerli gazetecilerinin hiç haberi yok. Bu kentte artık okuyan, araştıran “gazeteci” erbabı pek kalmadığı için haberleri olmamıştır. TUİK’in istatistiklerini inceleyen benden başka kimse kaldı mı bu kentte onu da bilmiyorum.
Ama TUİK’in açıkladığı o çalışma çok acı bir gerçeği de şamar gibi yüzümüze vurdu. Bakın yazılı medyanın içler acısı hali:
Gazete ve dergi sayısı, 2016 yılında 2015 yılına göre yüzde 7,9 azaldı. Koskoca ülkede basılan yayın sayısı sadece 6 bin 265. 
Tirajlar ise içler acısı. Gazete ve dergilerin tirajı, 2016 yılında 2015 yılına göre yüzde 20 azaldı. Ülkemizde 2016 yılında yayımlanan gazete ve dergilerin yıllık toplam tirajı 1 milyar 705 milyon 225 bin. Bunun ise yüzde 94,1’ini gazeteler oluşturdu.
1 milyar rakamı size çok geldi ama tiraj meselesine böyle bakmayım. 80 milyon nüfuslu ülkenin sadece yüzde 10’u gazete ve dergi okusa yıllık tirajı 3 milyar civarında olur. Bu aklınız bir köşesinde dursun.
Türkiye’de yayımlanan gazetelerin yüzde 90,7’si yerel, yüzde 6,6’sı ulusal, yüzde 2,6’sı ise bölgesel yayın yapıyor. Yerel basının çotuğuna rağmen tiraja baktığımızda ise çok tezat bir durum ortaya çıkıyor.
Gazetelerin toplam tirajının yüzde 82'sini ulusal, yüzde 16,5'ini yerel ve yüzde 1,5'ini bölgesel yayımlanan gazeteler oluşturdu.
Şimdi bu rakamlara baktığınızda düşüşün doğal olduğunu, toplumun büyük çoğunluğunun haberleri internetten okuduğu ifade ediyorsunuz. Hatta bu yazıyı bile bir basılı gazeteden değil yine internet gazetesinden okuyacaksınız. 
Bu durum elbette doğru, dijital çağda maalesef bu düşüş çok normal gibi görünebilir. Hatta basılı gazetelerin 2030’lu yıllarda tamamen ortadan kalkacağına ilişkin tahminler bile var. Ben buna katılmıyorum. Yazılı basın daha çok uzun süre varlığını devam ettirecek. Belki sayısı çok az olacak, belki çok az insan alacak ama devam edecek.
Kocaeli’ye bakalım mesela. Türkiye’de yerel basının en etkili olduğu, yerel basın okuyucusunun en güçlü olduğu kentlerden biri. 
Kocaeli’de kaç basılı gazete var inanın sayısını bilmiyorum. İzmit’in dışında her ilçede pek çok gazete yayın hayatını sürdürüyor. Ama hepsinin durumu birkaç yıl öncesine nazaran çok kötü halde.
Tüm yerel gazeteler artık yok denecek kadar az tiraja sahip. Bir zamanlar bu kentte günde 10 bin adet yerel bir gazete vardı mesela, bu gazete artık en çok sattığı günde bin sayısını zor buluyor. Hatta gazete sahipleri artık tirajları çok görünsün diye kendi gazetelerini satın alıyor. Anlayacağınız tam bir rezillik.
Peki, bu düşüş sadece “internet” ile açıklanabilecek bir olgu mu? O zaman diğer ülkelere bakalım…
Mesele bu düşüş Amerika’da yüze 9-10 civarında, pek çok Avrupa ülkesinde ise bu düşün daha da az. 
Bizdeki mesele maalesef çok daha farklı. hem yerelde hem de ulusalda bu yaşanan düşüş birbirinden ayrılmaz benzerliğe sahip.
Birinci mesele gazetecilik yapamamak. İster gazeteleri açın okuyun, ister internet sitelerine bakın. Gerçek gazetecilik aramayın bulamazsınız, yapılmıyor artık, yaptırılmıyor. Kabul etseniz de etmeseniz de çok ciddi sansür ve otosansür var maalesef bu meslekte. 
Bu kentte onlarca gazete belediye haberleriyle ve polisiye haberlerle günü geçiriyor. Gazetecilik mesleği açısından yüz karası bir durum bu. Ne bir araştırma haber var, ne de üzerinde uzun süre kafa yorulmuş toplumda ses getirecek bir haber.
Bakın size küçük bir örnek vereyim. Acınası durumumuzun çok basit bir örmeği bu.
İzmit’in en prestijli projesi diye lanse edilen ama ardına baktığımızda ise çok ilginç işlerin olduğu 262 Towers projesi… 
Bu proje ile ilgili çok önemli haberler yaptık. Yaptığımız tüm haberler gerçek bilgilere ve belgelere dayanan haberler, yani gazetecilik yaptık.
Peki, bu kentte “gazeteci” diye geçinen bir güruh var, onlar ne yaptı biliyor musunuz? Bizi yalanlamaya, işi yapanları ise yağlamaya başladılar. Sebebi çok basit, durum tamamen duygusal. Reklamdan pay almak veya tabirimi mazur görün “para indirmek” için mesleğin onuru, gururunu sattılar. Bak ortada belgesi var, bunu yalanlayamıyor kimse. Haberin muhatapları defalarca mahkemeye başvurdu ve her seferinde ret cevabı aldılar. Durum böyleyken size ne oluyor? Böyle yaparsanız elbette vatandaş sizi okumayacak.
İkinci mesele ise itibar kaybı. Bu da ilk mesele ile ne kadar da ilintili. Haber yapmadan günü geçiren bir gazeteyi, üç beş kuruş reklam alacağım diye saçma sapan işlere giren gazeteyi kim neden okusun? Siz okuyucuyu salak mı zannediyorsunuz? Vatandaş neyin ne olduğunu bilmiyor mu? 
Hani yazının başında dedim ya, eskiden günde 10 bin satan ama şimdilerde bin gazeteyi sattığı zaman sevinenler, işte kaybettiğiniz itibarın sonucu bu. Sen gazeteni satıp, “maaşlı” eleman olursan ve patronun ne isterse onu yazacak kadar düşersen hem itibarın yerle bir olur hem de tirajın… 
Bir zamanlar bu kentte aslan olanlar şimdi kedi bile değil. İtibarını kaybeden her şeyini kaybeder. 
Üçüncü meselemiz ise gazetecilik yaptığını zannedip yapamayanlar. Sırf muhalefet olsun diye muhalefetlik yapılır mı? Bugün gelinen siyasi konjonktürde durum bu. Basın kuruluşları bundan farklı değil ki.
“Artık bu ülkede gazetecilik yapmak zor” diye farklı bir abartı anlayışı da aslıda seni o eleştirdiğin kitle ile aynı noktaya getirir. 
Biz bu kentte ender kalan bağımsız basın kuruluşlarından biriyiz. Hiç kimseyle ne ticari bir ilişkimiz ne de göbek bağımız var. Gazetecilikten başka işimiz de yok. Ne inşat işi yapıyor, ne otomotiv, ne de başka bir şey. Biz sadece gazetecilik yapıyoruz. Bu sebeple yaptığımız haberler ticari ilişkilerimizi bozar diye bir kaygımız da yok. 
Durum buyken bile sırf muhalefet olsun diye de muhalefet yapmıyoruz. Kendimize dikkat etmeye çalışıyoruz. Gördüğümüz, düşündüğümüzü hiç çekinmeden yazmaya çaba sarf ediyoruz.
Ama bunu yaparken gözümüzü güzel yapılan işlere de kapatmıyoruz. Belediyelerin veya herhangi bir kurumun yaptığı güzel bir proje de sayfalarımızda önemli yerlerde olur. Ama o kurumlarda sıkıntılı bir iş çıkarsa yine en acımasız eleştirileri yine bu sayfalarda okursunuz.
Aslıdan bizim en büyük şansımız fikirsel zenginliğimiz. Kocaeli Barış Gazetesi’nin farkı işte bu zenginlikten gelir. Bu gazetede çalışan herkesin dünyaya bakış açısı aslıda birbirinden çok farklı. Ortak noktalarda buluşup, ortak noktamız olan gazetecilik mesleği için çaba serdediyoruz.
Örneğin Adalet Yürüyüşü sırasında yaşadıklarımız. 
Bazı arkadaşlarımız yürüyüşü destekledi ama ben mesela karşıydım, bunu da hiçbir baskı görmeden gönül rahatlığı ile yazdım. Kendi düşüncelerimi bu gazetenin sayfalarında gönül rahatlığı ile yazdım.
Belki bu yazdıklarım da mesai arkadaşlarım için doğru olmayabilir ama yine bu yazılanlar hiç bir şekilde sansüre uğramadan aynı şekilde yerini alacak. Budan daha büyük bir zenginlik olabilir mi?
Tekrar en başa dönersek her şeyi iktidara atmak, bazı klişelerin ardına saklanmaktansa kendimize bakmak lazım. İtibarı yerle yeksan olan, dün siyah dediğine bugün beyaz diyen, üç beş kuruşa mesleğini onuru satan adamların olduğu bir yerde tirajların bu derece düşmesi kadar doğal bir durum olamaz. 
Keşke her seferinde internete bok atanlar biraz kendilerine baksa ne kadar da güzel olacak. 
Biz buradayız ve gazetecilik yapmaya devam ediyoruz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner372

banner354

banner328

banner276

Advertisement