banner203
banner308
Elimdeki kitapta yazılanlardan ziyade resimlerini sevdim dersem çok mu ileri gitmiş olurum? Ama aynen böyle. Tam da resimlerinden yakalayan ve içimi ısıtan bir kitap Babam ve Ben. Tudem Yayınları tarafından basılan, Türkçe’ye Sibil Çekmen tarafından çevrilen kitabın yazarı Patrick Modiano. Resimlerinden okuru yakalayan kitabın resimleyeni ise Jean-Jacques Sempe. Kapağında bir baba omzunda kızını taşıyor narince. Kız tüm özgüven ve memnuniyetiyle bakıyor önüne. O kadar emin ki babasından, düşebileceğine dair hiç endişe yok yüzünde ve duruşunda. Sadece kapak resmi bile kocaman bir sayfa söz eder. Tüm çocuklar için, hele hele de kız çocuklar için nasıl da özel bir ilişkidir babalarıyla olan ilişkileri.
 
Kitap 2014 yılı Nobel Edebiyat Ödülü almış. Bence ziyadesiyle hak ediyor bu ödülü. Dans ederken gözlüğünü sandalyeye bırakan öğrencisinden yola çıkıp kendi çocukluğuna giden kitap kahramanı bizleri de bu güzel serüvene konuk ediyor. Tam da böyle değil midir anılar? Hiç beklemediğimiz küçücük bir obje bazen bizi çocukluğumuza götürmez mi? Bir küçücük imge bize kocaman bir geçmişi taşımaz mı? İşte kitaptaki kız Catherine de bu imgeden kendi çocukluğuna ve babasıyla geçirdiği güzel günlere gidiyor aniden. Annesinden ayrılan ve babasıyla Paris’te kalan küçük kız ile babasının sıcacık öyküsü tüm olumsuzlukları bertaraf ediyor. Elbette anne niye gitti? Neden çocuktan ayrı kaldı gibi sorular dönüyor zihnimizde. En çok da kültürel tarafımızdan çağırıyor bu sorular; ama baba kız diyaloğu öylesine sıcak ve güzel ki, biz sadece onların halesinde geziyoruz kitap boyunca.
 
Dans etmeyi seven ve dans ederken gözlüklerini çıkaran küçük kız bundan hiç rahatsızlık duymuyor. Yani gözlük takmak onun için sorun değil. Bu sorun olmama halinde babasının da bakışı gizli. Tam da böyle olmaz mı? İnsanlar hayatlarındaki artı veya eksi diye tanımladıkları şeyleri en çok da çocukluğunda kendisine verilen referanslar üzerinden tanımlamaz mı? İyi ve kötü de bu dönemde netlik kazanmaz mı? Kısacası hayatı algılamamız veya hayata verdiğimiz değer en çok da çocuklukta bize verilen değerde saklı değil midir? Herkes kendi kişisel tarihine geri dönsün. Bugün kendisine iyi gelen ne varsa oralarda değil midir izleri? Bu nedenle gelişmiş ülkelerde çocuğun ilk gelişim aşamasında anne-babaya kolaylıklar sağlanmaz mı? Özellikle anneye çocuğuna bakma ve bu dönemde özlük hakları saklı kalarak maaşını alma hakkı sunulmaz mı? Nedendir acaba? Ekstra gider hanesini doldurmak için mi hükümetin, yoksa geleceğine sahip çıkma mı? Elbette ikincisi. Kitabı okurken ister istemez çağrışımlarıyla da uğraşıyorum ve kelimeler bunun için akıyor klavyeden ekrana.
 
Küçük kız gözlükleri olmadan daldığı hayal dünyasını gözlüklerini takarken göremediğinden bahsediyor. Kendisini gözlüksüz yaşayan diğer çocuklara göre bu anlamda bir adım artıda sayıyor. Babasının gözlüklerini takmasını söylediği durumdaki sözleri tam da bunları gösteriyor. Catherine diyor ki; “Sözünü dinlerdim, böylece her şey alışılmış ciddiyetine yeniden kavuşurdu. Gözlüklerimle dünyayı olduğu gibi görürdüm. Hayal kurmak güçleşirdi.” Nasıl da güzel bir anlatım değil mi? Günümüzde insanların sorun edeceği bir konuyu hayatına artı olarak alıyor bu küçük kız. Elbette babasının katkısıyla. Baba kızın iki kişilik hayatlarında çok fazla renk ve güzellik var. Sıradan insanların yapmaktan kaçındığı şeyler de var. Mesela dükkandaki terazide beraberce tartılmaları gibi. İş yoğunluğuna ve işlerindeki sorunlara rağmen kızını aksatmayan baba, kızına gereken zamanı ayırıp onun gelişimi için yapabileceği en güzel şeyi yapıyor. Hayatı paylaşıyor onunla, daha güzeli olabilir mi? Beraber parka gidiyorlar, dans kursuna gidiyorlar ve diğer tüm velilerin kadın olmasına aldırış etmeden kendi hayatlarının başrollerini hakkıyla yerine getiriyorlar. Sıcaklığı işte tam da buradan geliyor. Hayatlarındaki eksileri görmüyoruz bu baba kızı paylaşımlarında. Trajedi yok, abartı yok, klasik rol beklentileri yok, sadece yaşam kaldığı yerden devam ediyor baba kız için ve babanın çabasıyla kıza birçok anı birikiyor. Öyle güzel anılar ki; o anlattıkça bizi de sarıp sarmalıyor. Baba hiçbir zaman kızın annesini suçlamıyor, aksine kızına annesinden bahsettiği durumlarda olabildiği kadar ona hak verip, kızının da durumu anlamasını sağlıyor. Amerika’ya yerleşen anne de sık sık kızına ve eşine mektuplar yolluyor.
 
Nihayet aradan geçen üç yılın ardından baba kız Amerika’ya, Catherine’nin annesinin yanına gidiyorlar. Küçük kız annesiz geçirdiği dönemden hiç kötü bahsetmiyor. Bunda babanın katkısı kadar onun etrafında olan diğer arkadaşlarının ve çalışanlarının da payı fazla. Veda töreninde kendilerine şiir yazan Casterade adlı adamın şu sözleri oldukça etkili:
‘Amerika’ya giden geminin pruvasında,
Sakın Paris’teki arkadaşlarınızı unutmayın,
New York güzel, Broadway olağanüstü olabilir ama Monstsouris Parkı’mızı yadsımayın.’
Yıllar sonra bu sözleri hatırlayan küçük kız tam da söylendiği gibi tebessüm ve özlemle anıyor o günlerini. Bale yıldızı olan annesine kavuşan küçük kız ve babası için yeni ve güzel bir hayat başlıyor.
 
Buraya kadar yazılanları takip edenler için belki de heyecan uyandırmayabilir kitap ama bence oldukça güzel ve özel. Annesi veya babası olmayan çocukların, kalan ebeveynleri ile nasıl güzel zaman geçirebileceği, hayata nereden ve nasıl tutunabileceği, en önemlisi hayatın kıymet ve değerini nasıl bileceğini gösteriyor bence. Yaşamdan eksiklerimizle birlikte ama bunlara rağmen zevk alabileceğimiz günlere en fazla çocukların ihtiyacı olduğunu bilerek hareket etmemiz gerektiğini de hatırlatıyor kitap. Belki de eşini kaybedip tek başına çocuk yetiştirenler kadar eşinden ayrılarak çocuk büyütenler için de rehber olacak bir kitap. Neden mi? En çok da ‘mutlu ve huzurlu bir çocuk nasıl yetiştirilir’ sorusuna cevap aradığı için. İşte belki de sırf bu nedenle bile okullarda okutulması veya çocuklara aktarılması (gönüllü hikaye anlatıcıları aracılığıyla) gerektiğini düşünüyorum kitabın. Söylenecek belki çok söz var ama en çok da bir yanıyla yarım kalanları anımsattığı ve o grupta en çok da çocuklara özen gösterilmesi gereğini vurgulama aracı olduğu için sevdim bu kitabı. Okulda, evde ve özel günlerde bu bir yanıyla yarım kalan çocukları da tüm yetişkinlerin düşünmesi gerektiğini anımsatması adına önemli. Anneler veya babalar günü kadar, özel olması gereken günlerin de ticari kaygılar ile abartılmaması ve özellikle okullarda bu çocukların bu yönlerinin onarılması için çabanın oluşması adına da gerekli bir kitap Babam ve Ben. Çünkü en çabuk hayata tutunan kadar en çabuk yara alanlar da yine çocuklar. Yara açan değil onaranların bolluğunda geçsin diye belki de bu kitap. Yazana ve aktarana saygıyla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner354

banner328

banner276

Advertisement

banner202