Elimdeki kitap birkaç yönden oldukça ilginç. Bir tanesi kişisel bir durum; o da bu kitabı uzun bir aradan sonra kütüphaneye gidince küçük cadının gelip elime vermesi oldu. Kitabı merak etti ve bunu ödünç almamızı istedi. İkinci ilginç olan yanı ise, 300 bin yıllık bir kültür tarihini ele alan Mine Soysal’ın İstanbul Masalı’ndan yola çıkması ve o kitapta resimleyen olarak yer alan Betül Sayın’ın, bu kitapta yazar olarak yer alması. Son olarak da ve iyi ki Betül Sayın’ın bu değerli kitabı çocuk dünyasına yakınlaştırma isteği. Ortaya 5 Çocuk 5 İstanbul kitabı çıkıyor ve Günışığı Kitaplığı da bu güzel hizmeti yerine getiriyor işte.

Birbirinden farklı 5 çocuk ve dönem üzerinden ama hepsini ilmek ilmek örerek hikayelendiren Betül Sayın, İstanbul’un tarihi ve kültürel zenginliğini bize bu kitap aracılığıyla sunuyor. Çocukların dilinden ve onların görsel dünyalarından hareketle ele alınan öyküler birbirleriyle bir küçücük noktadan bağlanıyor ve günümüzden başlayan hikaye mağarada yaşayan kemik tokalı kız dönemine kadar geniş bir yelpazede bu zenginliği önümüze sunuyor. Açıkça itiraf edeyim ben henüz Mine Soysal’ın kitabını okumadım ama elimdeki kitapla başlamak bile diğerine karşı merak uyandırdı. Elbette çocuk edebiyatında böylesi kitaplar görmek hep daha mutlu etmiştir çünkü mesela okurken bir çocuğun üzerinde yaşadığı coğrafyayı tanımasına aracı oluyorsunuz. Ayrıca o daha okuma kısmına geçmemişken(bizim küçük cadı daha 1 sınıf ve “ela ile laleler”de) sizin sesiniz ve vurgularınızla kocaman bir tarihi ve kültürü dinliyor ve izliyor. Size ona eşlik ederken aynı tadı almak düşüyor ve bu inanılmaz güzel bir an. Öyle onunla geçirdiğiniz her an gibi değil ama; paylaşarak ve paylaşırken yarın öbür gün sohbetinize eşlik edeceğini bilerek yaşanan bir an. Bu durum, sizi de onunla birlikte hayal alemine bir kez daha sürüklüyor. Ayrıca müthiş bir tarihe sahip çıkma gereğini önünüze koyuyor. Hem sahip çıkma, hem de aslında “insanlık tarihi”nde ne kadar küçük ve geçici bir dönemde olduğumuzu göstermesi anlamında önemli bir vurgu var bu kitapta. Siz okurken bu büyük kültürel mirasa şaşırıyorsunuz ve onun ancak bir dönemine denk geldiğinizi anlıyorsunuz. Sizden ziyade yanınızdaki küçüğün bu bilinçle hayata başlaması belki kültürel çeşitliliğin ancak ve ancak zenginlik olarak hayatımızda olacağını bilmesini de sağlar. Hem sonra kim bilir bu vesile ile ırkçılık ve gereksiz tüm kötü olaylar son bulur. Hepimiz “insan” olma ortak paydasında eşitleniriz belki bu tarz yayınlar sayesinde. Büyük bir umut veya düş mü bilmiyorum ama okurken bunlar geçti zihnimden.

Yarın öbür gün (zaman ve hayat izin verirse elbette) yanımızdaki küçük cadı ile farklı söylemlere dair sohbetlere gireceğimizde; ona insanlık tarihinde nerede olduğumuzu ve bizden öncekiler kadar sonrakilere de sorumluluğumuz olduğunu söyleme fırsatı aslında bu kitap. Sadece bir mekan ve o mekanı tanıma aracı değil; kültürel ve tarihi açıdan da sizi ve sohbetinizi besleyecek bir aracı. Birarada ama geçmişin izleriyle, gelecekten alınan bir mirasa sahip çıkarak yaşama isteği ve tutkusunu hatırlatıyor yani. Nasıl mı? Öncelikle okur olarak bizlere ayaklarımızın altındaki toprakların geçici misafirleri olduğumuz vurgusunu yapıyor inceden inceye ve her dönemin bir parçası ile geleceğe mesaj bıraktığını fısıldıyor. Bir çocuk anneannesinin evinde bulduğu bir eski şapka ile bir önceki döneme gidiyor ve ordan başka bir simge ile de başka bir dönem ve çocuğun yaşadığı döneme. Kısacası oldukça güzel geçişler ve hikayelerle örülmüş bir kitap. Emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ve saygı ile…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.