Elimde yine bir ustanın kaleminden çıkan kitap var. Can Göknil, Türkiye’de çocuk edebiyatına gerçekten artı değer katan yazarlardan bir tanesi. Konular son derece gündelik hayata ait olsa da, onları ustalıkla önümüze bırakıyor ve derinlemesine düşünmemize sebep oluyor. Can Çocuk tarafından basımı yapılan “Babasının Başka Evi Var” kitabı anne ve babası ayrı olan bir çocuğun hayatına bakarken bizlere de bu konudaki çıkmazları hatırlatıyor. 

Bundan önce yazarın Beni Annem Yavruladı kitabını okumuştum ve onda da benzer hislere kapılmıştım. Hayata dair olan her şeyi oldukça güzel, sade ve duru bir dil ile anlatıyor Can Göknil. Babasının Başka Evi Var kitabında da aynı durum var. Bahçede resim yapan İdil ve Fatoş iki ayrı ev çiziyorlar. Bir tanesi kendi evleri ile ninesinin evini; diğeri de annesi ve babasının evini çiziyor. Bu bölümü okurken çocukların en çok resimle kendi duygularını ifade ettiklerini düşündüm. Savaştan kurtulan veya doğal afetlerden sağ kalan çocuklarla genelde bu şekilde çalışmalar yapılır ve sonra da basına yansır. Bu kitaba bakınca anne ve baba ayrılığı için yine bizlere yol açtığını görüyoruz aynı yöntemin. 

Anne ve baba ayrılığını konu alan bir kitap daha okumuş ve üzerine yazmıştım. O da Gergedan Yayıncılık’tan çıkan Fips Olanları Anlamıyor adını taşıyordu. Onu da çok severek okudum, elimdeki kitabı da. Elimdeki kitapta Fatoş adlı çocuğun anne ve babası ayrılmış. Yanında çocuk büyüyenler bilirler ki genelde çocuklar önce kendilerini sorgularlar. Çok basit bir örnek vermek istiyorum; küçük cadımın iki balığından birisi öldü bir yıl kadar önce. İlk cümlesi “Benim yüzümden öldü, ben ona bakamadım” oldu. Ben de “Eğer iyi bakmamış olsaydın ikincisi de ölebilirdi, aynı akvaryumdalar ve aynı suda, aynı besini alıyorlar; demek ki bu senin suçun değil, senin bakmanla ilgili bir şey değil” demiştim. Şimdi elimdeki kitapta Fatoş’la ilgili “Babası neden başka eve geçecek? Fatoş, babasının sözünü dinlememiş mi? Yoksa yaramazlık mı yapmış? Hayır, hayır! Babası Fatoş’u çok seviyor” cümlelerini okuduğumda balığımızın öldüğü zamana gittim. Bence çok iyi gözlemler sonucunda yazılmış bir kitap var elimizde. Gereksiz dramatik öğeler yok ve konu son derece duru bir anlatımla hedef kitlesi olan çocuklara ulaşıyor. 

Fatoş ağladığında annesi sakin davranıyor ve ona oldukça güzel bir dil ile neden babasıyla ayrıldıklarını açıklıyor. Öyle birbirinden nefret eden çiftler değiller. Hayatı zindan etmemişler birbirlerine. Aynı Fatoş’un geçen sene dolabında olan ama şimdi ayağına olmayan ayakkabılar gibi artık Fatoş’un anne ve babası da birbirlerine “uymadıklarını” fark etmişler. Nasıl güzel bir anlatım değil mi? Zaman içinde bazen çiftler birbirlerine uymayabilir ve bu nedenle ayrı yaşamak isteyebilirler. Aslında en normali bu ama nedense bir taraftan da içim sızladı Türkiye gerçekliği karşısında. Keşke sahiden birbirine uymayan çiftler çocuklarını ve kendilerini harap etmeden ayrılabilse ve ayrı evlerde yine çocuklarının büyümelerine rehberlik edebilse. Son yıllarda artan kadın cinayetlerini düşününce bir an duraladım. Çoğu durumda erkek boşanmayı kabul etmiyor ve durum marazlı bir hal alıyor. Oysa, keşke mesela Can Göknil’in kalemi ulaşsaydı o insanlara diye geçirdim içimden bunları düşününce. Okul öncesinden başlayıp kendisine çocuk edebiyatının güzelliklerini sunsaydı anne ve babası onlara. O zaman şiddete başvurmazdı insanlar. Görürdü mesela birbirine uyum sağlayamayan çiftlerin ayrı evlerde olmasının çok da kötü olmadığını. Bunun evlenmek kadar normal olduğunu. Belki çocukları da eziyet görmezdi uyumsuz çiftlerin zoraki biraradalığında. 
Çokça çağrışımla baş başa kaldım farkındayım ama sanki Can Göknil her şeyi benzer pencereden görmüş de üzerine özenle bu kitabı yazmış gibi. Ne iyi yapmış. Ne güzel yazmış. Bir çocuğa anne ve babasının komşu da olabileceği fikrini vermiş. Kavgasız gürültüsüz, en çok da şiddetin olmadığı bir ortamda kazananın çocuklar olduğunu göstermiş. Böylece önceliğini çocuktan yana kullanmış aslında yazar. Hepimizin yapması gerektiği gibi. Şimdi bu satırları okuyanlar da, çocuklara kitap okuyan büyükler ise (anne, baba, teyze, dayı, amca vb), belki onlar da konuya kendilerinde kalan çağrışımlarıyla tekrar bakarlar/bakabilirler. Ne diyelim bizlere gündelik konuları, çocukların dünyasından sunan çocuk edebiyatının güzel yazarları, belki de en çok biz büyüklere yazıyor ve sesleniyorlar. İyi ki varlar ve kalemleriyle güzelleştiriyorlar hayatlarımızı. 


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.